“…dur perdeci dur, dur

bitirmedik oyunu

şu küçük şarkımızla

bağlayalım sonunu

sonunu bağlayalım, sonunu

şimdi perde inecek

çünkü oyun bitecek

haydi evlerinize

haydi, haydi, haydi

saadet dileriz hepinize…”

Haldun Dormen/Sürç-ü Lisan Ettikse “Anılar”

Dormen bu şiiri, şarkı sözü olarak Pierre Pathelin adlı tiyatro oyununun kapanışı için yazmış ve ilk kez bu oyunun 24 Şubat 1955 tarihinde Cep Tiyatrosu’ndaki temsili sırasında okumuştur. Ve şiir ilk kez Haldun Dormen’in Sürç-ü Lisan Ettikse “Anılar” kitabının ilk sayfasında yer alan “Prolog Yerine Epilog” başlığı adı altında yayımlanmıştır.

Sahnede onu izleyen seyircisine verdiği saadet yetmiyormuş gibi bir de perde kapanışıyla sesleniyor bu şiirle, dilinde saadet kelimesiyle; bu yaşına dek sırtını dönmediği seyircisine…

Bir çeşit değil bin bir çeşit sahne tozunu yutmuş hatta ve hatta yutmakla kalmamış o tozların tüm moleküllerine kadar keşfetmiş, yeri geldiğinde ise o tozlara ilmek ilmek sanat işlemiş bir değer… Kimi zaman bir dost, kimi zaman ise bir öğretmen; Haldun Dormen!

Dillerde hoca, gözler önünde bir deha, an gelir rejisör, an gelir sahnede devleşip tanımı yapılamayacak kadar büyük bir aktör…

Bizler! Tiyatro denen uzun ve meşakkatli yolda yalnızca küçük bir taştan ibaret olan bizler… Bu yolun yaratıcılarından en büyüğü olana, kilometre taşına, bu bir o kadar dev ve has aktöre öyle çok şey borçluyuz ki… Ömrümüzün sonuna kadar sahnelerden inmesek ödeyemeyiz o borcu…

Dile kolay 91 yıllık bir çınar. Tiyatroya resmen çocuğu gibi bakar. Uğruna cebindeki paradan vazgeçer yine de sahnede çığırlar açar, yıldızlar saçar!

Kıymetli ustam, hocam; Haldun Dormen’i sayfalarca anlatmaya kalksam ne kalemim yeter ne ömrüm. Bu yüzden sizlere tavsiye ederim ki gelin onu bir de sahnede görün… 

Yıllar yılı bana çok şey katmış, kazandırmış bir insan ile belirli bir samimiyet seviyesine gelince mutlu olmamak ne mümkün… 

Nüfus cüzdanında yazan yaşını asla taşımayan, çocukla çocuk, büyükle büyük olup sahnelerden bir süre uzak durduğunda kahrolan; biraz sakar biraz cambaz, tanıdığım en yetenekli, sahnelere sahip çıkan ve tiyatro ile soluklanan bir güzel insan…

Nişantaşı’na çıkan yol Haldun Hoca’nın evine giden merdivenler ile birleşince elbette olanlar oldu…

Biraz geçmiş olsun ziyareti, biraz yeni sezona hazırlık derken, bir yakamızdan da röportaj tuttu…

Ve Haldun Dormen…

Haldun Dormen: Aman efendim kimleri görüyorum, hoş gelmişsiniz, sefalar getirmişsiniz. (Elimdeki çiçekleri görünce bir çocuk edasıyla seviniyor. Renkli ve canlı çiçekler vazgeçilmezidir Haldun Hoca’nın.)

Kırılmış kalça kemiğinin verdiği acıyı aldırmaksızın ayakta karşılıyor, sarıyor, sarmalıyor büyük usta… 

Biraz sohbet, muhabbet derken başlıyorum soruları sormaya…

“BİTMEZ TÜKENMEZ ALMAN DADILARI!”

Yağız Yılmaz: Karşımda tiyatronun en saygın isimlerinden biri duruyor. 91 yaşında olmasına rağmen, hâlâ sahnede olan ve genç tiyatrocular yetiştirmek için çırpınan, millete müzik öğreteceğim diye kendini parçalayan muhteşem tatlı biri var. E tabii biraz da sanatla kafayı yemiş bir usta. (Gülüyoruz.) Kaç yaşından itibaren bu işle kafayı yediniz?

Haldun Dormen: Galiba ben böyle doğdum! Küçükken babam bana Almanya’dan bir kukla tiyatrosu getirmişti. 10-11 yaşlarındaydım. Aklımca yazdığım oyunları, o kuklalara oynatırdım. Mahalledeki bütün çocukları da davet ederdim.

Yağız Yılmaz: Nasıl yani? Bir nevi gösteri gibi mi? Peki ya para?

Haldun Dormen: 50 kuruşa oynatırdım. Para vermeseler de benim için fark etmezdi. Hatta üzerine parayı ben bile verebilirdim, yeter ki izlesinler! Bütün hayatım böyle geçti aslında…

Yağız Yılmaz: Ailede sanatla ilgili biri var mı?

Haldun Dormen: Yok, babam vergi rekortmeni sıkı bir iş adamıydı, annem de paşa kızıydı. Fransızca bilirdi, piyano çalardı, medeni bir kadındı. İkisi de sıkı Atatürkçü’ydü. E biz de öyle yetiştirildik. Annem duygularını gösteren bir kadın değildi, sanatla ilgiliydi ama benimki başka bir şey.

Yağız Yılmaz: İlginç, peki siz kimden etkilendiniz?

Haldun Dormen: Alman dadılarımdan. Onların beni götürdükleri Alman filmlerinin çok etkisi oldu. Her filme gitmem yasaktı, onlar gizli gizli götürürlerdi. Hâlâ bazı Alman şarkılarını ezbere bilirim, söylerim de…

Yağız Yılmaz: Alman Dadıları… Sizi yakından tanıyan birisi olarak bu iki kelimenin hayatınızdaki öneminin çok büyük olduğunu ve oyuncu olmanızda en çok Alman dadılarınızın etkisi olduğunu bilmekteyim. Bir de okuyucularımızla paylaşalım mı bu olguyu, ne dersiniz?

Haldun Dormen: Elbette, büyük bir memnuniyetle. Gerçi yeni kitabımda bolca bahsettim: “Bitmez tükenmez Alman Dadıları” diye… Hayatımın ilk sekiz yılında Alman dadıları vardı. Ve benim sekizli yaşlarımdan sonra kardeşime bakmak için yine onlar! Onlardan çok şey öğrenip çok şaşırtıcı olaylarına şahit oldum. Mesela bir tanesi uyuşturucu kullanıyormuş, çok sonradan öğrendik, annem fark etti. Bir tanesi de sevgilisiyle buluşmaya giderdi, beni de götürürdü. Fakat bazıları da yanı sıra çok şefkatli ve merhametliydi. Bazıları ise beni gizli gizli döverdi. Bende gururumdan ve ona karşı olan acıma duygumdan aileme bir tek kelime söyleyemezdim. Beni bugün ben yapan faktörlerden bir tanesi Alman dadılarıdır. Değişik karakterde insanlar oldukları için beni çok değişik biçimlerde etkilemişlerdir. Belki de senin de dediğin gibi oyuncu olmama gerçekten büyük etkileri oldu.

“BEN BİR AĞACIM VE O AĞACIN SULAYANI YİNE BENİM”

Yağız Yılmaz: Yeni kitabım dediniz, bundan haberim yok. Yoksa yeni bir eser mi geliyor?

Haldun Dormen: Evet, yakında yeni kitabım çıkıyor.

Yağız Yılmaz: Ne kadar yakındadır ve adı nedir?

Haldun Dormen: Henüz yazım aşamasında ama bir o kadar da yakında, “Ondan Bundan”…

Yağız Yılmaz: Büyük bir başarı doğrusu. Hem tiyatro kitapları hem biyografiler. Üstelik böyle bir yoğunluk içerisindeyken… Sahi, zor olmuyor mu? İlham kaynaklarınız neler, bitmeyen enerjinizi ve üretkenliğinizi neler sağlıyor? Yaşamı boyunca 50’si müzikal toplamda 300 eser sahneye koymak ve de 150’sinde rol almak yalnızca dile kolay geliyor çünkü…

Haldun Dormen: İlham kaynağım kendimim. Bir fikir geliyor mesela bir anda aklıma, hemen hayata geçiriyorum. Teklif de geliyor yeni projelerle ilgili, onları da değerlendiriyorum. Yani sevdiğim şeyleri yapmayı tercih ediyorum, bu saatten sonra sevmediğim bir şeyi yapmak istemiyorum. Fikirlerine inanan, enerjik insanlarla aynı projede olmak da insana enerji veriyor. Yani ben bir ağacım ve yine beni sulayan da benim. 

Yağız Yılmaz: Yine pratik zekânızla harika bir cümle çıkarttınız ortaya! O zaman size zor bir soru sorayım; nasıl Haldun Dormen oldunuz? İsminizle bir marka yarattınız aslında…

Haldun Dormen: Bunun için özel bir şey yapmadım. Sadece işimi çok seviyorum ve çok çalışıyorum. Ayrıca işimde çok titizim. Her şey mükemmel olsun isterim. Bunun içinde çok uğraşırım ve uğraştırırım. Böyle olunca sanırım sonuç bu oluyor.

Yağız Yılmaz: Peki ya sağlığınız? Oldukça dinç ve iyi gördüm sizi…

Haldun Dormen: Şükürler olsun ki iyiyim. Birkaç ay öncesinde uyluk kemiğimi kırmıştım ve tam iyileştim derken hop kalça kemiğim! Kıskandı tabii diğerini, “Ben de kırılayım bari.” dedi. (Gülüyor.) 

“NE YORULMAYA NE DE YAŞLANMAYA HEM VAKTİM HEM DE NİYETİM YOK!”

Yağız Yılmaz: Yeniden çok geçmiş olsun, sahnelere dönüş ne zaman? Bu yakışıklı, genç aktörü yeniden ne zaman göreceğiz sahnelerde?

Haldun Dormen: İlahi Yağız, beni şu sözlerinle öldürüyorsun gülmekten. Doktorlarım ne zaman “Artık sahneye çıkabilirsin,” derse o zaman…

Yağız Yılmaz: Fakat bunun öncesi de var. Sağlık sorununuz ortaya çıkmadan hemen hemen her gün sahnedeydiniz ve dediğinize göre yine sahnede olacaksınız. Yorulmuyor musunuz? “Artık oyunculuk yapmasam.” demiyor musunuz?

Haldun Dormen: Hayır, asla! Allah’a şükür enerjim yerinde. Koltukta bütün gün oturup “Bugün ne yapacağım?” diye mi düşüneceğim? Sürekli yollardayım, neredeyse her gün başka bir şehirdeyim, oyunlar, öğrenciler, provalar, turneler, yeni projeler, dolu dolu hayatım… İşim gücüm hiç bitmiyor, 24 saat yetmiyor bile… Ben de bayılıyorum bu hıza. Hep öyle yaşadım, hâlâ öyle yaşıyorum ve farkında olmadan pek çok gencin tiyatrocu olmasına vesile oluyorum. Bundan daha şahane ne olabilir? Ayrıca benim ne yorulmaya ne de yaşlanmaya hem vaktim hem de niyetim yok!

“BENİM AYAĞIM SAKAT EFENDİM”

Yağız Yılmaz: Sağlık ve akabinde getirdiği sorunlardan bahsederken aklıma geldi. Bacağınızda bir sorun var ama ben bunu kitaplarınızda okuduğum için biliyorum, yoksa anlaşılmıyor…

Haldun Dormen: Evet, ufak bir sakatlığım var. O yüzden aktör olmak istemedim zaten. Sonra Amerika’daki aktörlük hocalarımdan biri, bir gün sahnedeyken farkında olmadan, “Ayağınla komik bir şey yapıyorsun! O rolde o harekete ihtiyaç yok!” dedi. Birden durdum, “Benim ayağım sakat efendim!” dedim. Kıpkırmızı oldu kadın. Dersten sonra yanına gittim, dedim ki, “Bana hayatımın en büyük iyiliğini yaptınız! Siz bunu altı ay fark etmediyseniz, kimse fark etmez, rahat rahat sahneye çıkabilirim!” Hakikaten de ondan sonra çıktım. Kimse de bana “Ayağın sakat, o yüzden o rol sana gitmez!” falan demedi. 

“EN BÜYÜK AŞKIM, VAZGEÇİLMEZİM VE TUTKUM…”

Yağız Yılmaz: Sahnenin getirip kaderinizle birleştirdiği bir mucize olsa gerek. Ve sizi siz yapan tiyatro sanatına doğru yolculuğa çıkmak istiyorum. Tiyatro bize neden lazım? Ne sağlar insana? Nasıl geliştirir?

Haldun Dormen: Tiyatro kendimizi görme imkânı verir. Bizim tiyatroda yapmak istediğimiz şey, insanlara kendilerini tanıtmak, göstermek. Yani tiyatro ille de bir ders vermek istemez. Farkında olmadan verirse insanlara bir şeyler öğretirse, ne âlâ…

“NE YAŞARSAN YAŞA, DAİMA ÖNÜNE BAK, DEVAM ET!” 

Yağız Yılmaz: En büyük aşkınız hep tiyatro oldu değil mi?

Haldun Dormen: Evet öyle oldu. Aslında sinemacı olmak istiyordum. “İyi bir tiyatro eğitimi alıp, öyle sinemacı olayım!” diye Amerika’ya gittim. Sonra tiyatroya esir düştüm. Sinema da yaptım. En büyük aşkım, vazgeçilmezim ve tutkum hep tiyatro oldu. 

Yağız Yılmaz: İşte tam da beklediğim cevap buydu. Peki ya, ustaların ustası Haldun Dormen tiyatro uğruna nelerden vazgeçti?

Haldun Dormen: Paradan, puldan… Hatta tiyatro uğruna birçok şeyi de sattım. Dairelerim vardı, onlar gitti. Babamdan kalan hemen hemen bütün mal varlığım gitti. Hiçbir zaman da arkaya bakmadım.

Yağız Yılmaz: Üzülmediniz mi?

Haldun Dormen: Yok hayır, geriye bakmam.

Yağız Yılmaz: İyi de bu bencillik değil mi?

Haldun Dormen: Evet, bencillik ama iyi bir bencillik! Ne yaşarsan yaşa, daima önüne bak, devam et.

Yağız Yılmaz: Bu cevabınız bana Göksel Abla’nın (Kortay) sizin için söylediği o cümleyi hatırlattı; “Haldun ne yaparsa yapsın, geriye bakmaz. Işığı kapatır, odadan çıkar. Asla da dönüp bakmaz. Güçlüdür o!” 

“NE DENİLECEK? ELBETTE ‘ZAVALLI'”

Yağız Yılmaz: Hazır konu bencilliğe gelmişken, tiyatroya gitmeyip kendilerine bencillik eden insanlarımız var. Yani bu herkese göre böyle değildir ama bana göre böyle.

Haldun Dormen: Fazlasıyla katılıyorum.

Yağız Yılmaz: O halde, soruyorum size; hayatında bir kez bile tiyatroya gitmemiş insana ne denir?

Haldun Dormen: Ne denilecek? Elbette “Vah, vah zavallı!” denir! Fakat hiçbir şey için de geç değil hayatta. Hemen gitmesi onun için iyi olur.

Yağız Yılmaz: Sizin tavsiyeniz nedir? Kültürlü bir insan ne kadar sıklıkta gitmelidir tiyatroya?

Haldun Dormen: En azından ayda bir. Tamam, İstanbul’da biraz zorlaştı, eskiden Beyoğlu’ndaydı tiyatrolar. Birinde yer bulamazsan, diğerine gidiyordun. Şimdi öyle bir imkân kalmadı. Çok zor yer bulunuyor veya hiç bulunmuyor ya da nerede oynandığı bilinmiyor. Yine de bu röportaj vesile olsun… Kapın çocuklarınızı, ayda bir kere maaile tiyatroya gidin. Bunu iş edinin. Çünkü onların ufkunu açacaksınız, onlara çok başka vizyonlar kazandıracaksınız. Ailelerimiz bizi tiyatroya götürdüğü için tiyatrocu oldum ben… Bunu kendinize ve çocuklarınıza çok görmeyin.

Yağız Yılmaz: Sanatsal yolculuğumuza devam ederken, madem tiyatronun konumu üzerine konuştuk; bir de size tiyatronun bugünkü durumunu sormak isterim…

Haldun Dormen: Vallahi ben tiyatronun bugünkü durumunu çok güzel değerlendiriyorum. Bu; alternatif, genç ve küçük olan hani fazla para kazanamayan dediğim tiyatrolar; Türk tiyatrosunun ümidi. Yeni yazarlar çıkıyor. Yazar olmadan da Türk tiyatrosundan bahsetmek çok zor. Parlak genç yönetmenler çıkıyor. 25-35 yaşlarında. Duymadığınız isimler bayağı parlak oyunlar yazıyor. Bunlar ileriki zamanda tiyatronun temel taşı olacaktır. 

Yağız Yılmaz: Peki ya oyuncular? Genç nesili, yeni oyuncuları nasıl buluyorsunuz? 

Haldun Dormen: Olağanüstüler! Hele ki onlarla çalışıyor olmak, harika bir duydu. Sizler iyi ki varsınız! Atatürk ne demiş… “Biz her şeyi gençliğe bırakacağız… Geleceğin ümidi, ışıklı çiçekleri onlardır. Bütün ümidim gençliktedir.” Ben de aynı şekilde düşünüyorum. Hem ülke olarak geleceğimiz hem de tiyatro kültürümüz gelecek nesilde, sizlerde!

“BURUNLARI BİR KARIŞ HAVADA OLUNCA ÇABUK UNUTULUYORLAR, TEVAZU ÇOK ÖNEMLİ!”

Yağız Yılmaz: Var olun! Peki; genç oyuncularımıza, bu mesleğe yeni adım atanlara, bu hususta söyleyeceğiniz bir şeyler var mı? Bir tavsiye?

Haldun Dormen: Gençlere tavsiyem bu işi yapacaklarsa yapsınlar, çok güzel bir iş çünkü. Ama gerçekten seviyorlarsa yapsınlar. “Aman yaparım!” demekle olmuyor, bir şeyde oynuyorlar, kendilerini bir şey sanıyorlar. Şımarıyorlar… Hâlbuki bazıları hakikaten hiçbir şey değiller. Bu yaşta ben hâlâ bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. İnan bana… Burunları bir karış havada olunca çabuk unutuluyorlar. Tevazu çok önemli. Bizim işimizde çok az insan mütevazı maalesef. 

“BEN KAZANIYORUM, BENİM HAYATIM İYİ”

Yağız Yılmaz: Onlara çok güzel bir mesaj verdiniz aslında. Anlayana… Gözlerinizde bu mesleğin maneviyatını çok iyi görebiliyorum. Lakin birazda mesleğin maddiyat ile olan bağına değinmek isterim… Sizce tiyatrodan çok fazla para kazanılmamasının sebebi nedir?

Haldun Dormen: Çünkü tiyatro masraflı bir iş. Belli bir seyirciye hitap ediyor. Hele ki şimdi de küçük tiyatrolarda oynuyorlar. 50-100 kişilik tiyatrolar bunlar… 5 kişi oynarlarsa ne kadar kazanacaklar? Yani bir de her gün tamamen dolmuyor. Beni soracak olursan ben kazanıyorum, benim hayatım iyi. Yaşım geçtiği, belirli bir konuma geldiğim için olsa gerek. İlk zamanlarımda bende cebim bomboş sahne sahne geziyordum. 

Yağız Yılmaz: “Benim hayatım iyi.” dediniz. Gerçekten öyle mi? İstediğiniz hayatı yaşayabildiniz mi?

Haldun Dormen: Elbette ki hâlâ yaşıyorum. Kendi çapımda, dış ülkelere de sesimi duyurdum. Londra’ya üç kere oyun götürdüm. Bir keresinde Londra’yı 31 gün dolaştık. Yıldız Kenter, Nevra Serezli ve Kerem Yılmazer ile birlikte. Çok güzel günlerdi, İngilizce oynadık hem de. İlk defa yabancı bir grup kendi oyunlarını İngilizce oynuyordu İngiltere’de. Ama kimse üstünde bile durmadı. Hatta o zaman Kültür Bakanlığı, “Bana ne! Türkçe oynamadınız ki, İngilizce oynadınız…” dedi.

“MUHSİN ERTUĞRUL ÇOK KÖTÜ BİR YÖNETMENDİ”

Yağız Yılmaz: Ne kadar da üzücü, yıpratıcı ve şaşırtıcı bir durum… Hemen konuyu değiştiriyorum ve henüz oynamadığınız, hayalinizde olan bir rol var mı diye soruyorum size?

Haldun Dormen: Şanslıyım ki öyle bir şey yok. Kendi tiyatrom olduğu için bu yaşta da istediğimi oynayabildiğim için hiç öyle bir durumla karşılaşmadım. Ama nefret ederken oynadıklarım var. Mesela “Don Kişot”, “Hamlet” oyunlarında nefret ederken oynadım.

Yağız Yılmaz: Neden?

Haldun Dormen: Reji iyi değildi. Muhsin Ertuğrul iyi bir rejisör değildi. İyi bir tiyatrocu, ancak çok kötü bir yönetmendi. Oyun, berbat bir prodüksiyondu. Kadro iyiydi ama nefret ederek gidiyordum. Allah’tan 25 temsille kalktı. Sevmediğiniz bir oyunda oynamak çok zor çünkü bunu sen de çok iyi bilirsin…

Yağız Yılmaz: Peki ya en çok sevdiğiniz, oynamaktan büyük zevk aldığınız oyun hangisi?

Haldun Dormen: Şahane Züğürtler.

“SELAM, SUFLÖR, KOSTÜM…”

Yağız Yılmaz: Tahmin etmiştim! Öyleyse sahneler adına yıllarca hayatından ödün vermiş Haldun Dormen sahnelerde nelerin değişimine sebep oldu?

Haldun Dormen: Güzel soru… Cep tiyatrosunda selam diye şey yoktu. En son sahnede kim varsa, o selam verir giderdi. Başrol oynayan son perdenin başında ölmüşse, çoktan gitmiş olurdu evine. Saçmalığa bak! Ben, bunu değiştirdim. Suflörü kaldırdım. Herkesin ezberini yapmasını şart koştum. Modern oyunlarda, herkes ne isterse onu giyerdi, evde ne varsa… Artık kostümden sorumlu biri olacağını söyledim.

“NE YAPIYOR BU ADAM?”

Yağız Yılmaz: Ve Dormen Tiyatrosu!

Heyecanla beklediğim bölüme geldik; Dormen Tiyatrosu’ndan konuşmak istiyorum. Türk tiyatrosunun milatlarından olan ve yine Türk tiyatrosunu bugünlere taşımamıza ev sahipliği yapmış bir yerden… Nasıl bir efsaneydi Dormen Tiyatrosu? Nasıl kuruldu, neden kapandı, neler yaptı ve belki de bizim bilmediğimiz nice olay örgüleri… Bizlere anlatır mısınız?

Haldun Dormen: Öncelikle bu soru akabinde yıllardır açıklamak isteyip de açıklayamadığım bir şeyi açıklamak istiyorum izninle…

Çok talihsiz bir şey oldu. Çünkü beni herkes durmuş, oturmuş, mükemmel bir aktör olarak bekliyordu. Hâlbuki ben genç, deneyim kazanmaya çalışan bir oyuncuydum. Reklamım yapılmıştı. İnsanlar karşılarında deneyimsiz bir oyuncu görünce çok şaşırdılar. Küçük Sahne’de “Cinayet Var” piyesinde ilk rolümü oynuyordum. Türk tiyatrosunu daha iyi tanıyıp deneyim kazandıktan sonra kendi tiyatromu kurmaya karar vermiştim. O sırada Erol Günaydın, Mümtaz Zeytinoğlu Ve Tuncay Çavdar’dan oluşan bir genç grup, küçük sahneye gelip beni kurmuş oldukları; Tiyatro Derneği sahnesine bir piyes koymam için davet ettiler. Bu teklif çok hoşuma gitti.

İlk olarak onlarla Bebek’teki (Bugün yerinde yeller istiyor.) Galatasaray Kulübü’nde Duygu Sağıroğlu’nun dekorlarını yaptığı “Gülünç Kibarları” sahneye koyduk. Çok büyük ilgi gördü. Etkili mizanseni vardı; zira o güne kadar Türkiye’de mizansen önemli değildi, üstelik gençler oynuyordu. Bu oyunun gördüğü büyük ilgiden cesaret alarak Tiyatro Derneği’nin bulunduğu apartman katının bir duvarını yıktırarak salona küçük bir sahne ilave ettik. Bunu yapmamızda tiyatroyu çok seven bir mimar arkadaşımızın büyük yardımı oldu. Salonumuz 50 kişi seyirci alıyordu. Oradan buradan para topladık perdesini, platformlarını yaptık. Amatör gençlerden oluşan bir topluluktu. Ama olay oldu! Tiyatromuzun adı Cep Tiyatrosu’ydu. O zamanlarda bu tiyatroya gitmek bir şıklık haline gelmişti. Yani entelektüeller ve sosyete arasında böyle görülmeye başlanmıştı. Biz de yaptığımız işin ne kadar önemli olduğunu anlamıştık. Arkasından bir sene sonra “Kırmızı Biberler” ve “Bir Evlenme”yi sahneye koyduk. Daha sonradan “Anfitriyon” ve “Kaygısız”ı sahneledik. Benim oradaki faaliyetim üç yıl devam etti. Orada bir de tiyatro kursu açmıştık. Bu kurstan birçok tiyatro entelektüeli ve sanatçısı yetişti. Erol Günaydın, Erol Keskin, Nejat Ayberk, Yılmaz Gruda, Altan Erbulak… 

Yağız Yılmaz: Yılmaz Güney?

Haldun Dormen: Doğru ya, bu isimler arasında Yılmaz Güney de vardı; pek çok sanatçıya bir tiyatro sıçrama tahtası oldu bu platform. 

Yağız Yılmaz: Kadro nasıl oluştu?

Haldun Dormen: 1957 yılında Dormen Tiyatrosu’nu kurduğumuz zaman bütün kadromu Cep Tiyatrosu sanatçılarından oluşturmuştum hatta büyük taarruzlara maruz kalmıştım. Cep Tiyatrosu’nda bizleri göklere çıkartan basın tarafından bir derginin kapağında “Ne yapıyor bu adam?!” başlığı yer alıyordu. Hakikaten büyük cesaretti benim yaptığım fakat yavaş yavaş kendimizi kanıtlamaya başlamıştık, beş yıl sahnede çalıştık. 

Yağız Yılmaz: Peki ya sonrasında Küçük Sahne ne oldu?

Haldun Dormen: Küçük Sahne’yi ben almıştım daha sonra eski Ses Tiyatrosu’nu restore ederek oraya geçtik. On yıl da orada oyunlarımızı sergilemeye devam ettik ve böylece artık Dormen Tiyatrosu tanınmış hale gelmişti. Aslında Dormen Tiyatrosu ilk defa Süreyya Sineması’nda “Papaz Kaçtı” oyunu ile 22 Ağustos 1955’te perdesini açmıştı o zaman yerimiz yurdumuz yoktu. Ayfer Feray ve Erol Günaydın rol almışlardı, ben bu çalışmayı orada burada oynamak için yapmıştım. O zamanlar adetti. Kadıköy’de, Suadiye’de ve Pendik’te açık hava sinemalarında oynanırdı oyunlar. Ben sonra askere gittim. 1957’de Küçük Sahne bana teklif edilince Cep Tiyatrosu’ndan (Dormen Tiyatrosu’ndan) Erol Günaydın, Ayfer Feray gibi sanatçıları oraya transfer ettim. Nisa Serezli de 1960’ta katılmıştı bize, “Zafer Madalyası” ile. Bu insanlar yavaş yavaş kendilerini kanıtladılar, Türk tiyatrosunun önemli isimleri oldular.

Daha sonra da Erol Keskin ve Gülriz Sururi katıldılar… Şimdi gerilere bakınca o zaman bu kişiler ünlü değildiler ama şimdi birer şöhret oldular bir kaç kişi hariç. Adı geçmiş iken Gülriz Sururi’yi rahmetle anıyorum. Çok değerli bir sanatçıydı. Ve biraz günümüze dönecek olursak; şimdi örneğin ben yolda yürürken bir subay yaklaşıyor bana, “Efendim ben Dormen Tiyatrosu’nun oyunlarını hiç kaçırmazdım, üniversite öğrencisiydim ve onlarla büyüdüm.” diyor. 

“BENİM YETİŞTİRDİĞİM İNSANLARIN TİYATROLARI VARDI ANCAK ‘GEL ŞU REJİYİ YAP.’ DİYEMİYORLARDI!”

Yağız Yılmaz: Bu kadar derinlere inmişken ben de bir şey eklemek istiyorum. Tiyatronuzun üzerine yapışmış bir “Bulgarlık” olgusunu anımsıyorum, bu konu hakkında ne dersiniz?

Haldun Dormen: Biz zaten bir Bulgar Tiyatrosu’yduk, hiçbir zaman aksini iddia etmedik. Ama onun da hep iyisini yapmaya çalıştık, galiba başarılı da olduk. 1972’de maalesef ki tiyatroyu kapatmak zorunda kaldım; hem mali sorunlardan hem de kendimi nasıl kullanacağımı bilememden. Belki de çok fazla şeyi çok erken yaptığımızdan ne yapacağımı bilemiyordum artık! Bir kısır döngü içine girmiştik bir takım insanlar da ayrıldılar, kendi tiyatrolarını kurdular; o da beni kırdı. 

Yağız Yılmaz: Ya sonrası?

Haldun Dormen: Ondan sonra bir daha tiyatro yapmamaya kararlı ve yeminliydim. Yani tiyatro patronluğu yapmayacaktım. Çok azaplar çektim, paralar kaybettim. Evet, geriye bakınca güzel şeyler olmuş gerçi ama durup dururken insan öyle bir şey kazanmıyor. Ben tiyatroyu 1972’de kapattım dedim ama tiyatroculuk yapmayacağım demedim, herkes onu da yanlış anladı. Sonrasında artık bana hiç teklif gelmez oldu. Hatta benim yetiştirdiğim insanların tiyatroları vardı ancak “Gel şu rejiyi yap!” diyemiyorlardı! Tiyatrodan böylece uzak kaldım, ta ki Egemen Bostancı hayatıma girinceye kadar… Onun için Egemen’i her zaman minnetle anarım, benim meslek hayatıma çok büyük katkısı olmuş bir insandır. 

Yağız Yılmaz: Nasıl gerçekleşti bu iş birliği?

Haldun Dormen: Tiyatroyu hiç bilmemesine rağmen bir gün bana geldi bir teklifte bulundu. 1978 yılında. “Ben bir müzikal yapmak istiyorum, araştırdım soruşturdum bunu senden başka kimsenin yapamayacağını öğrendim.” dedi. Biz de çalışmaya başladık. Ama işler gene ters gitti. Cüneyt Gökçer orada bir iş yapıyor; “Yedi Kocalı Hürmüz Müzikali’ni sahneye koyuyordu.  Ben mutsuzluğa düştüm bunun üzerine… Fakat Egemen beni güçlendirmek, takviye etmek için “Merhaba Müzik” diye bir müzikal kolaj yaptırdı bana. Ben de severek çalıştım. Nükhet Duru, Huysuz Virjin (Seyfi Dursunoğlu)  ve Füsun Önal başrollerini üstlenmişti. Bu oyunda Halit Kıvanç da görev alıyordu, müthiş bir olay oldu, kapılar kırılırcasına izdiham yaşandı bunun üzerine, Egemen Bostancı; “Seninle bir şeyler yapmamız lazım! Huysuz Virjin’e bir müzikal yaz,” dedi.

Hisseli Harikalar Kumpanyası da böyle doğdu… Ben bunu Huysuz için yazmıştım ama iş büyük boyutlara gelince Huysuz Virjin “Ben bunu ezberleyemem, bu kadar rol bana çok gelir.” dedi. 

Yağız Yılmaz: E o zaman iptal oldu güzelim proje!

Haldun Dormen: Ben de tıpkı senin gibi düşünüyordum ancak sağ olsun yine Egemen müthiş bir akıllılıkla, insiyak ile “Yahu Mehmet Ali Erbil diye bir çocuk var, bence o, bu rol için harika!” dedi. Hakikaten de biçilmiş bir kaftandı bu role… Öyle iyi bir tiyatrocu deneyimi vardı. Böylece Hisseli Harikalar Kumpanyası büyük bir prodüksiyon olarak ortaya çıktı. Benim kariyerime yeni bir başlangıç oldu… Egemen’in yeğeni Ragıp; “Haldun Bey bir tiyatro var bize teklif ediyorlar, elimizde sizin gibi biri varken neden bir komedi tiyatrosu yapmıyoruz?” dedi. Harika bir fikirdi! Yine Egemen’in kanatları altında çünkü ben patronluk yapmak istemiyordum ya… İkinci Dormen Tiyatrosu’na geldik Ragıp’la dolaştık, uygun bulduk ve Egemen ile birlikte tuttuk. Ben Egemen’in sanat direktörü olarak müzikaller koyuyordum sahneye. 

Yağız Yılmaz: Patron değilsiniz ama bir o kadar da öylesiniz. Resmen her şey size ait!

Haldun Dormen: Biliyor musun Egemen de senin gibi düşündü ve “Buranın her şeyiyle sen uğraşıyorsun, emek veriyorsun neden burası Dormen Tiyatrosu olmasın?” dedi.

Yağız Yılmaz: Ve böylece ikinci Dormen Tiyatrosu kuruldu, değil mi?

Haldun Dormen: Tıpkı da dediğin gibi oldu…

“BENİ YOK ETMEK İÇİN ELLERİNDEN GELENİ YAPTILAR”

Yağız Yılmaz: Anlattıklarınızdan anladığım kadarıyla sizin için zorlu bir süreç olmuş… Ruhen etkilenmediniz mi? Yolunuza taş koymak isteyenler, çekemezlikler ve dahası… Muhakkak olmuştur.

Haldun Dormen: Elbette oldu! Bazı kişiler bu süreç içinde beni yok etmek için ellerinden geleni yaptılar. Başkası olsaydı ruhsal olarak çok yaralar alırdı. Ancak ben bir gözümü kapatıp, duymamazlıktan geldiğim için bunlar benim tırnağıma bile dokunmadı!

“BEN DORMEN TİYATROSU İÇİN HAYATIMDA HİÇBİR ZAMAN ‘BENİM TİYATROM’ DEMEDİM. HEP ‘BİZİM TİYATROMUZ’ DEDİM.”

Yağız Yılmaz: Belki de bugünlere gelmenizin en büyük nedeni bu güçlü tavrınız olsa gerek…

Peki ya “Star Tiyatrosu” kavramı? Bir gün kıymetli yazar Pınar Ender Çekirge ile sizin kulaklarınızı çınlatmıştık bu hususta. Sizin tiyatronuzda yıldız kavramı olmadığını, herkesin ana karakter veyahut yardımcı karakter olarak rol alabileceğini ve bundan memnun olmayan kimsenin sizin tiyatronuzda bulunmadığını dile getirmişti kendisi. Buradan selam olsun güçlü kalem, büyük üstada. Yani demem şu ki; sizce bu olguya gençlerin katkısı olmuş olabilir mi?

Haldun Dormen: Tabii ki de. Zaten Dormen Tiyatrosu’nda benim en büyük şansım gençlerin bana inanması ve güvenmesi oldu. Gençlerle harikulade bir ekip olup nice oyunlara imza attık. Bugün pek çok insan, “Ben Dormen Tiyatrosu’nda çalıştım,” diyor ya da öyle olduğunu iddia ediyor, bu da benim hoşuma gidiyor. Disiplinli olmasına rağmen, çok uygar bir yerdi. Mesela ben hayatımda hiçbir zaman, “Benim tiyatrom!” demedim. Hep “Bizim tiyatromuz!” dedim. Çünkü ışıklar yanlış yerde açılırsa, karşınızdaki repliğini yanlış verirse, siz hiçbir şey yapamazsınız. Pınar Bey’in de dediği gibi bizim tiyatromuzda o tür şeyler yoktu. Fakat Gazanfer Özcan Tiyatrosu tam öyle değildi mesela, Yıldız Kenter’in tiyatrosu da. Onlar oranın yıldızlarıydı. Tiyatromda yıldız ben değildim. 

Yağız Yılmaz: Ve sahneye dönüş yapmak üzere başlıyorum cümlelerime… Sizin sahneye koyduğunuz oyunlar arasında çok zor, zor olduğu kadar da incelikler isteyen, tecrübeye dayanan, eğlendirici bir anlatım tarzı olan fars üslubuna büyük bir ilginiz olduğu anlaşılıyor bu nereden kaynaklanıyor?

Haldun Dormen: Bunu keşfetmen büyük bir başarı, kutlarım! Bizim tiyatro farsı gerçekten çok iyi oynuyordu. Ben komedi sevdiğim için, hayata da o açıdan baktığım için, ondan ötürü bunu çok iyi beceriyorduk galiba, hatta ustası olmuştuk belki de. 

“BU KADAR BAŞARILI OLACAĞIMI HİÇ ZANNETMİYORDUM!”

Yağız Yılmaz: Ve sonlara doğru gelirken… Bugüne kadar “Hala başaramadım.” dediğiniz bir şey var mı?

Haldun Dormen: Allah’a şükür istediğim her şeyi yapabildim. Bu kadar başarılı olacağımı hiç zannetmiyordum. Bugün Türkiye’nin çok sevilen bir adamı haline geldim. Her tabakadan insan beni seviyor; öyle görünüyor en azından. 

“ADAM YÜZÜME DİKKATLİCE BAKTI VE ‘AAA! YILDIZ KENTER’ DEDİ”

Yağız Yılmaz: Bu uzun ve sanatsal serüveninizde seyircinizle yaşadığınız, unutamadığınız bir olay var mı?

Haldun Dormen: Elbette, birçok olay var. Fakat hepsi aklıma gelmiyor. Beni en çok şaşırtan ve güldüren bir olayı anlatayım… Bir iki yıl önce çok ilginç bir şey oldu. Turneye gitmiştik Yalova’ya. Ve Yalova’da çarşıda yürürken bir adam gördü beni, yüzüme dikkatlice baktı, belki dakikalarca ve “Aaa! Yıldız Kenter” dedi. Öyle şaşırdım ki… “O kadın be!” dedim ben de adama!

Yağız Yılmaz: İnanmıyorum! (Gülüyoruz.)

“HERKES KENDİ İŞİNİ EN İYİ ŞEKİLDE YAPSIN!”

Yağız Yılmaz: Ve harikulade bir röportajın sonuna geldik. Hiç bitsin istemezdim; sizi saatlerce dinlemekten büyük mutluluk duyan bir kişi olarak… Ve de son soru…

Son olarak; yıllar geçiyor, nüfus artıyor, teknoloji ilerliyor, siyasi iktidarlar değişiyor ve yepyeni sanatçılar çıkıyor. Fakat sizin eserleriniz, yüzünüz, sözleriniz, yarattığınız karakterler, ürettiğiniz ve yönettiğiniz yapıtlar hala bizi etkilemekte. Dönüp dönüp sizi izliyoruz. Yıllardır Türkiye ve neredeyse tüm dünya ile konuşuyorsunuz. Bizlere cesareti, merhameti, akılcılığı ve dahasını aşılayan her sahnede, yapıtta daimi olarak siz varsınız. Şimdi o şefkatli ve tertemiz sesinizle bizlere neler tavsiye edersiniz Haldun Hoca? Bugünün gençlerine bir ağabey, bir baba gibi ikazlarınız var mı?

Haldun Dormen: Ne güzel bir soru, çok duygulandım! Gençler bizim her şeyimiz; geleceğimiz… Ve onlara demem şu ki; hiçbir zaman yılmasınlar. Hiçbir zaman vazgeçmesinler. Benim onlara yönelik bir kitabım var: Olmak ya da olmak. Olmamak diye bir şey kabul etmiyorum ben. Olacaksın! Bu yalnız tiyatroculara özgü bir şey değil. Aynısını doktorlar, avukatlar veya gazeteciler için de söylüyorum. Azmedeceksin ve en iyisi olacaksın! Ülkede herkes işini en iyi şekilde yaparsa, başkalarının işine burnunu sokmazsa, Türkiye çok daha iyi yerlerde olabilir. Ülkenin durumu çok parlak değil ama hala herkes kendi işini gücünü bırakıp başkalarının işine karışıyor. Benim oyunuma, onun filmine, diğerinin siyasi kararlarına karışıyor… Tabii ki düşünecek ama ilk önce kendi işini gücünü iyi yapmalı! Koyu bir Atatürkçü olarak benim görüşüm şu; herkes kendi işini en iyi şekilde yapsın. “Bu ülkede yaşanmaz,” deyip işin içinden çıkıyorlar. Ben de buna deli oluyorum! Böyle bir şeye kalkışmadan, kendilerine mutlaka bir hedef koysunlar ve hedefe ulaşmak için çalışsınlar! Çalışsınlar! Çalışsınlar! Yılmadan, bıkmadan çok çalışsınlar. Sonunda mutlaka başarıya ulaşırlar. Hiçbir zaman karamsarlığa kapılmadan, umutla yarınlara baksınlar. Ve kendilerine bir güneş bulsunlar; “Umut Güneşi”… Önünde ne kadar bulut olsa da o güneşin var olduğunu her daim akıllarında tutsunlar…

Yağız Yılmaz: Büyük bir değer ile saatlerce içerisinde bulunduğum bir röportajın daha sonuna geldik. Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür eder, esenlikler dilerim… 

Sizlere Haldun Dormen’in röportajımız sonrası dile getirip sayfalara eklememi istediği sözler ile veda etmek istiyorum…

“Bugün, bu ülkede doğduğum için, Dormen Tiyatrosu’nu kurabildiğim için, dostlarımla ve ailemle paylaşabildiğim için, yüzlerce sanatçı yetiştirme fırsatı bulduğum için, acılarımı sevinçlerimi paylaşırken hiç yalnız kalmadığım için ve her şeyden önemlisi sizlerin dostu olduğum için kendimi dünyanın en şanslı insanlarından birisi olarak hissediyorum!”

Haldun Dormen

Fotoğraflar: Yağız Yılmaz