Birkaç kirli, çoktan rengi atmış eski çarşaf, bir leğen, çamaşır ipi, tahta mandallar ve iki çamaşırcı kadın: Mei ile Po.

Kulakları ne kadar çok ses duydu onların, bilseniz. Ölüm çığlıkları, kutlamalar, feryatlar…

Anlatma zamanıydı artık. Olup biteni anlatacaklardı. Bulundukları yerden yani en aşağıdan başlayarak, yukarı doğru. Sözü daha fazla uzatmadan, ertelemeden. Ne varsa, her ne vuku bulmuşsa…

Her şey savaş ile başlamıştı.

O ıssız fundalıkta aniden beliren; sakallı, dudakları kupkuru, acayip kılıklı üç kadının sesine ses oldular önce:

” Selam sana Macbeth, selam sana Glamis Beyi.

Selam sana Macbeth, selam sana Cawdor Beyi.

Selam sana Macbeth, selam yarının kralına..”

Orman can çekişir gibi uğulduyor, gök gürlüyor, taş duvarların derinliklerinden inlemeler, haykırışlar geliyordu. Korkunç bir geceydi. Her yan kan ve ufunet kokuyordu.

Hangi toz, sabun, ilacı kullansalar temizleyemeyeceklerdi o kanı… Pis koku hep kalacaktı.

Sanki her şey göz kulak kesilmişti şatonun altında. Pervazlar, kapı araları, yosun yürümüş kuytuluklar… Çirkinliğe çevrili çirkin gözler.

Po ve Mei şatonun altındaydılar. Zaman yoktu onlar için. Zamanı aşmışlardı. Kirliydiler… Arınamayacaklarını biliyorlardı. Tıpkı efendileri, Lady ve Lord Macbeth gibi. Ellerinden gelen, tanık oldukları hadiseleri, kendilerince yorumlayıp en baştan anlatmaktı sadece.

Yüzlerce senenin izleri üstlerine yansımış, kan bulaşığı çarşaflar vardı leğende, çamaşır ipinde. Bir an ve o anın öncesindeydik. İrkilmiştik.

Gözlerimizi sahneden ayıramıyorduk bir türlü. Büyülenmiş gibiydik. Kan kanı, ihtiras ihtirası mı çağırıyordu ne?

“Şatonun Altında”yı bir yıl arayla ikinci kez, yine hayranlıkla izledim. Fiziksel tiyatro anlayışı, grotesk, clown ve bufon oyunculuk tarzlarının iç içe geçtiği harikulade bir alaşıma eşlik eden muhteşem doğaçlamalar.

Şaşırtıcı, sıra dışı, eğlendirici, yer yer ürperten sahneler, ustalık değerindeki oyunculuk performansları, izleyici için yepyeni, unutulmayacak bir deneyim.

30 Mayıs 2018 akşamı Oyun Atölyesi’nde oyun bitiminde, öyle üç beş dakika değil, dakikalarca devam eden, dinmek bilmeyen alkışlardan da, özellikle bahsetmek istiyorum. Bütün salon ayaktaydı. Ve “Bravo!” sesleri alkışlara eşlik ediyordu. Mei ve Po kapıya doğru koşmasalar belki de tezahürat saatlerce sürecekti. Hatta sabaha kadar. Bizi İskoçya’da, sisler, puslar arasında kalmış o eski şatonun altındaki dehlizlere, taş odalara götüren;

Proje Tasarımı ve Uyarlamada Pınar Akkuzu, Gülden Arsal

Yönetmen: Güray Dinçol

Oyuncular: Pınar Akkuzu,Gülden Arsal

Proje Asistanı: Tuba Keleş

Sahne, Kostüm Tasarımı ve Uygulama: Fiziksel Tiyatro Araştırmaları

Görsel Tasarım: Uğur Açıkgöz’e teşekkür ediyorum.

Daha nice ödüllere, sezonlara.