Mayısın işçiler üzerine başlaması düşünülür. Yeşil yaprakları izlerken bu çarşambayı hepimiz öyle düşünmüştük. İşçilik boyut değiştirdi perşembeye kadar. Bir atölye oldu. Öncesinde sokak sokak gezen bir laptop çantası. Savruk bir bekleyişe dönüştü sonra yapraklar. Gün sonunda gelecek kumaş pantolonlu, balon bardaktan habersiz. İki üç kalem darbesiydi işçiler, kağıt üzerinde. Silmeye yeltenilmeden direkt yırtılan. Çoğu zaman da torbasız çöp kutularının bile umurunda olmayan. Ağızda nefes verdikçe can bulan maya tadıydı. Nefes nefese. Açık unutulan lacivert perdeli pencerenin camından uçup giden.

Uçup giderken kulaklık taktı. Saçını küpesinin ardına sıkıştırdı. Biraz da midesi bulandı. “Umarım burada tozum bile kalmaz.” İsmini zarf üzerinde görünce şaşırdı işçi. İlkel benliğini seçti, masada adı yazan tarafını çevirdi. Terlemek hala beklemekten. Ya da bir telefon kadar ucunda dudakların.

Kumaş pantolon mavi kapüşonla tamamlandı merdiven üzerinde. On beş dakikanın, susmanın değerini hatırlattığı üç basamaklı merdivende. Çarşamba tiratlara dönüştü, efektli yalnızlığa yüz tuttu. Sigara, dumanından utandı ikinci on beş dakika. Bilmem kaçıncı basamakta. Beden üzerinde gezdirilen birkaç parmakla hatırlattı işçi. İçindekileri. Sayfa numaralarından çok daha belirleyiciydi bu seferki. Sonrasında koyu karanlık bir mayıs. Yargıç ve hırsızı parmak şıklatışlarıyla anlatan bir kralı gördü bu ilk mayıs. Üç kız kardeş kavgasına dönüştü, izlemekten çok daha derinini planlayanlar için, arkalarına yaslandıkları bordo koltuklar üzerinde. Elleri cebinde işçiler, susadılar. Etrafı izlerken balon bardaklar ellerine düştü. Parklar keyfini kaçırdı birinin, diğeri beyninde defalarca savurduğu kağıt parçalarını aradı. Sonra arabanın camını araladı. Baktı; altı çizildi adımların, tınılar ceviz ağacını oyaladı. 1 Mayıs anahtar sesi. Yastık izinde bir ses aradı işçi.