Görselliğe dayanan her şey gibi sinemanın da dertlerinin başında “soyut kavramları somutlaştırmak” geliyor. Bu kavramlar kimi zaman metafizik, kimi zaman insani kavramlar oluyor. Bu insani kavramların ise sinemada en çok temsil edileni “güç arzusu, hırs” desek yanlış söylemiş olmam. İnsanların sinemada görmek istedikleri, bekledikleri şeyde tam da bu. Aslında sinemayı güçlü kılan da bu. Kendimizin gerçekleştiremediği ya da gerçekleştirmekte tereddüt edeceği arzuyu, tutkuyu, fanteziyi hayal gücüyle harmanlayıp bize sunuyor. İki amaca da hizmet ediyor. Hem kişiyi tatmin ediyor hem de zarar vermiyor (Psikolojik hasarı bu konuda görece olarak dışarı da tutuyorum). Bu duygular da insanları sanat yapmaya itiyor. Çağımızda ise görsel sanatların ön planda olduğunu görüyoruz. Bunların en başında da sinema ve televizyon geliyor. İşte bu sektörde de en çok resmedilen şey de güçlü insanlar ve onların hayatları. Yine o arzularla bezenmiş bir güç hikayesini konu alan İngiliz yapımı Peaky Blinders’ı bugün inceleyeceğiz. Buyrun başlayalım…

Dizinin yaratıcısı; Hollywood’da yıllardır güçlü kalemiyle var olan “Eastern Promises” , “Locke “ gibi filmlerin senaristi Steven Knight. Knight, “Locke “ filmini hem yazmış, hem yönetmiş ve övgülerle karşılanmıştı. Yönetmenliğe ısınan Knight sonrasında Peaky Blinders’ı çekmeye başladı. Diziyi böylesi Hollywood’un içinde bir İngiliz çekince de kadrosu da ona göre şekilleniyor. Dizimizin başrolünde (bu kısımda kesinlikle kendimi tutamayacağım özür dilerim) oynadığı filmlerde başrol olmasına rağmen hep geri planda kalmış, adeta Rıza Kocaoğlu’nun Hollywood şubesi olarak görebileceğimiz, Christopher Nolan’ın tek vazgeçemediği isim, oyuncuların şahı, mavi gözlerine kurban olunası, sigara içişiyle benim diyen Yeşilaycı herkesi tekel bayilere koşturacak adam Cillian Murphy var. Yanında ise yine İngiliz sinemasının gediklilerinden Paul Anderson , genç İngiliz Joe Cole (Chelsea’li olan değil) var. Bir de dizimizin kaşe isimleri var. Jurrasic Park’tan tanıdığımız büyük usta Sam Neil, İngiliz asaleti Helen Mccrory, ve İngilizlerin son dönemde çıkardığı en büyük jön, Tough Guy’lık için dünyaya gelmiş adam; Tom Hardy. Annabale Wallis, Sophie Rundle gibi isimlerle de castımız tam şeklini alıyor. Dizinin son sezonunda ise diziye bir jön daha katıldı: Adrien Brody. Böyle sağlam bir mutfak ve casta sahip olan dizi ne anlatıyor peki?

“İngiltere Birmingham şehrinde yaşayan Shelby ailesinin güçlenişi ve İngiltere tarihine etki edecek düzeyde büyüyüşünü görüyoruz. Bu büyüyüş esnasında Shelby ailesinin kaybettiklerini ve kazandıklarını Tom Shelby üzerinden anlatılıyor.”

Konusu itibariyle dönem dizisi olan Peaky Blinders, görsel anlamda geçtiği dönemi çok iyi şekilde yansıtıyor. Kıyafetleri ile ayrı bir fenomene dönüşen dizi, dönemin buhranını ve şartlarını çok iyi yansıtıyor. Adeta bir sanat yönetimi harikası olan dizi sizi tarihi bir yolculuğa çıkarıyor. Görüntülerin gücü kullanılan sarı tonları ile kuvvetlendirilirken, İngiliz görsel estetiğinin iyi işlerinden biri ortaya çıkıyor. Özellikle renk kullanımı açısından örnek bir iş olan Peaky Blinders, renk değişimi ile çekim ve atmosfer değişimlerini gösteriyor. Harika kamera kullanımı ve mükemmel kareleri dizinin güçlü taraflarından biri. Bu konu da İngiliz tarzının net bir temsili olan dizi, karakter anlatımında ve dizinin atmosfer geçişlerinde kullandığı karelerle adeta bir yapbozu tamamlıyor. Özelliklerle slow motion görüntülere anlatısında bolca yer veren yönetmen, dizide değişmez bir tavır olarak bunu sunuyor. Ait olduğu drama-aksiyon türüne sadık kalmayı tercih eden dizi, sadece kamera kullanımı konusunda tabulara ters düşüyor. Yapı bozar tavrı ile türünün en büyük özelliklerinden biri olan aktüel kamera kullanımını minimuma indiriyor. Daha fotoğrafik görüntüler tercih ediliyor.

Gelelim dizinin en cezbedici kısmına. Oyunculuklar. Dizi her oyuncunun ayrı ayrı harika performanslarına sahne oluyor ancak her bölümde harikalar yaratan Cillian Murphy ve adeta her aksanda harikalar yaratan süperstar Tom Hardy’nin yahudi tiplemesinde başarısı diğer oyuncuları gölgede bırakıyor. Çok ağır bir aksan ve zor bir rolün altından adeta nefes almak kadar rahat kalkan Cillian Murphy, diziyi izledikten sonra herkesin aklına “Thomas Shelby” olarak kazınıyor. Harika zekaya ve sınırsız kontrole sahip karakterini yansıtırken ki jest ve mimikleriyle, karakteristik yüzüyle her duyguyu seyirciye rahatça geçirmeyi başarıyor. Arsız yahudi rolünde ise Tom Hardy, adeta harikalar yaratıyor ve izledikçe şaşkınlıklara sürükleyen bir performans ortaya koyuyor. Dizinin en göze gelen performanslarından birine ise Arthur Shelby karakteriyle “Paul ANDERSON” imza atıyor. Karakterinin gelişim sürecinde çok fazla değişime uğramasıyla adeta 4 sezonda 5 farklı karakteri canlandıran Anderson bunun altından başarı ile kalkıyor. Dizinin senaryosu kadar güçlü olan oyunculukları da diziyi izlenilesi kılan başlıca özelliklerden.

Dizinin belki de en güçlü kısımlarının başında gelen senaryosu ise harika bir senaryonun, doğru kişiler ile nasıl bir şahesere dönüşeceğinin göstergesi. Hiçbir şekilde realist tavrını elinden bırakmayan senaryosu ile adeta o günün şartlarına harika ayak uyduran çağımızın eseri, çok güçlü diyalogları ile bir şahesere dönüşüyor. Görsel bir iş olduğu düşünüldüğünde bu kadar edebi konuşmanın sırıtması beklenirken ne sırıtmaya ne de herhangi bir sarkmaya izin vermeyen yerinde diyalogları ile hikayenin aktarımına çok iyi şekilde hizmet ediyor. Görselliği ve diyalogları arasında harika bir denge olan dizinin en güçlü kısmı bu kontrast. Yani ağır diyalogları ile görüntüyü ezmeden, harika görüntülerle diyalogları yutmadan, her şeye hak ettiği önemi vererek sunuyor. Çok katmanlı bir hikaye olması ve her karakterin hayat hikayelerinin dönüp dolaşıp bir noktada birleşmesi gibi büyük bir riski içinde barındırmasına rağmen; 4 sezonda herhangi bir şekilde bu konudan dolayı bir sarkma yaşanmadı. Çok ince detaylara sahip olmasına rağmen bunlarında ihanetine uğramayan Knight, adeta ustalığını sergiliyor. Peaky Blinders bu açıdan adeta bir rüşt ispat etme eseri diyebiliriz.

İngiliz sinemasına ve dizi sektörüne olan aşkımı coşturan Peaky Blinders ciddi bir emeğin işi. Bu emeğin karşılığını da kalite olarak alıyoruz. Hali hazırda 4 sezon ve toplamda 24 bölümü olan dizinin yeni sezonu 2019’da gelecek. Bu güzide eseri izlemeyenlerinize izlemenizi, izleyenlere de böyle bir şölene dahil oldukları için afiyet olsunlarımı sunuyorum. Herhangi bir hatam olduysa affola. Saygılar sunuyorum…