Mitoloji, binlerce yıldır anlatılan sırlar, aşk, tutku, arzu, nefret, cinayet, kan, korku ve karanlıkla dolu efsaneler. Mitolojik hikâyelerde anlatılanlar aslında her insanın derinliklerinde bulunanların bir yansıması, günlük hayatta varlığından habersiz yaşadığımız vahşi, karanlık, dehşet uyandıracak yanımız. Hepimizin hamurunda modern yaşamın aydınlığında korkunç, karanlık gördüğümüz unsurlar var. Mitolojik öyküler bize bizi anlatıyor aslında, bütün tüyler ürpertici dehşetiyle.

Bütün mitolojilerde sayısız öyküler ve karakterler var elbette ve bunların hepsi de çok ilginç ve derinlemesine bir çalışmayı hak ediyor. Bu öyküler aynı zamanda farklı sanat dallarına da ilham kaynağı olmuşlar. Sadece Yunan ve Roma trajedilerini bile düşünsek, hemen hepsinin konuları ve karakterleri mitolojiye dayanmaktadır. Modern düşüncenin de ışığında en büyüleyici karakterlerden biri kuşkusuz Medea, yaptığı korkunç ve inanılmaz derecede tüyler ürpertici diye adlandırdığımız şeylerle ünlü olan kadın. Yunan mitolojisindeki güneş tanrısı Helios’un torunu, inanılmaz bir büyücü, kelimenin tam anlamıyla bir cadı, tutku dolu ve korkusuz bir prenses. Medea diğer kadın mitolojik karakterlerden daha fazla sanat eserlerine kaynak oluşturmuştur. Euripides (M.Ö. 484-406) tarafından yazılan unutulmaz trajedinin adıdır. Bu oyun ilk defa M.Ö. 431’de sahnelenmiş ve Dionysos şenliklerinde üçüncü olmuştur. Oyunu kaynak alarak Luigi Cherubini “Medea” operasını 1797 yılında Fransa’da bestelemiştir. Ünlü İtalyan yönetmen Pier Paolo Pasolini 1969 yılında “Medea” filmini çekti, senaryoyu da kendisi yazdı. Gelmiş geçmiş en ünlü ve en başarılı opera sanatçılarından biri olan Yunan Diva Maria Callas filmde Medea’yı canlandırdı. 1953’de “Medea” operasında rol almıştı ilk defa, fakat film tiyatro oyunundan da operadan da farklı. Callas filmde hiç şarkı söylemiyor, zaten çok az konuşuyor. 1988 yılında da Lars von Trier aynı adlı başka bir film yaptı.

Oyun İason Korinthos kralının kızı Kreusa ile evlenmeye karar verdikten sonra başlar. Konuşmalarla geçmişleri hakkında bilgi alırız. İason, tahtı ele geçiren amcasının isteğini yerine getirmek üzere Altın Post’u almak için Medea’nın ülkesine gelmiştir. Kolkhis denilen bir yerdi burası, Günümüz Gürcistan’ı olma ihtimali yüksek olan bu yere Argonaut’lar denilen İason ve arkadaşları çok zorlu ve tehlikeli bir yolculukla gelmişlerdi. Yunanlılar burada barbarların yaşadığına inanıyorlardı. Medea, İason’a âşık oldu, Altın Post’u çaldı ve kardeşiyle yola çıktı. Yolda kardeşini öldürüp vücudunun parçalarını yola attı, böylece babası onları yakalayamadı. Altın Post’la birlikte İolkos’a gittiler, fakat İason’ın amcası tahtı bırakmadı. İason, amcasından korkuyordu, Medea da onu öldürdü. Kralın kızlarını kralı öldürüp bir kazana atarlarsa onu büyüyle tekrar genç ve güçlü bir adama dönüştürebileceğini söyledi. Ne yazık ki bu doğru değildi ve sonra İason’la Medea Korinthos’a kaçtılar. Oyun, Medea’nın Korinthos’taki evinin önünde, süt annenin konuşmasıyla başlar ve neler olacağını biraz sezmeye başlarız. Medea, kocasının isteklerine sessizce boyun eğip oturacak bir kadın değildir. Korinthoslu kadınlar onu ziyarete gelirler ve Medea, bir yabancı olduğu bilinciyle de acılarından bahseder:

-” Benim gibi sessiz yaşayanlar da, kötü bir şöhrete sahiptir.”

Bir kadın olarak hislerini ve evli olmanın bir kadın için ne demek olduğunu anlatır sonra. Sadece bir erkeğe bağlandığını, onun da ne kötü bir koca olduğunu söyler. Kadınların canlı ve düşünen varlıklar içerisinde en şanssızları olduğundan dem vurur. Evlenmek gerektiğinden, çünkü evlenmemenin daha kötü olduğundan, ama esas meselenin iyi ya da kötü bir eş seçmek olduğunu, evlenen kadının yeni davranış biçimleriyle karşılaştığını, yatağını paylaşan erkeği idare etmek için adeta bir kâhin olmak gerektiğini anlatır. Bunlar yerine getirilip eş de gereken yükü üzerine alıp yaşarsa, hayatın çok güzel olduğunu, yoksa ölmeyi tercih edeceğini söyler. Erkeklerin dışarı gidip savaşabildiklerini, kadınlarınsa, hele bir de ailelerinden ve arkadaşlarından uzaktaysalar evde onları beklemek zorunda olduklarını belirtir. Erkekler kadınların evde rahat içinde oturduklarını düşünse de Medea, çocuk dünyaya getirmektense savaşmayı tercih edeceğini söyler. Korinthoslu kadınlar onun acısını anlamaktadır. O sırada gelen kral Kreon, Medea’yı ülkesinden kovduğunu söyler. Çocuklarıyla sürgünde yaşamak zorundadır, yapayalnız ve etrafı düşmanlarla dolu olarak. Kendi ülkesine de gitmesi imkansızdır. İason kralın kızıyla evlenirse daha rahat edeceklerini, zenginliklerinin artacağını söyler, ama bu konu hakkında Medea’yla konuşmamıştır daha önce. Medea için bu söylenenlerin bir anlamı yoktur ve zorunlu olduğu şeyleri yapacak gücü kendisinde bulmaktadır.

Paslini’nin filmi İason’ın çocukluğuyla başlar, sonra Medea’nın ülkesinde buluruz kendimizi. Filmin çoğu ülkemizin en gizemli yerlerinden Kapadokya’da çekilmiştir. Orada yaşayanlar barbar olarak görülmektedir ve film bir insan kurban töreniyle başlar. Pasolini mitler, efsaneler ve dinlerin tarihiyle çok ilgileniyordu. Kapadokya tam da onun mitlerle ilgili bir karakter hakkında film yapacağı yerdi. Burada insanlar binlerce yıldır aynı şekilde yaşıyormuş gibiydi. Bir zamanlar aktif volkanların olduğu bu yerde, yağmur, rüzgâr ve buzun etkisiyle “peri bacaları” oluşmuştu kayalardan. 250 tane yeraltı şehrinin bulunduğu Kapadokya civarında, aşağı yukarı ikinci yüzyılda Hristiyan keşişler gizlice yaşamışlardı, evlerini ve kiliselerini inşa ederek kayalarda. Filmin Korinthos’ta geçen son kısımları Suriye’de çekilmiş. Senaryo da Pasolini’ye ait. Yönetmen aynı zamanda bir yazar ve şairdi. Sanat yoluyla siyasi propaganda yapılmasına şiddetle karşı çıkıyordu, baskı rejimlerinin ve her türlü baskının karşısındaydı. Filmde çoğunlukla yerel halk kullanılmış oyuncu olarak. Filmin başından itibaren müzik bizi uzak, destansı ve gizemli bir dünyaya alıp götürüyor, çok eski kabilelerin, Şamanistlerin ya da Keltler’in müzikleri gibi. Filmde çok az diyalog var, sanki müzik ve görüntüler bize hikâyeyi anlatıyor. Oyun ya da operadan çok farklı film. Maria Callas Medea rolünde üstün bir başarı sergiliyor, yüz ifadeleri, gözleri, bütün varlığı adeta Medea’nın kendisi.

Pasolini’nin bütün olan bitene karşı bilimsel bir yaklaşımı var, inançlara, geleneklere, kurban törenine. Sahneler uzun, bize düşünmek, ne olup bittiğini kavramak için zaman veriyor. Medea’nın yaptığı korkunç eylemleri yapmak zorunda olduğunu görüyoruz, bütün karanlık güçleriyle doğanın kızı o, doğanın ve kalbinin ritmiyle yaşıyor. Huzuru böyle buluyor, içinde. Barbar olarak düşünülen halkı da öyle, kendi yöntemleriyle doğanın peşindeler, Afrika yerlileri, başka bölgelerde yaşayan yerli halklar gibi. Bu durum evlendikten sonra bir yabancı olma durumunu daha da güçlendiriyor, bir kadın olarak özellikle. Burada toprağın, güneşin, doğanın sesini duyamıyor. Kendisinden uzaklaşmış durumda, bunu İason’la kaçtıktan sonra anlıyor, bu uzak beldede kendisi için kutsal olanlar kutsal kabul edilmiyor, aslında tanımadığı bu insanlar tarafından. Fakat aşkı, tutkusu çok güçlü, İason’ın anlayamayacağı kadar güçlü. İason’ın dünyası daha modern, uygar bir dünya ve burada yarar, zenginlik daha önemli. Kralın kızıyla evlenmek için öne sürdüğü gerekçeler tamamen yersiz kalıyor burada. Medea’nın aşkının, tutkusunun ateşi sahip oldukları, paylaştıkları dünyayı yakıyor. Paylaştıkları ne varsa hepsi, çocukları, beraber geçirdikleri zaman küle dönüşüyor. Beraber mutlu olduklarında kendini tamamen tutkuyla kocasına adamıştı Medea, sahip olduğu her şeyi geride bırakarak, ülkesine ihanet ederek. Tutuşan ihtirasıyla her şeyi onun için yapmıştı, İason onun dünyasıydı, başka bir şeye ihtiyacı yoktu. İason’ın evlenmeyi düşündüğü kıza verdiği, onu babasıyla yakıp öldüren büyülü elbiselerden, kendi çocuklarını öldürmekten memnun değildi. Kendi onuru, gururu için de bunları yapması gerekiyordu. Tamamen acı içinde, bütün dünyasının yıkıldığını görüyor, hiçbir şey yapmadan buna boyun eğmesi mümkün değil. Soğukkanlı bir katil değil o, bunlar onun için çok acı verici; kendi düşüncelerine göre şerefsizlik addettikleri olaylar için hatta bunların sadece söylentisi yüzünden kız kardeşlerini, kızlarını ya da eşlerini öldüren erkek kardeşler, babalar ya da kocalar gibi değil Medea. Bunu yapmak için kendisini ikna etmeye çalışıyor, tıpkı kaçarken yakalanmasınlar diye çocuklarını öldüren köleler gibi. Doğanın karanlık yönleri de var, ayışığının parlaklığı kurtların uluma sesleriyle birlikte. Masalların tüyler ürpertici yönleri, Marquez’in dehşetle yoğrulmuş ve hepsinin gerçek olduğunu ifade ettiği “büyülü” hayat hikayeleri bizim karanlığımıza birer ayna. Filmin sonunda Medea’yı alevler içerisinde görürüz, İason’la birlikte paylaştığı dünyayla birlikte. Oyunun sonundaysa oldukça farklı ama efsaneye daha uygun olarak, Medea çocuklarının cansız bedenleriyle birlikte Helios’un gönderdiği bir arabayla uzaklaşır. İason yapayalnızdır, ne arkadaşı vardır ne de evi, yabancı bir diyarda bir yabancı.

Not:  İngilizce yazılarımı artidelight.com linkinden takip edebilirsiniz.

BBC’nin film çekilirken yönetmen ve oyuncularla yaptığı röportajlar: