“Michelangelo’nun sanatı tarafından mağlubiyete uğratılan doğa, Raffaello’yu gönderdi yeryüzüne, karakter açısından da mağlup olmaya hazırdı.” 

G. Vasari

Sıcak ve yuvarlak yüzlerin elmacık kemiklerinden süzülen ışık huzmeleri… Göz çukurlarından seyreden umarsız bilyelerin, masumiyete doğru 37 yıllık serüveni… Üzerine düşen ışıkla beraber yaratılan asalet… Hissiyat, yalnız dört parmak ile al al yanaklara dokunma arzusu… Tebessüm, mutluluğun hecelerinde gezinen tevazuu…

“Paskalyadan önceki son cumaydı.” diye bahseder Vasari. Cuma mıydı yoksa cumartesi mi bilmiyorum, ama 6 Nisan 1483 diye geçmiştir kayıtlara doğumu. Ölümlü ve Urbinolu bir tanrının doğumu…

Bir şarap kadehi düşünün, uzun ve ince bir sapı olsun. Islak, ahşap bir masaya koyun şimdi düşüncenizi. Altlığından yavaşça ince beline sürükleyin parmağınızı, ta ki simetriğe yeni bir boyut katan hazneye varıncaya dek. Serçe ve yüzük parmaklarınız ince bele sahip. Kalan üç parmağınızsa hazneye. Diğer eliniz ise siz bunları yaptığınız esnada alabildiğince su dolduruyor kadehe, taşıncaya dek. Bardak taşıyor ve taşıyor.

Giovanni Santi… Vaktiyle yönlendireni olmayan sıradan bir ressam, Raffaello’nun babası. Raffaello’nun başına da benzer şeylerin gelmesini istemeyen bir baba. Akıllısından, en azından çocuk yetiştirmek hakkında bir fikri olanından. Oğlunun sanata merakı olduğunu keşfetmesi pek de vaktini almayan bir baba. Raffaello zeki çocukmuş. Sevdiği işi yapan insanın, başarının güzel kokusuyla uyuduğunu varsayarsak, Raffaello gözleriyle ve elleriyle derin derin soluyordu diyebilmeliyiz.

Zaman fedakârlık zamanıydı. Böyle bir yeteneğin, onun yanında harcanacağını anlayan babanın zamanı. Raffaello’nun küçük teknesiyle büyük denizlere açılma zamanı.

Perugia, İtalya’nın güzel kentlerinden biri. Pietro Perugino’nun da atölyesinin bulunduğu bir kent. Rönesans ressamı Perugino, Pietro Perugino… Raffaello’nun sanatına kucak açan adam, 75 yıllık bir ömür.

Raffaello zeki bir çocuk demiştim. Hocası Pietro’nun üslubunu birebir kopyalayabilecek zekilikte. O denli kopyalıyormuş ki, dışarıdan gören bir kimsenin ayrımına varması olanaksızmış.

Raffaello, hem kendini geliştirip hem de Perugino’nun üslubunda çalıştıkça ünleniyordu. Eğitimi ardından oldukça doğru bir adım olmuştu bu Raffaello için. Doğa ile figür arasındaki güzel birlikteliğin formülüne sahipti artık. Ancak sonsuza dek de onun yanında kalamayacağı aşikârdı. Bir arkadaşının vesilesiyle sonraki durağı Siena olmuştu. Çizim taslaklarını hazırladığı kütüphane işini yarım bırakacağı yerdi Siena. Çünkü çok daha ilgili çekici bir şey gelmişti kulağına: Leonardo ve Michelangelo.

İki büyük sanatçının arasındaki rekabet, Raffaello’nun yolunu Floransa’ya çevirmesini sağlamıştı. Gittiği yerden büyülenen Raffaello, hem sanatçıların resimlerini inceleme imkânı bulmuş hem de birbirinden kaliteli sanatçı dostlar edinmişti kendisine.

Raffaello çeşitli eserler yaptıktan sonra ne yazık ki Urbino’ya geri dönmek zorunda kalmıştı. Anne ve baba… Artık Raffaello için hayatta olmayan iki insandı onlar. Aile işlerini toparlaması ve hayatına devam etmesi gerekmekteydi. Bir yandan resim yapmaya devam etti ve işlerini rayına soktuktan sonra Perugia’ya gitti. Burada dini temalı çeşitli freskler ve paneller yaptı. Bir tanesi de Ansidei Şapeli için olan pano resmiydi.

Yarım kalan işler, yeni maceralar ve tamamlanmalar… Bunlar Raffaello’nun hayatı boyunca sık sık yaptığı şeylerdi. Ancak kimseyi mağdur etmemişti. En azından dışarıdan öyle görünüyordu.

Yolu tekrar Floransa’ya düşmüş, sanat zevki için para akıtmaktan asla kaçınmayan pinti bir insana rastlamıştı. Agnolo Doni… Raffaello’dan kendisi ve karısı için birer portre siparişi istemişti. Sanatçımız artık birçok ustanın üslubunu okumuş, birçok yer görmüş ve kompozisyon konusunda da oldukça ustalaşmış haldeydi. Bu iki portre de bunların harmanı olacaktı.

Zamanda biraz daha ilerleyecek olursak, ünlü mimar Donato Bramante’nin Papa II. Julius’un yanında çalıştığı zamana geliriz. Hatta, hemşeri olmalarının yanı sıra uzaktan akraba olduklarına dair de bilgiler bulunan bu ikilinin yollarının Roma’da kesişeceği bir döneme geliriz. Bramante papayı çeşitli daireler inşa ettirmeye ikna etmiştir. Ressamımızın yeteneğine güvenen ve onun için güzel bir fırsat olacağına inanan Bramante, kendisine bir mektup yazar. Raffaello her zamanki gibi bir yarım işi de Floransa’da bırakarak Roma’nın yolunu tutar.

Hali hazırda çalışan ressamlar olduğunu görür Raffaello. Papa tarafından oldukça hoş karşılanmış ve belki de Raffaello dendiğinde akla gelen birkaç yapıttan biri olan Atina Okulu freskini burada gerçekleştirmiş.

Stanza della Segnatura yani İmza Salonu’nda.

Sokrates, Platon, Epikür, Demokritos, Heraklitos, Arşimed, Aristoteles, Diyojen ve Pisagor ve Zenon… Dahası da var. Önemli olan freskin içeriğinin şu an kavranmış olması. Geometriden astronomiye, diyalektikten aritmetiğe… Bir söylentiye göre de bazı karakterler aslında Raffaello’nun gözünde sembolik anlamlar taşır. Resmin merkezinde sağ elini kaldırmış olan Platon’un aslında Leonardo da Vinci’yi temsil ettiği gibi. Ya da onun hemen dört basamak aşağısında sol elini yanağına dayamış derin derin düşünüyormuşçasına yere bakan Heraklitos’un Michelangelo’yu temsil ettiği gibi.

Aynı salondaki bir diğer önemli eseri ise Kutsal Tartışma’dır Raffaello’nun.

Papa, Raffaello’nun yapmış olduğu bu çalışmalardan oldukça memnun kalır. Raffaello’dan başka odalar için de resimler yapmasını ister. Hatta bizzat kendisinin bir yağlıboya portresini yapmasını da talep eder.

Malumunuz artık Raffaello’nun namı tüm Roma’ya yayılmış haldedir. Yaratılışındaki zarif, kibar, terbiyeli ve görgülü yönleri resimlerindeki boyayla özdeşleşiyor gibidir adeta. Ve Raffaello’nun sanatındaki diğer bir dönüm noktasının ayak sesleri kulaklarda işitilir.

İtalyan yazar ve ressam, “Hayatlar” kitabıyla ünlü Giorgio Vasari -ki adından evvel de bahsetmiştim-, Raffaello’nun sanatında olmadığına inandığı birkaç şeye parmak basmıştır: Heybet ve haşmet.

Sistine Şapeli’nin kapılarını ardına kadar Raffaello’ya açacak olan anahtarlar, arkadaşı Donato Bramante’deydi. Michelangelo’nun sanatını görmesi açısından muhteşem bir imkândı bu Raffaello için. Michelangelo’nun resimlerindeki heybet artık Raffaello’nun gözleri tarafından okunmuş, nasıl kendi sanatına daha iyi bir şekilde aktarabileceği yönünde çalışmaya başlamıştı bile.

Raffaello’nun hayat hikâyesinde Bramante’nin nasıl bir yere sahip olduğu da, dikkat ettiyseniz önemli bir husustur. Onun şöhreti ve kendini geliştirebilmesi için sahip olduğu tüm imkânları kullanmıştır.

Papa II. Julius’un ölümüyle yerine X. Leo geçmişti. Yeni papanın Raffaello’nun çalışmalarına devam etmesi konusundaki talebi ve onu çeşitli hediyelerle ödüllendirmesi, şöhretinin ve dehasının dağın zirvesine tırmanmasında oldukça destekleyici olmuştu. Medici ailesinden olan yeni papa, Raffaello’nun bu aile adına portreler de yapmasını sağlamıştı. Yine X. Leo’nun emri altında çalıştığı süreçte, birçoğumuzun bildiği -en azından adını duyduğu- San Pietro Bazilikası’nda başmimar olarak görev almış ve bazilika için bir plan hazırlamıştır.

İtalyan sanatçımız Raffaello’nun, Alman ressam ve gravürcü Albrecht Dürer ile olan güzel de bir etkileşimi vardır. Dürer, Raffaello’ya bir otoportresini göndermiştir, Raffaello da karşılığında kendi çalışmalarından bazılarını Dürer’e. Dürer’in oldukça başarılı şekilde yaptığı gravür işleri, Raffaello’nun kendine yeni bir hedef bulmasını sağlamıştır.

Mercantonio Raimondi İtalyan bir gravürcü idi. Raffaello’nun hayatına dokunan isimlerden bir tanesi de o idi. Raffaello, 1510 yılında çizimini tamamladığı Lucretia da dahil olmak üzere çalışmalarından bazılarını gravür baskılarını yapması için Raimondi’ye sipariş verdi. Lucretia’nın İntiharı konusuna, bizzat Dürer de kendi çalışmaları arasında yer vermiştir.

Hayatı boyunca olabildiğince çok insana dokunmaya çalışan ve kendisi için de buna müsaade eden kibar bir insandı Raffaello yazılanlara göre. Kardinal bir dostu onun yıllarca evlenmesi için pek direnmiş. Yıllar yılları kovalamış ve artık kozu kalmayan Raffaello istemeye istemeye kardinalin yeğeni ile evlenmeye razı olmuş. Neyse ki bunu da ertelemek için bir şeyler bulabilmiş zeki sanatçımız.

Onun son nefesine doğru son bir paragrafa girecek olursak, sonunun geldiğini anladığı vakit vasiyetini hazırlamaya koyulmuş. Eserlerini, servetini ve diğer şeyleri pek yakın dostu Giulio Romano da aralarında olmak üzere birkaç kişiye paylaştırmış. Defnedilmeyi istediği yeri de Pantheon olarak seçmiş. Raffaello son nefesini doğduğu gün olan 6 Nisan’da, 1520 yılında vermiştir.

            “Öldüğünde otuz yedi yaşındaydı; yeteneği dünyayı nasıl güzelleştirdiyse, ruhunun da şimdi cenneti süslediğinden emin olabiliriz.”

G. Vasari

Kaynak:

VASARI G., 2013, Sanatçıların Hayat Hikayeleri, Sel Yayınları, İstanbul.