Tuhaf Bir Kadın’ 1971 yılında ilk defa yayımlanmıştır. Roman dört bölümden oluşmaktadır: Kız, Baba, Ana ve Kadın. Ayrıca ikinci bölümün içinde babanın ağabeyi Ahmet Kaptan ve yazarın önemle üzerinde durduğu, hatta kitabın her yeni baskısında hakkında bir belge daha eklediği Mustafa Suphi yer alır. Roman, baş kahraman Nermin’in yirmi yıl içinde geçirdiği değişimi, bu süre içinde yaşadığı sıkıntıları ve bir kadının birey olarak toplumda yer edinmesi için herkesle verdiği mücadeleyi anlatmaktadır.

Üniversitede okuyan Nermin, yeni arkadaşlar ve yeni çevre edinir. Bunları anlattığı bir günlüğü vardır ve ilk bölümün anlatımı da bu günlüklerle başlar. Günlük sayesinde Nermin’in 1950 yıllarda üniversitede olduğunu öğrenilir. Bu bölümde Nermin’in gelenekçi annesiyle çatışmaları, üniversitede edindiği arkadaşlarla ilişkileri ve erkeklerin egemen olduğu edebiyat dünyasında kadın olarak var olma çabası anlatılır.

Nermin’in annesi Nuriye Hanım, geleneklerine sonuna kadar bağlı bir kadındır. Hayattan, eşi Hasan’dan, eşinin işsiz kalmasından, kızından ve onun kendi başına buyruk hareketlerinden hep şikayetçi olan anne, evdeki hakimiyetini asla elden bırakmak istemez. Nuriye Hanım için namus çok önemlidir. Hele ki bir genç kızın namusu bakireliğin korunmasıdır. Nermin, “Zar Parçası ya da “Vücudumun Tılsımlı Perdesi” dediği bekarete değer vermez görünür ve ondan bir an önce kurtulmak için uygun bir kişi arar. Ancak rüyasında annesinden bekaretini kaybetmek yüzünden ne kadar korktuğu anlaşılmaktadır.

“… Annem oturağı sürüyor altıma ve ‘Tövbe et, tövbe istiğraf et, günaha girmişsin, söyle ne yaptın, söyle kız mısın?” diyor. ‘Kızım anneciğim, hiçbir şey yapmadım.’ diyorum…” s.25

Nermin’in günlüğünde anlattığı bu rüyasında bilinçaltının ortaya çıktığı görülür. Fakat Nermin, her ne kadar annesinden korksa da, hatta bu olay bilinçaltına da işlese bir gün bir üniversite arkadaşı yüzünden polis tarafından sorguya çekildiği sırada bir an önce bekaretten kurtulmak istediğini dile getirir:

“… Dayak yemekten değil, ‘ya şuraya yıkıverir de beni, bir hayvanlık ederse’ diye korkuyordum. Anamın o yere göğe sığdıramadığı o zar parçasını ya ilkin bir polis kırpığı haklayıverirse. Hem de böyle bir dekor içinde, bu zırıltıyı tez elden aklı başında birine hallettireyim, pis bir iş bu. Örneğin Ahmet’le…” s.30 

Burada da korku durumunun bilinçaltında ortaya çıkardığı ve annesinin baskısıyla içinde yer edinmiş bekaret olgusunun bir an önce ortadan kaldırılma isteği görülür. Ayrıca özgür olmak isteyen, kendine bir birey olarak toplumda yer edinmeye çalışan Nermin’in polis sorgusunda bekaretini kaybetmek dışında korktuğu ikinci durum ise ailesinin bu durumdan haberdar olmasıdır:

“Polisten değil de, annemden, evden korkuyorum, ya duyarlarsa diye.” s.29

Yoksa yediği dayak ya da polislerin söyledikleri umurunda bile olmaz. Çünkü o kendinden emindir ölse dahi hiçbir şey söylemeyecektir polislere. Kararlı bir kişiliği olduğunu karakoldaki olaylar sonucunda gösterir. Dayak yer ama hiçbir şey söylemez. Komünistlerden uzak durması söylenip bırakılır. Polisler tarafından sorguya çekilmesi arkadaşı Halûk yüzünden olur. Nermin, hapisteki arkadaşına yardım etmek ister ve ondan aldığı bir cümleyi hiç tanımadığı bir adama iletir. Bu olaydan sonra Halûk’a nasıl güvendiğini sorgular. Başkalarına değil de neden onlara güvendiğini düşünür ve her insanın en merak ettiği “Ben kimin? sorusuna cevap arar:

“… Kimdi, neydi? Neden bu güveni sadece onlara duymuştum? Güvenden de öte sanki saygı duyuyorum onlara. Ben kimim, ne yapıyorum böyle, onlar ne yapıyorlar?…” s.28

Kim olursa olsun onlar gibi olacağını ve asla geçmiştekilere benzemeyeceğini söyler:

“… Kim bunlar?.. Kim olurlarsa olsunlar. Bana doğru geleni yapacağım. Onlardan olacağım ben de. Bizden öncekilere, ablalarımıza benzememek için her şeyi göze alacağım.” s.28

Nermin, aydın bir kadın olmak ister. Abla dediği kişiler, geçmişteki kadınların toplumdaki yerleri ve takındıkları rollerdir. Bu Nermin’in içinde olmak istemediği bir durumdur. Evde yemek yapıp çocuk bakarak vaktini geçirmek istemez.

Nermin, ailesinden habersiz, üniversite derslerinden sonra ya da derslerden kaçarak edebiyatçıların bir arada bulunduğu Lambo’ya gider. Orada kendine bir yer edinme, erkeklerin oluşturduğu bir alanda kadın olarak kendini ispatlama, gösterme çabası içindedir. Bir gün  Lambo’da “O” diye hitap ettiği bir şaire kendi yazdığı şiirleri gösterir. Şairin, Nermin’e “Reis” diye hitap etmesi, Nermin tarafından hoş karşılanmaz. Ancak yine de şiirlerini ona okur. Bu şiirleri şair, hem genç hem de bir kadın tarafından yazıldığı için yetersiz bulur:

“… Ellerine sağlık, pek de güzel yazmışsın ama, şaire olabilmek için daha çok küçüksün. Bunları birkaç ay beklet; yeniden oku bakalım…” s.15

Erkek bir şair tarafından “şaire” sözcüğü özellikle seçilip kullanılmıştır. Onun küçük olması dışında kadın olması durumuna da vurgu yapılmak istenmiştir. Yalnız Nermin için şiir bu hayattan kaçtığı ve sığındığı tek uğraştır ve bu durum onu hayal kırıklığına uğratır:

“… İşte benim tek sığındığım, tek avunduğum şiirlerden de umudum kesildi artık. Yaşamanın anlamı ne olacak artık, ölebilirim artık.” s.15

Hayatla bağlantısını sağlayan, kendini rahatlatan uğraşı şiirde başarısız olduğunu düşünmesi onu mutsuz etmiştir. Sadece merak ettiği ve tavsiye edilen kitapları okuyarak vaktini geçirmeye başlar ve şiir yazmayı bırakır. Şiir yazmamasını zaman ilerledikçe başka sebeplere de bağlar. İnsanları anlamak ve onları keşfetmek isteğiyle doludur:

“… Hiç şiir yazmıyorum artık, insanları, bu uçsuz bucaksız insanları şiire sığdırmak olası değil. Şiiri, sanatı böyle anlıyorum bu sıralar; içi insan dolu bir kuyu sanat.” s.43

Ancak uğraşmak istediği sanatta yer edinmesi hiç kolay değildir. Çünkü Lambo’daki erkek sanatçılar buna izin vermezler. Kadın olması en büyük sorundur Lambo’dakiler için. Kadın olması, o kadar erkek içinde oraya rahatlıkla girip çıkması hakkında birçok dedikodu çıkmasına neden olur. Bu dedikodular, Lambo’da isimleri yazar tarafından kısaltmalarla verilen erkeklerin kendi erkekliklerini bir kadın üzerinden ispatlama çabasından başka bir şey değildir. Nermin bu durumu dedikoduyu çıkaran kişilerle Lambo’da da yüzleşerek yapar ve onları yalanlar. Nermin, Mösyö Lambo’na durumla ilgili şikayetini dile getirir:

“- Ayıp değil mi Mösyö Lambo, benim buraya erkek aramaya geldiğimi sanıyorlar?

  • Eh, erkek bunlar, erkek böyledir.
  • Yani bana annemin dizinin dibinden ayrılma mı demek istiyor bu yobazlar, beni arkadaş olarak göremezler mi ya da kız kardeş gibi?
  • Olmaz bre kızım, nasıl olur, erkek bunlar, sen onların kız kardeşi değilsin ki!..” s.47

Bu konuşma ve yaşanan bu olay Nermin’i tekrar bekaret konusunda düşünmeye iter. Sanki ondan kurtulunca her şey düzelecek düşüncesindedir. Kendi içinde bu durumu sorgular. Annesinin bu konudaki baskısı, erkeklerin bu konu üzerine yaptıkları tutarsızca dedikodular Nermin’in bir çıkış yolu aramasına sebep olmaktadır. Bu olayların Nermin’de dışa vurumu en çok değer verdiği ve mektuplaştığı Halit ile kaçmak istemesiyle ortaya çıkar. Bu durumun düşüncesinden bile o kadar mutlu olur ki:

“… Ha ha hay iyi bir ders vereceğim sana, zar bekçisi hanım, çok iyi bir ders.” s.51

diyerek annesiyle olan iç savaşını dile getirir.

Nermin’in cinselliğe bakışı etrafındaki kızlardan çok farklıdır. Bunu Nermin’in samimi arkadaşı Meral ile olan bir diyaloğunda daha net görülür. Nermin en iyi anlaştığı kız arkadaşı Meral ile sandalla gezintiye çıkar ve ona sırrını açar. Halit ile kaçacaklarını ve onun da gelmesini istediğini söyler. Meral bunu yapamayacağını dile getirir. Meral, Nermin’e Halit ile kaçarsa onunla birlikte olmak zorunda olacağını söyler ve Nermin, bunun zorla olmayacağını dile getirir. Bu konu üzerine konuşurken Meral Nermin’e abisi Bedri tarafından bekaretinin bozulduğunu söyler ve bunu anlattığı için kendinden utanır. Nermin ise bu durumu normal karşılar:

“-  İğrendin mi benden?

  • Yooo… Şaşırdım biraz ama, şimdi o da geçti. Bu normal, yani insanı bir şey, yani olabilecek bir şey…” s.56

Bu konuşma üzerine sandallarına yaklaşan iki küçük oğlanların “Abla oranı göstersene” diye bağırmalarına karşılık Nermin hiç çekinmeden isteklerini yerine getirir. Hem Meral’i anlattıklarından sonra rahatlamak hem cinselliğin çok abartıldığını göstermek hem de kendisinin cinselliğe bakışını göstermek ister:

“… Ne yapacağımı bilemiyordum. Oğlanlar sandallarını yaklaştırmışlardı. ‘Yanaşın.’ Eteğimi kaldırdım, külotumu yan tarafından araladım gösterdim. Oğlanlar çığrıştılar. Meral ‘Utanmıyor musun?’ diye bağırdı bana. ‘Utanmıyorum.’ dedim.” s.57

Nermin’in için bu olay orada yaşanır ve orada kalır. Hayatında herhangi bir etki yaratmaz hatta bu yaptığından pişmanlık dahi duymaz. Ancak Nermin’in bir kadın olarak cinsel obje görülmekten kurtulması imkansızdır. Lambo’ya gittiği bir başka gün içkili iki erkek Nermin ile ileri geri konuşmaya başlar ve ondan rahatsız olduklarını ona “Sen kimsin, çık git, şırfıntı” gibi laflarla dile getirirler. Nermin bu duruma kızar:

“… ‘Sen kim oluyorsun da benim nerede oturacağıma karışıyorsun?’…’Senin keyfine göre mi yaşayacağımı sanıyorsun?’… ‘Sen kim oluyorsun da yeniden o karanlık deliklere tıkmaya kalkıyorsun Türk kadınını ha?..” s.58 sözleriyle kadınların kazandığı hakları erkeklerin alamayacağını dile getirir. Nermin, o erkeler karşısında güçlü ve özgüveni yerinde bir duruş sergiler.

Bu olay Nermin’de yeni bir hırs yaratır. Bir sonraki Lambo ziyaretinde kendi üzerinden yapılan dedikodulara çok içerlediği için oradaki erkeklere çok kıymetli gördükleri bekaretini armağan etmek istediğini söyler. Nermin, oradaki insanlarla erkek oldukları için değil insan oldukları için ilişki kurmak, onlarla paylaşım içinde bulunmak istemiştir. Onların arasına sevgiyle katılmak istemiş ama hepsi onu hayal kırıklığına uğratmıştır. Burada gene annesini sorgular Nermin:

“… Onun kaygısı beni adamlardan korumak değil mi? Böyle bir düşmandan saklamak. Ama sonunda o dünyanın insanlarına karı diye armağan etmek. Bütün özendiği bir canavar parçalasın diye bir melek yetiştirmek…” s.63

Nermin, erkekleri yaşadığı olaylardan sonra artık bir canavar olarak görmeye başlar. Artık kaçıp kurtulma vakti gelmiştir ama annesi her şeyi fark eder ve kaçma planına engel olur. Nermin ilk defa kendini öldürmek ister. Bunalıma girer ve evden dışarı çıkmaz. Çıkmak istese de namus bekçisi annesi onu dışarı bırakmaz. Nermin ve Meral’in aklına annenin namus bekçiliğinden kurtulmak için tek bir çare gelir: “Evlilik”. Nermin, Meral’e sahip olan Meral’in abisi Bedri ile anlaşmalı evlenmeyi bir kurtuluş yolu olarak görüp hiç tereddütsüz kabul eder. Böylelikle Nermin evliliğin ilk aşamasını gerçekleştirip nişanlanır ve artık daha rahat dışarı çıkmaya başlar. Nermin’in “kutsal evlilik kurumu” diye adlandırdığı olay onu anne, komşu, çevre baskısından kurtarır. Evlenmek istemeyen genç kızın, baskıdan kurtulma çabasından başka bir şey değildir bu evlilik.

İkinci bölümde hasta yatağında yatan Nermin’in gemici babası Hasan’ın iç monologları ve bilinç akışı görülür. Bu bölümde iç içe geçmiş üç farklı anlatı vardır ve hepsi Hasan yani birinci tekil kişi ağzından anlatılır. İlk olarak Hasan geçmişini anlatır: İstanbul’a gelişi, gemide çalışmaya başlaması, eşi Nuriye ile tanışması, sarı oğlum dedikleri ilk çocuklarının ölümü. Sonraki anlatı: Nermin’in evlenmeye karar vermesi ve bu süreçte Hasan’ın seferde olması bu olaya müdahale edememesi, Nermin’in Bedri ile evlenmesini istememesidir. Daha sonraki anlatı da Hasan’ın bunları hasta yatağında ölüm döşeğindeyken anlatması, evinde ölmek isterken Nermin, Nuriye ve Bedri’nin onu sürekli hastaneye götürmek istemesi, Nermin’in siyasi görüşlerine kızması, Nermin’in o kadar eğitimi boşuna aldığına inanması, Nermin’e tevekkülü anlatamadığı için kendine kızması şeklindedir. Bu düşünceler ve konuşmalar Hasan’ın iç monologlarıdır. Evdekilerin bu konuşmalardan haberi yoktur. İkinci bölümün içinde dört bölüm daha vardır. Bu bölümlerde de Hasan, abisi Ahmet Kaptandan ve abisinin ölene kadar durmadan sorduğu Mustafa Suphi’den bahseder. Mustafa Suphi hakkındaki belgelere yer verilir. Mustafa Suphi’yi kimin öldürdüğü Hasan’ın ağabeyi tarafından merak edilmektedir.

Üçüncü bölümde anneden bahsedilmektedir. Burada Nermin yine anlatıcı konumundadır. Nermin’in babası vefat etmiştir ve bu nedenle ikinci bölüm mevlût ile başlar. Nermin ilk defa burada halka ve akrabalarına evini açar. İkinci bölüm bir nevi hayal ile gerçek arasında sıkışmış gibidir. Anne, bazı akrabaları evden kovar. Buhran geçirir. ve Nermin’in bu durumu düzeltmeye çalışır ama başarısız olur. Akrabalar Nermin’e hoş olmayan laflar söylerler. Nermin’in aydın olarak gördüğü duvardaki fotoğraflar akrabalar tarafından iyi karşılanmaz ve ortalık karışır. Bir karmaşa olur, olması mümkün olmayan olaylar hayali olarak gerçek olur ve herkes evine gider.

Dördüncü bölüm ise yine Nermin’in anlatıldığı bölümdür ve burada ilahi anlatıcı vardır. Bu bölümde Bedri tarafından terk edilen bir Nermin’in yaşadığı buhran anlatılır. Bu buhran halinden kurtulmak için Nermin, psikologunun tavsiyesiyle kayak yapmaya gider. Kayak yapıp otel odasına dönen Nermin’in odada yalnız kalınca düşündükleri, odada gerçek ve rüya arasında yaşadıkları anlatılır. Nermin odada geçmişi düşünmeye başlar: Artık olgun bir kadındır. On yıllık işçi partisi üyesidir ve parti ilk kurulduğu yıl hemen üye olanlardandır. Nermin’in düşlediği tek şey halka ulaşmak, halka her şeyi anlatmaktır. Bunun için halkla iç içe olmak gerektiğini düşünür ve Bedri’yi kandırıp Taşlıtarla’ya taşınmalarını sağlar. Orada çok mutlu olacağını düşler ve verdiği bu kararla kendini daha güçlü hisseder. Küçücük bir daireye taşınan Nermin’in ilk imtihanı piyanosu ile olur. Tatar yengesinden kalan piyano daracık apartmana girmez ve Batı’ya ait olan bu aleti halkına feda eden Nermin, onu  bahçede bırakır. Etrafına merakla toplanan halka hemen bir şarkı çalan Nermin, daha sonra halka müzik hakkında ders vermeye çalışır. Yaptığı şeyin doğru olmadığına daha sonradan kanaat getiren Nermin, daha sakin ve yavaş hareket etmesi gerektiğini düşünür çünkü halkın kendisini hemen anlamayacağını fark eder. Nermin, Taşlıtarla’ya çabuk alışır. Aydın kimselerin kendisine sormasından hoşlanmadığı “Neden çocuğun yok, kaç para kazanıyorsun, aslen nerelisin?” sorularını halkı sorunca içtenlikle usanmadan cevap verir. Ancak kendisi düzen ve düzenler arasındaki ayrımı anlatmaya çalışınca halk müsaade isteyip gider. Nermin, işinin zor olduğunun farkındadır ve Nermin’in vazgeçmeye hiç niyeti yoktur:

“… Bayan Nermin bu işin çok ağır ilerleyeceğini düşünmüştü ama tıkanıp kalması ürkütüyordu onu. Bu insanların içlerine yüzyıllardır biriken güvensizliği silip atmanın, sosyalistlerin ne kadar çıkarsız olduğuna onları inandırabilmenin bir başka, kolay bir yolu olmalıydı mutlaka, mutlaka mutlaka olmalıydı.” s.162

Nermin’in partiden arkadaşları bahçeye gelir, sabahlara kadar içip muhabbet ederler. Komşular bu durumu hoş karşılamazlar. Nermin’in Lambo’da erkeler tarafından dışlanma durumu burada da kadınlar tarafından halkım dediği kişiler tarafından olur. Taşlıtarla kadınları sadece onun evindeki elektronik eşyaları merak eder ve onlara bakıp giderler. Nermin’in onlara ulaşması çok zorlaşır. Artık onlarla sadece gündelik şeylerden konuşmaya çalışır ama gene de onların kendisine karşı olan duygularını merak eder:

“… Acaba ne düşünüyorlar, diye soruyordu kendi kendine. Benimle ne dargın ne barışık, ne yabancı ne de içlidışlı olan insanlarım ne düşünüyorlar acaba? Bakışlarından ne dostluk ne düşmanlık seziliyor. Onların beni anlamasını, sevmesini istediğimi biliyorlar mı? Onlarla elimdekini, gönlümdekini paylaşmak istediğimi biliyorlar mı?..” s. 169 

Ancak Taşlıtarla halkı onu istemez ve ona iyi gözle bakmazlar. Bahçede erkeklerle saatlerce içki masasında oturan, kahkahalar atan kadından hoşlanmadıklarını belli ederler. Zamanla Nermin’in sürekli halk halk demesi yüzünden Bedri ile de araları açılır. Nermin ve Bedri bir gün bu yüzden şiddetli bir şekilde tartışırlar. Bedri Nermin’e onun yaptıklarından bıktığını hayatını yaşamak istediğini söyleyip onu terk eder. Nermin, kış boyunca evde kitapları ve radyosuyla yapayalnız oturur. Kış bitince birkaç parça eşyası ve hatıra olarak piyanonun tuşlarını alıp annesinin yanına döner. Annesine mutlu gibi davranır, her şeyin istediği şekilde gittiğini göstermek ister. Ama içinde bunalım yaşamaktadır. Bu birkaç günlük kayak tatili tavsiyesinin kendisine iyi geleceğini düşünür. Bedri ile ilgili yaşadığı kavgaları hatırladıkça mide ağrıları çekmeye başlar. Nermin’in bu durumu psikolojik bir rahatsızlığa çevirdiği görülmektedir:

“Bayan Nermin, o geceyi anımsadıkça midesine böyle ağrılar girerdi. Asıl yandığı, nasıl nasıl olup da bunca yıl koynuna girdiği, her yanını sevdiği, öptüğü bu erkeği, bu insanı tanımamasıydı…” s.172

 Nermin, otel odasında çektiği acı sonucu kat görevlisinden yardım istemektedir. Kat görevlisi ile muhabbet eden Nermin, onun beş yüz lira ile geçindiğini öğrenir. Bu parayla geçim mi olur, diye kızar ve yine halkım dediği kişiye düzeni anlatma çabasına girer. Kat görevlisinin tek derdi oğlunu okutmaktır. Nermin, buna da karşı çıkar. O parayla çocuk falan okumaz, diye kızar.  Nermin, kızar söylenir ama adamın anlamadığını fark eder. Adamın anlayacağı şekilde konuşmaya başlar:

Bakarsın okur, Allah yazdıysa inşallah, belli olmaz bakarsın okur memur da olur amir de. Hadi şimdi git, bir şey gerekirse ben seni çağırırım gene.” s.187. sözleri Nermin’i şaşırtır. İlk defa ağzından “Allah, inşallah” sözleri halkın kullandığı gibi dökülür.

Nermin, kat görevlisi odadan çıktıktan sonra aynada kendini incelemeye başlar. İç monologlar Nermin’in ayna karşısında kendini sorgulamasıyla başlar. Aynadaki kadınla konuşmaya başlar. Üzerini çıkarır, vücuduna bakar, vücudunu okşar. Nermin, aynaya bakarken evliliğin ilk günlerinde kadın olmayı beceremediğini kadınların özgürlüğü için yaptıklarını kendi için yapamadığını fark eder:

“Kadının bütünsel özgürlüğü için yaptığı kavgaları, atıp tutmaları kendisi için yapmamış olduğunu anladı. O bir haksızlığa karşı çıkmak istemişti, evine, toplumuna yapılması gerekenin ne olduğunu göstermek istemişti, bir yol açıcı olmak istemişti ama hesabının bir yerlerinde bir yanlışlık vardı, bunu çıkarmaya çalışıyordu. Bunları Bedri ile konuşuyordu, tartışıyordu. Genç adam onu dinliyor, hak veriyor, sonra sımsıkı sarılıp boşalıveriyordu üzerine…” s. 180

Nermin sadece bu durumu değil kendini de fazlasıyla sorgular aynı karşısında:

“Bayan Nermin, ‘Yoksa ben yaşamımı heder eden biri miyim?’ diye sordu aynaya içi sızlayarak. ‘Yoksa ben, anamın dediğince ne kiliseye, ne camiye yarayan biri miyim?’… s.181

Nermin’in Bedri ile olan ilk birliktelik anının da Nermin’in Bedri’ye duyduğu acıma duygusu ile geliştiği bu bölümde öğrenilir. Nermin, Bedri’nin kardeşi Meral’le aralarında geçeni bildiğini söyler. Bedri burada güçsüz durumda kalır ve ağlar. Nermin ilk defa kendini erkek karşısında güçlü hisseder, ona merhamet duyar ve Bedri’ye kendini teslim eder. Nermin’in gerçekten kocasıyla birlikte olabilmesi için yıllar geçmesi gerekir. Bu annesinin aşırı baskıcı durumunun bir sonucudur. Bir an önce kurtulmak istediği zar parçasından kurtulması onun için hiç de kolay olmamıştır. Buna uzun süre cesaret edememiştir. Evli olması bile onu bu duruma yakınlaştıramamıştır. Nermin’in dışarıda herkese karşı bu kadar basitleştirmiş gibi gösterdiği cinselliği aslında içsel olarak o kadar basit yaşayamadığını, annesinin öğretilerine ister istemez ayak uydurduğunu ve kendisinin de cinselliği yaşarken çok zorlandığını fark etmesi Bedri kendisini terk ettikten sonra olmuştur. Bedri’den sonra hayatına hiçbir erkek girmemiştir. Sadece düşlerinde aydın olarak saydığı erkekler olmuştur.

Nermin’in içsel konuşmaları onun tekrar halkın arasına inmeye karar verdiğini gösterir. Nermin, gözlerindeki kararlılığı fark eder ve bu durumdan hoşlanır. Ancak yine de kendini sorgular, aynaya bakıp:

“İnsanları seviyor musun acaba sen?..”s.188 diye sorar.

Nermin’in yaşadığı bu buhran hali, tekrar kendinden vazgeçip halkın arasına karışmak istemesiyle son bulur. Ancak hâlâ emin olmadığı şeyler vardır. Aynadaki kendiyle konuşması, hatta gerçekten yanındaymış gibi siyasi kişilerle konuşması da onun bu ruhsal bunalımının, kendisinden emin olmamasının göstergesidir. Kendi içsel yolculuğunu tamamlamak ister. Bunun içinde yaşarken halka tüm bildiklerini anlatması gerektiğini düşünür. Çevresinde ona değer veren insanların sordukları soruları o kendine aynada bakarak sorar. İnsanları sevmeden uğruna savaştığı davayı yerine getiremeyeceğinin hatta onlara hiçbir şeyi anlatamayacağının farkındadır. Bunu yapmak için yeniden çabalamaktan vazgeçmeyen güçlü bir kadın olmaya karar verir Nermin çünkü yapabileceği tek bu vardır elinde.