Hissedilen sıcaklığın elli beş dereceyi gördüğü bir Temmuz gününde yollara düşmüştük. Başımızda şapkamız, boynumuzda fotoğraf makinemiz Side’nin güzelliklerini keşfediyorduk… En son kendimizi; sırtımızı Apollo Tapınağı’nın zarif sütunlarına yaslamış bir şekilde, önümüzdeki güzel denizin tadını tüylerimizi ürperten ılık bir rüzgar eşliğinde çıkartırken bulmuştuk. Aslında bir sonraki durak için çok da uzağa gitmemize gerek yoktu çünkü kendisi tam iki adım ötemizde, yalnızca birkaç sütun tamburundan ibaret bir tapınaktı: Athena Tapınağı.

Athena Tapınağı Sütun Tamburları

Athena’nın birçok kentin koruyuculuğunu yaptığına inanılırdı antik dönemlerde ve bundan Side kenti de nasibini almış tabii. Güçlü bir feminen figür olması ile aslında günümüzdeki ‘ev hanımı’ kavramından çok da farklı olarak yaşamını sürdürmemiş, mahrem olarak görülmüş ve bu nedenle gerek hemcinsleri, gerek de karşı cinsler ile iletişimi bir derecede kısıtlanmış ve bastırılmış birçok Yunan kadınının gizli rüyası olmuştur Athena. Ayrıca Side kentinin bir liman kenti olması da Athena’nın kentin koruyucu seçilmesinde etken olmuştur çünkü Athena aynı zamanda deniz ticaretine de hakim bir tanrıçadır.

Aslında Side’deki Athena tapınağından geriye çok da fazla bir şey kalmamış, Apollo tapınağındaki gibi elle tutulur kalıntılarına rastlayamıyoruz maalesef. Yalnızca bugün birçoğumuzun üzerine oturarak poz verdiği sütun tamburlarından tapınağın planının izini kısmen sürebiliyoruz. ‘Tapınak peripteros plan tipinde inşa edilmiştir’ şeklinde bir ifade kullanabilirim ama önce ‘Peripteros’ plan tipini açıklamam gerekiyor.

Peripteros plan tipinde tapınağın etrafının tek sıra sütunlarla çevrili olması gerekmektedir. Bu şekilde söyleyince oldukça basit gelir elbette fakat sütunların çift sıra olması bu plan tipini değiştirerek ‘Dipteros’ olarak adlandırılmasına sebep olurken, dört adet sütunun yalnızca tapınakların giriş cephesinde yer alması ile oluşturulan ‘Prostil’ planlı tapınaklar şeklinde çeşitler örneklendirilebilir. Eğer sütunlar bütün yapıyı çevreleyecek şekilde yapıyı sarmalıyorsa, bu yapının Peripteros ya da Peripter planlı olduğunu söyleyebiliriz.

Tapınağın içide ise ‘Pronaos’ olarak anılan bir mekân yer alır ki bu mekân biraz ilginçtir. Naos, asıl ibadet alanı için yapılan bir adlandırmadır ve Pronaos ise asıl ibadet alanına girmeden önce ulaşılacak alandır. Bu alan, Naos adı verdiğimiz yapı gövdesinin duvarlarının biraz daha dışa taşırılması ile oluşturulur. Bugün günümüze beş sütunu ulaşabilen Apollo Tapınağından ölçü olarak daha büyük olduğu antik kentte yer alan plandan rahatça okunabiliyor zaten.

Sütunların iç kısmında kalan beden duvarlarının izleri

Derslere girer ve bir sürü bilgi öğreniriz, kimileri hafızamıza o kadar kuvvetli yerleşir ki bir türlü aklımızdan çıkmaz fakat bazı bilgiler ise bir kulağımızdan girer, diğerinden çıkar. Benim ise adım kadar kesin olarak bildiğim ve öğrendiğim çeşitli bilgilere dayanarak Yunan tapınaklarına özel bir ilgim olduğunu belirtmem gerekir. Bir İtalya ve Roma aşığı olarak, sanırım tamamen ayakta kalmasa da büyük çoğunluğu ayakta kalmış bir Yunan tapınağı görmeyi oldukça çok isterdim. Çünkü antik Yunan uygarlığı, bir insanın inanç uğruna ne çabalar sarf edebileceğini ve bu inancın kutsiyeti hakkındaki ideolojisini sanatında en iyi tanımlayabilmiş uygarlıktır bana kalırsa. İbadethanelerin insanların ibadet etmesi için yapıldığı bir dönemde yaşayan birisi olarak, ‘Tanrı Evi’ ideolojisi ile inşa edilen tapınakların özgün halini asla göremeyecek olmanın verdiği hüznü yaşadığımı belirtmem gerek…

Bir sonraki yazımızda Side Antik Kenti’nin tiyatrosunun kapısını çalacağız.

1996'da Antalya'da doğdu. İlk kez "Büyüyünce ne olacaksın?" Dediklerinde "Yazar!" Diye cevap verdi, o günden sonra verdiği bu cevap da hiç değişmedi. Sanatla iç içe büyüdü, sanatçı olmak istedi. Sanatçı olamayınca, sanat tarihçisi olmak istedi. Şu anda Akdeniz Üniversitesi'nde Sanat Tarihi eğitimi alıyor ve elinden geldikçe yazmaya gayret gösteriyor.