Julius Rosenberg, Ejlert Løvborg, Necib, Torwald Helmer ve bir aktörün biyografisini oluşturan diğer ‘persona’lar.

Necib- Fabrikanın başında bir direktör görmeyi içime sindiremem. Hele o direktör eski kocan olursa… Kendisinin yerine istihdam edildiğim o mevkiden beni attırdığı için iftihar edecek. O pür azamet haliyle karşılaşınca ben ne olurum? Şerefim… Haysiyetim…

Ethel – Seni Seviyorum,Julius

Julius – Akşama görüşürüz Ethel

Doğrusunu söylemek gerekirse, başlangıçta tiyatro ne hayallerinde vardı ne de geleceğe yönelik planlarında. Ortaokul yıllarında izlediği “Balıkesir Muhasebecisi”yle birden enfekte ( ! ) olduğunu hissetmişti. Tiyatro ya da inşaat mühendisi olmak, belki makine mühendisi, hayır hayır uçak mühendisi. Kararsızdı. Yoksa pilot mu olmalıydı?

Ve bir gün anne babasının karşısına geçip “Tiyatrocu olmak istiyorum. Beni bu konuda desteklerseniz sevinirim,” dedi heyecandan ürpererek. Bir anda, nefes nefese… Her şeye, olası tepkilere, itirazlara hazırdı aslında.

Kısa bir sessizlik. “Hayatta mutlu olman bizim için yeterli.” dedi babası. “Arkandayız,” dedi.

Lise son sınıftaydı ve üniversite sınavına sadece birkaç hafta kalmıştı. Okul yıllarında “Şair Evlenmesi”, “Galile”, “Önce İnsan”da başrollerde oynamış, alkışını almıştı. Küçük de olsa bir deneyimi vardı yani. Tutkusu, isteği de. Sekiz parça hazırladı giriş imtihanı için, bunlardan üçü “Hamlet” oyunundandı. Hayır, başarısızlığı göze alamayacağını, biliyordu nicedir. Yeri sahneydi, sahnede olmalı, sahnede yaşamalıydı bundan böyle. Hayatta var olanı sahneye taşımalıydı cesurca. Söylenecek sözleri vardı çünkü. Haykıracak nefesi..

 

“Korkutucudur İbsen’in bir eserinde rol almak, duygular öne çıkar ve her ayrıntı bir diğerini tetikler, her ayrıntı bir öncekinin devamı bir sonrakinin ilk basamağına dönüşür bir anda.”

1991 yılında Ankara’daki Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nü, Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nü ve Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nü aynı anda kazandı. On dokuz yaşındaydı. Bilkent Üniversitesi’nin tanıdığı burs imkanını düşünerek tercihini Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nden yana kullandı. Cüneyt Gökçer, Çetin Tekindor gibi çok değerli hocalar, sıkı bir eğitim, dersler, notlar ve olmazsa olmaz kurallar, yasaklar.

“Herhangi bir tiyatroda rol almak, seslendirme yapmak, kısaca tiyatroyla ilgili herhangi bir iş içinde olmak, eğitimi yanlış yöne çekebileceğinden, riskli olup…” Yasaktı. O kadar !

Mezuniyet sonrası ilk görev yeri, Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’ydu. Güngör Dilmen’in “Canlı Maymun Lokantası”yla izleyici karşısına geçti. En usta oyuncu kendisinden sadece üç yaş büyüktü, bölge tiyatrosunda var olmanın tüm zorluklarına karşın, en iyi oyunlarda rol alarak kendisini geliştirmeyi bildi. Her başarısı bir sonrakinin işaret fişeğiydi adeta. Sahnede giderek büyüyor, her rolde birkaç basamak daha yukarıya çıkıyordu.

“Oynamadan oynayan”lardandı. Sahiciydi.

Cüneyt Gökçer’in sözleri yankılanıyordu hep kulağında : “Okul bitip diplomanızı aldığınızda hepiniz birer araba olacaksınız, arabanın otobanda kaç kilometre hız yapacağı size bağlı”.

Tiyatronun “ucu bucağı olmayan, yaşam boyu devam edecek bir öğrenme ve deneyim, yenilenme, asla tekrara düşmeme süreci” olduğunun farkındaydı.

“Hatırlıyorum. Lemi Bilgin ve Bozkurt Kuruç ile seneler önce ‘Budala’da oynarken, ne çok şey öğrenmem gerektiğinin, yolun daha en başında olduğumun farkına varmıştım.”

Yedi yıl Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda çalıştıktan sonra, Ankara Devlet Tiyatrosu ve 2009’dan bugüne İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatroları..

“Komik Para”,”Mutsuz Prenses”, Köpek ,Kadın ve Erkek”, “Kanlı Nigar”, “Yeşil Gece”, “Kısasa Kısas”, “Bir Yaz  Gecesi Rüyası”, “Müfettiş”, “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım”, “Öykülerden Oyunlar”, “Haydutlar”, “Toros Canavarı”, “Mefisto”, “Bachalar”, Doğum Günü Partisi”, “Mutfak Söyleşiler”i ve Mert Tanık’ı yamaçlardan en yüksek zirveye taşıyan “Rosenbergler Ölmemeli”, “Hedda Gabler”, “Sirke Tadında Böğürtlen Reçeli” ve” Çürük Temel”, “Martı”, ” Herkesin Bildiği Sırlar “, “Nora”.

Göz dolduran, duru oyunuyla özellikle “Hedda Gabler”, “Rosenbergler Ölmemeli” ve “Çürük Temel”de yeteneği, sahne tekniğiyle harikalar yaratmış, Türk tiyatrosunun en önemli aktörlerinden biri olduğunu kanıtlamıştı.

‘Julius Rosenberg’ kompozisyonu bir sanatçının erişebileceği sayılı doruk noktalarından biriydi hiç kuşkusuz ve Mert Tanık ‘Julius Rosenberg’ ile çok büyük bir başarıya imza atmıştı. Yıllar sonra da konuşulacak, altı çizilecek, her zaman kaynak gösterilecek bir başarıydı bu. Oyunculuk tekniğinin en üst noktasındaydı. Hemen sonrasında,”Hedda Gabler” de yaşar kıldığı ‘ Ejlert Løvborg’ ile bir defa daha zirvedeydi. Üstelik bulunduğu noktanın çok daha ötesinde bir doruktu bu. Kim bilir belki de, 2014-2015 sezonunda üstleneceği ‘Necib’ personasının ön provasını yapıyordu, farkında olmadan.

Necib- Kızımız İclal’i de düşünmek vazifen. Halbuki sen bundan evvel eski aileni, yani yirmi senedir görmediğin oğlunu düşünüyorsun. Sen zannediyor musun ki, fabrika iflas ederse Şevket Bey’in ailesi İclal’i ister, hayır, derhal vazgeçer. Buna emin ol. Ya İclal o zaman ne olur? Bir genç kızın ilk aşkını söndürmek bilir misin ne büyük felakettir? Pervin Hanım’ın şimdi kendine hiç lüzumu olmayan parasına dokunmamak için, diğer kızımızın göz göre göre felaketine sebep olacağız. Münire iyice düşünmelisin. Ya kurtulmak ya felaket…

“Ankara Devlet Tiyatrosu’nda ‘Yeşil Gece’yi sergiliyoruz. İki defa bomba ihbarıyla apar topar binayı terk etmiştik. Gün oldu, oyundan az önce polis dakikalarca salonda, fuayede arama yapardı. Evet bir tedirginlik vardı ve bunu hep yaşadık..”

Emile Fabre’nin “La Maison D’argile” adlı eserinden Hüseyin Suat Yalçın tarafından uyarlanmış ve neredeyse yüzyıl önce, 1916’da Darülbedayi’nin ilk oyunu olarak sahnelenmiş “Çürük Temel”de eşi, kızı ve üvey çocukları arasında kalmış Necib kimliğinde Mert Tanık gerçek bir tragedya oyuncusunun tüm özelliklerini sergilerken, meslek hayatının en önemli karakterlerinden birine de hayat veriyor, can suyu oluyordu. Necip, tıpkı Julious Rosenberg, Ejlert Løvborg gibi, daha önce de bahsettiğim üzere, yıllar yılı Mert Tanık ismiyle anılacak, Mert Tanık’ın unutulmaz başarısı ve aktör olarak sahip olduğu değer hep referans olarak gösterilecektir.