"Çırpınarak girdi birden o eski  kutsal günlerden
Bugüne kalmış bir Kuzgun panjuru açtığım zaman.
Bana aldırmadı bile, pek ince bir hareketle
Süzüldü kapıya doğru hızla uçarak yanımdan,
Kondu Pallas'ın büstüne hızla geçerek yanımdan,
                      Kaldı orda oynamadan."

Karanlık, insanların gözlerini kör eden ve alışması zaman alan bir durum. Yalnızca nefesin ve hissin olduğu bir ortam. Poe ise, günümüze bizzat karanlık olarak gelen Amerikalı yazardır. Gotik, Kara Romantizm ya da Polisiye gibi türlerin akıllara getirdiği ilk isimlerden biri belki de Edgar Allan Poe. Sevenlerince de ilk olması gereken zattır kendisi.

Édouard Manet, Stéphane Mallarmé’ın Kuzgun çevirisi için 1875

Pallas büstüne konan kuzgun, bu yazının mimarlarından biri. Klimt seven biri, diğeri. Annabel LeeUlalume ya da Lenore gibi Poe şiirleri, hiç bir aşığın yaşamak istemeyeceği şeyleri konu alıyor. Güzel bir sevgilinin ölümünü… Kuzgun da, Lenore‘nin kaybından sonra onun unutulmayan boşluğunu ve bu boşluğun nasıl derinleştiğini yaşayan birini. Çaresiz aşık, bir gece ansızın ziyaret eden kuzguna sorular soruyor şiirde. Bir beklenti ya da bir umut arıyor soruları yer yer; ancak her sorunun cevabı nettir, “Bir daha asla.”…

Édouard Manet, Stéphane Mallarmé’ın Kuzgun çevirisi için 1875

Bu birkaç eserden yola çıkarak, güzel kadınların hazin sonlarıyla pekişen Poe eserlerinin varlığı ortadadır. Yalnızca şiirlerinde değil, hikayelerinde de benzer konularla karşılaşabiliyoruz. Ancak bizim bu noktada devreye sokacağımız, güzel ama zayıf olmayan bir kadın karakterimiz var. O da Pallas‘tır. “Kuzgun” şiirinde, “Söyle, nasıl çağırırlar seni Ölüm kıyısından?” sorusuna dahi “bir daha asla” diye cevap veren kara kuşun konduğu büst olan Pallas.

Gustave Doré, 1884

Pallas, Athena‘nın sıfatlarından bir tanesi aslında. Ancak bu sıfatı ne oldu da kazandı? Athena’nın çocukken, Pallas isminde çok sevdiği bir arkadaşı varmış. Ve bu sevgisi, gerçekten büyüleyici bir seviyedeymiş. Yetenekleri esasında, her ikisi de oldukça marifetli birer çocukmuş; ancak Athena’nın bir tanrıça olduğunu unutmamak da gerekir. Bir gün Athena ve Pallas savaş hünerlerini geliştirmek için çalışırlarken, kazara Athena arkadaşı Pallas’ı öldürmüştür. Pallas’ın hafızasını yok olmaktan kurtarmak için de onun adını kendine eklemiştir. Pallas Athena bu şekilde doğmuştur.

Gustave Doré, 1884

“Susturun çanları siz, artık bırakın ruhu ersin huzura
Nasılsa rahat yok ki, şu çirkin dünyada tek bir insana
Ve şimdi tutmam biraz bile yas, çünkü kalbim ışıkla dolu
Meleğim şarkılarla yükseliyor, benden gidiyor hayat boyu.”

Lenore, Edgar Allan Poe

Pallas aynı zamanda bir Titan’dır. Kaynaklarda Poseidon‘un oğlu Triton‘un kızı olarak belirtilen Pallas -Athena, Triton tarafından kızı ile birlikte yetiştiriliyormuş.- ayrıca bir Titan’ın da ismidir. Bu yüzden kaynaklarda birden fazla Pallas adı geçmektedir. Zaman zaman birbirine karıştırılıyor olmasına karşın, aslında ikisi farklı kişilerdir. Farklı hikayelerde ya da yerlerde isimleri geçen başka Pallas isimli mitolojik karakterler de vardır.

Hans von Aachen; Pallas Athena, Afrodit ve Hera; 1593

Gustav Klimt, Pallas Athena
1898

Resim tarihinde Alman Maniyerist Hans von Aachen ya da Hollandalı Barok sanatçı Rembrandt gibi bu konuyu resmeden birçok ressam vardır. Art Nouveau ya da Sembolizm gibi akımların önemli temsilcilerinden biri olan Viyanalı sanatçı Gustav Klimt de onlardan biridir. Tuvallerinin yanı sıra “Beethoven Frizi” gibi duvar resimlerine de imza atmış bir sanatçıdır Klimt. Eserlerinde daha çok femme fatale ya da seksüel yanları ile ön plana çıkan kadın karakterler çizerken ve Athena’yı da bu anlamda gayet iyi değerlendirebilirken, “Pallas Athena” eseri diğerlerinden biraz farklı görünür. Mesela “Danae” eseri seksüel yanı daha çok vurgulanmış bir eserdir. Athena’nın sahip olduğu ambians ise, onu belki de Klimt’in en sağlam ve güçlü kadın karakteri olarak ortaya koymaktadır.

Gustav Klimt, Danae
1907-08

Gustav Klimt, Beethoven Frizi
1902

Pallas ve Athena arasındaki bir kavganın iki arkadaşı ayırdığı da geçiyor bazı kaynaklarda. Pallas’ın ölümü ve Athena’nın yaşaması da, araya Zeus’un girmesi sayesinde olmuş. Athena bunun üzerine Palladion adında tıpkı Pallas’a benzeyen ağaçtan heykel yapmıştır. Zamanında cennetten Antik Kent Troya’ya düşen heykel, kenti koruyan ve fethedilmesini imkansız kılan bir niteliğe de sahip. Heykel hakkında da çeşitli efsaneler bulunmakta ama Palladion ismi her birinde de kutsal ve koruyucu olarak öne çıkmaktadır. Klimt’in Athena’sının elinde tuttuğu küçük heykelcik de onu sembolize eder.

Palladion (Palladium)

Birleştiren, yıkan ya da var eden nitelikleriyle yüzyıllar boyunca varlıklarını sürdürmüş olan kadınlar, bir şekilde yaşamın en önemli konusu olmuştur. Kimi zaman haz dolu bir hayat içinde, kimi zamansa hazin bir son ile.

"Oda kapımın üstünde, Pallas'ın solgun büstünde
Oturmakta, oturmakta Kuzgun hiç kıpırdamadan;
Hayal kuran bir iblisin gözleriyle derin derin
Bakarken yansıyor koyu gölgesi o tahtalardan,
O gölgede yüzen ruhum kurtulup da tahtalardan
                      Kalkmayacak - hiçbir zaman!"

Kuzgun, Edgar Allan Poe

Okur, yazar, çizer, gezer, vakit buldukça da fotoğraf çeker. Ege Üniversitesi’nde yüksek lisans öğrencisi.