Bugün sizleri “Die Rote Couch / The Red Couch” (Kırmızı Kanepe) isimli projesiyle tanınan Alman fotoğraf sanatçısı Horst Wackerbarth ile tanıştırmak istiyorum. Wackerbarth bir reklam, moda ve portre fotoğrafçısı. Sanatçı şu an Düsseldorf’ta yaşıyor, çalışmalarının çoğunu da orada gerçekleştiriyor. The Red Couch dışında da sayısız projesi var. Mesela Paradise Now projesi ile bir nevi dünyadaki cenneti fotoğraflamayı düşünmüş, bunun için de sayısız din adamı ile bir araya gelmiş. Dini temaları günümüze uyarlayarak çektiği fotoğraflar gerçekten hayranlık uyandırıyor. Ama yine de kendisine göre en çok hatırlanacağı işi Kırmızı Kanepe Projesi.

Nedir Kırmızı Kanepe? Wackerbarth otuz senedir, kırka yakın ülkede kırmızı bir kanepeyle fotoğraflar çekmiş. Ünlüler, liderler, sporcular, çocuklar, sıradan insanlar, suçlular ve hayvanlar yer alıyor kanepenin üzerinde.

 

 

Bu projenin en sevdiğim yanı sanatçının kanepeye oturan insanlara yönelttiği sorular. Ama hakikaten zor sorular. Onlara umutlarını, hayallerini, en büyük korkularını, aslında kim olmak istediklerini, ölümden sonrası için ne düşündüklerini ve hatta evrenin yaratılış amacını bile soruyor. Verilen cevaplardan oluşan videoları izlerken ülkelerin, sınırların, insanların ve sorunların değiştiğini ama kırmızı kanepenin sabit kalışını görüyorsunuz. Dünyanın bir ucunda, evimdeki kanepenin üzerinde oturmuş Wackerbarth’ın çektiği fotoğraflara bakarak bunları yazarken, yaşadığımız gezegenin aslında ne kadar küçük bir ev olduğunu fark ettim. Sanatçının sorduğu soruları ben de kendime sordum. Neymiş bu sorular diye merak edenleriniz varsa diye :

  • Sizin için hayatı yaşamaya değer kılan ne?
  • Hayatla ilgili sevmediğiniz şey ne?
  • Mutluluk tanımınız ne?
  • Mutsuzluk tanımınız ne?
  • Şimdiye kadar sizin için en ilginç olan deneyim neydi hayatınızda?
  • Başınıza gelen en kötü şey neydi?
  • Yaptığınız en büyük  hata neydi?
  • Neyden korkuyorsunuz?
  • En büyük dileğiniz nedir?
  • Eğer seçme şansınız olsaydı kim ya da ne olmak isterdiniz?
  • Sizin için çalışmak ne anlama geliyor?
  • Aşk sizin için ne anlama geliyor?
  • Hayatınızda sanatın ne gibi bir  rolü var?
  • Sizin için hayvanlar ve bitkiler ne anlama geliyor?
  • Kim ya da ne evreni yarattı?
  • Ölümden sonraki beklentiniz nedir?
  • Sizin izleyicilere sorunuz nedir?

Sıradan bir imgeyle, büyük bir gerçeği anlatmak istiyor aslında sanatçı. Hem de en vurucu, en kışkırtıcı renk olan kırmızıyla. Yani doğumun, ölümün, tutkunun, kanın, ateşin, öfkenin, gücün, savaşın rengi. Akan trafikte durmanızı emreden kırmızı ışık gibi “Buraya bak, bir sorun var.” sinyali veriyor fotoğraflar size. Sanatçı, başka bir renkle; mesela siyahla da aynı etkiyi alabilir miydi, diye düşündüm. Kesinlikle kırmızıdaki “hayat’’ tanımı başka bir renkle bu kadar örtüşmüyor. Wackerbarth’ın amacı bulunduğumuz konum ne kadar değişirse değişsin, paylaştığımız hayatın aynılığına dikkat çekmek aslında.

The Scarlet Letter (Kırmızı Leke) filmini hatırlıyor musunuz? Roland Joffé’nin, Nataniel Howthorne isimli romanından beyaz perdeye aktarılan filmde evli bir kadınla bir peder arasındaki yasak aşk anlatılıyor. Gayrimeşru bir çocuk dünyaya getiren kadının elbisesine ceza olarak kırmızı bir A harfi çiziliyor ve kadın bu lekeyle gezmeye mecbur bırakılıyor. Bu metafor adultry (ihanet), anger (öfke) gibi pek çok anlama geliyor. Filmin her karesinde Wackerbarth’ın da fotoğraflarında kırmızıyla altını çizdiği tüm o keskin duyguları hissediyorsunuz. Aşk, acı, günah ve güç dengeleri…  Kırmızı kanepe, insanoğlunun kırmızı lekesi gibi öfkenin çoğaldığı yerlerde kol geziyor.

 

Bu kanepenin üzerinde bir de “kemik gibi ne yana dönsen batar’’** yalnızlık derdi var. Gökdelen yığınlarının ortasında köpeğiyle hayatta kalmaya çalışan yalnız bir kadın fotoğrafı mesela. Ya da şurada ilk fotoğrafta savunmasızca dünyanın ortasında kalan yaşlı bir adamın, ikincisindeyse adamın gidişinin ardından ıssız kalan dünyanın yalnızlığı. Kanepe, içinde yaşadığımız dünyayı, hayatla ölüm arasındaki o köprüyü sembolize ediyor bir bakıma. Wackerbarth’ın tek istediği, evlerimizde tembelce oturduğumuz kanepeden bizi çekiştirip dünyanın diğer ucunda tasalanmamız gereken bir meseleye taşıyarak bir farkındalık yaratmak.

Bu proje uzun senelere yayılınca haliyle sayısız sergiye, kitaba, hatta diziye konuk olmuş. Küresel meseleleri böylesine çarpıcı bir dille ele alış biçiminden ötürü Wackerbarth de pekçok ödüle layık görülmüş. Sanatçının fotoğraflarını anlamlandırmaya çalışanlar; insanın, dünyanın yaratılışından –kanepenin icadından- bu yana değişmeyen hırsları ve kör yanları üzerine sayısız yazılar yazmış. Peki siz ne görüyorsunuz?

Hayatınızın yanağında daima kırmızının hırçın lekesinin değil, hayat veren alacasının parlaması dileğiyle…

 

                                                                                                             *Cemal Süreya – Başlık
                                                                                                 **Cahit Zarifoğlu