19. yüzyıl sanatından 20. yüzyıla geçişin en dikkat çekici kavramlarından birisi de Primitivizm olmuştur. Bu kavram, özellikle ilkel toplum sanatlarının ya da geleneklerinin Batı’yı beslemesi ile özdeşleşmiştir. Bu konuyla alakalı en önemli kaynaklar da Afrika kabilelerinden bildiğimiz masklar ya da İberya heykelcikleridir.

Sanatta bu tarz farklılaşan beslenme alışkanlıkları, doğal olarak ortaya farklı ürünlerin koyulmasını da sağlamıştır. Dışavurumculuk, Kübizm ya da Fovizm gibi akımlar 20. yüzyıl sanatındaki değişimi çok daha iyi gösterir. Bir de “İzlenimcilik” gibi hızlı bir fırçanın ötesinde doğadan alınan ilk izlenimin aktarıldığı bir akımı, yavaş yavaş iç dünyanın “Dışavurumculuk” adı altında tuvale yansıması olarak görmeye başladığımızda, yalnızca kitlesel değil bireysel alışkanlıkların da nasıl değiştiği daha iyi anlaşılmaktadır.

Maurice de Vlaminck
Derain’in Portresi
1905

Böyle bir ortamda, önce hukuk eğitimini seçip daha sonra bir sanatçı olmaya karar veren Henri Matisse dikkat çeken bir isim olarak bilinir. Fovizmin en önemli temsilcisi olarak bildiğimiz Henri Matisse’in önceleri İzlenimcilik ya da Realizm gibi akımlarda son derece kıymetli ve referans alınabilecek eserler verdiğini de unutmamak gerekir. Çünkü Fovizm kavramı dahi bazen yanlış anlaşılmaktadır. Kelimelerin altlarında yatan anlamlar özellikle önemsenmesi gerekirken, sıklıkla ezber tahliller ile renklerin neyi ifade etmeye çalıştığı gözden kaçabilmektedir.

Henri Matisse
Dans
1909

Matisse, 1909 yılında o meşhur “Dans” tablosunun ilkini yapmıştır. Yağlı boya eserde, el ele tutuşmuş halde 5 çıplak figür yer alır. İlk bakışta resmin aslında ne kadar ilkel bir havada olduğunu anlamak da zor değildir. 1910 yılında da “Dans II” eseri ile karşımızdadır Matisse. Dans eden figürler, ünlü İngiliz Romantik William Blake’in “Dans Eden Periler ile Oberon, Titania ve Puck” adlı eserindeki figürler ile yakın bir düzene sahip diyebiliriz. Bu tarz örnekler, sanatçıların birbirleri ile olan etkileşim açısından da aslında önemlidir. Eserin bizzat Matisse tarafından görülüp görülmediği ise tartışmaya açık olabilir. Ancak “Dans II” eseri mavi, yeşil ve kahverengi-kırmızı gibi birkaç rengin kullanımı ve bu renklerin duruşu itibariyle Fovist bir eser olsa da, Matisse’in esas vurgulamak istediğinin figürlerin heyecanı olduğu konusunda birçok insan hemfikirdir. Bariz bir şekilde yeşilin yakından tanıdığımız doğa olduğu, mavinin de gökyüzü ya da deniz olduğu ilk akla yatan fikirdir. Dönemin eleştirmenlerinin nazarında ilkellik olarak görülen bu sadeliğin, Matisse’in gözünde bir devinimden, belki heyecan ve mutluluktan ibaret olduğunu düşünmemek için bir mani göremiyorum.

William Blake
Dans Eden Periler ile Oberon, Titania ve Puck
1786

Renk konusuna da küçük bir açıklık getirmek gerekirse, gerek Matisse’in gerek diğer Fransız sanatçılar Maurice de Vlaminck ve André Derain’in renkleri oldukça cart durmaktadır. Sıcak veya soğuk demeksizin her anlamda zıt renkler hiç çekinilmeden yan yana kullanılır ve her biri de gayet “ben buradayım” modundadır. Zaten bu algının verilebilmesi için de Fovizm çokça “çiğ renkçilik” olarak dilimizde yer edinmiştir. Esasen daha çok vahşi ve yırtıcı hayvanlar için kullanılan “fauve” kelimesi Fovizm akımının kaynağını oluşturur.

Henri Matisse
Dans II
1910

Benzer durum “Müzik” adlı eserde farklı şekilde karşımıza çıkar. Açıkça aynı dokunun kullanıldığı eserde, yine 5 çıplak figür görüyoruz. Dans için bir hareket ve heyecandan bahsettik, buraya kadar bir sıkıntı yok. Peki ya “Müzik”teki olay nedir? Günümüzde kaliteli bir müzik dinlemek gitgide zor bir hal alıyor ve her şey elektroniğe dönüyor olsa da, kaliteli bir dinleyici bilir ki kulağınızı besleyen sesi en güzel destekleyen şeyler onunla uyum içinde çalan enstrümanlardır. Tek başlarına her ne kadar iyi olsalar da hep birlikte bir uyum yakalarlar. “Müzik” için de bu tarz bir yorum yapılabilir. Yorum sonsuz. Matisse’in ilk yaparken aklından geçenler bile bir sonraki gün gelişmiş, değişmiş bile olabilir. Ancak hareketi ve heyecanı yakalamak için, koşuşturma zorunlu değildir. Notalar ile de bunu pekâlâ hissetmek mümkün.

Henri Matisse
Müzik
1910

20. yüzyıl sanatının insanı bir hayli düşünmeye ittiği apaçıktır. Önemli olansa ne zaman basit ne zaman kompleks düşünmek gerektiğini fark edebilmek sanırım.