Müzeye neden gidilir? Gidilmeli midir? Kimler gitmelidir? Aynı müzeye neden birden çok gidilir? Bir defa gitsek olmuyor mu?  Müze bize tam olarak ne vaat ediyor?

Müzeciliğin önemli güncel sorunlarından biri de, bizde müzelerin hala tam anlamıyla kimlik kazanamaması. Çoğumuzun hayatına müze, anasınıfından başlayarak mecburi tutulan okul ziyaretlerindeki karmaşa ile girmiştir. Okul grupları bir heyecan dalgası içinde müzeye gelir; eğer iyi bir müze eğitimcisi ile karşılaşmazlarsa çoğu çocuk için yorucu ve fazla bilgi içeren kaos ortamındaki bir turdan sonra okullarına geri dönerler. Peki bu ziyaretten çocuğun hayatında nasıl bir iz kalacaktır? Çocuk sanat eserinin ne demek olduğunu anlamalı, çok değil dört beş eser üzerinde akıl yürütmeli, müzenin genel havasını solumalı ancak müzenin tamamından mesul tutulmamalıdır. Çocuklar çoğu zaman Sultanahmet bölgesine topluca getirilir ve hazır bir kez gelmişken girilebilecek tüm müzelere sokulur. Sonuçta yanlarına kalan yalnızca yorgunluk ve yetişkinlik çağlarında kurulan “ben oraya çocukken bir kere gitmiştim” cümlesi olur.

Oysa müze bu demek değil… Artık çocuklara özel programları mükemmel şekilde uygulayan müzelerimiz var. Çocuğun dilinde, yaş gruplarına ayrılarak, ufak bilgiler ve daha çok etkinlik içeren atölyeler düzenleniyor. Bu çocukluktan başlamak üzere müzenin bir kez gidilecek sıkıcı bir yer olduğunu yargısını kökten değiştiriyor. Çocuk sürekli değişen etkinlikleri takip ederek büyüdüğünde, müzeler güzel vakit geçirmek, yeni sergileri keşfetmek, bilgi edinmek, hatta konser ve sinemalar için keyifli mekanlar haline geliyor.

Okullar tabii ki müze bilinci oluşturmak için birinci adımı atmalı… Ama hala müze ziyaretlerini angarya gören öğretmenler, müzeden korkan aileler ne yazık ki var ve müzelerin sıkıcı ve zahmetli mekanlar olduğu görüşünü yaymaya devam ediyorlar. Bu nedenle müzeler artık çocuğu ayrı, ailesini ayrı etkinliklerle içeri çekmeye çalışıyor. Özellikle çocuklar müzede geçirdikleri keyifli zamanları sürekli dile getirdiğinde aileler de “neymiş bu müze” demek zorunda kalıyorlar ve alışveriş merkezlerinden çıkıp kültürel etkinliklere zaman ayırabiliyorlar.

Zaten asıl mesele de bu: zaman ayırmak ve alışkanlık haline getirmek. Mesela çoğumuz genellikle yaşadığımız şehirde müzeye gitmeyiz. Bir yere gezi yapılırsa, seyahat edilirse müzeler o zaman ziyaret edilmesi gerekli mekanlar halini alır. Aslında müze ile yan yana getirilen şu zorunluluk ifadeleri olmasa müzeler güzel, mutlu eden, özlenen yerler… İnsan bir kere tadını aldı mı aynı eserlere yeniden bakmaya değil, Topkapı Sarayına lale görmeye, Ayasofya’ya papağanları dinlemeye, Arkeoloji Müzesi’ne Osman Hamdi Bey’e bir dua okumaya, Sakıp Sabancı Müzesine bir boğaz havası almaya gidiyor da buna müze ziyareti diyor.

Sonuçta demem o ki, müzelerden keyif almaya bakın. Hayatın her anından keyif almaya bakın. Müzelere gidip para harcamak zorunda değilsiniz. Ücretsiz günleri takip edin, birden çok giriş hakkı tanıyan kartları inceleyin. Bazen sadece bahçesinde bir çay içmek için gidin müzeye. Müzeleri zorunlulukla, sıkıcıkla suçlamayın. Bazen yayınlanan bir belgeseli izlemeye gidin. Konferanslara gidin, açılışlara gidin. Alışkanlık edinin. Her gidişinizde yeni bir bilgi öğrenecek, yeni deneyimler kazanacaksınız şüpheniz olmasın. Siz ne yapın edin, bu haftasonu bir müzeye gidin ve alıcı gözle bir bakın. Ne demek istediğimi anlayacak ve en kısa sürede yeniden gelmek üzere müzeyle gizlice sözleşeceksiniz.

 

Not: Görsellerde yer alan karikatürler, müzeler günü etkinlikleri kapsamında düzenlenen ulusal ve uluslararası yarışmalarda ödül almıştır.