Gözlerini tavana dikmiş, birbirine altı kez doladığı ayaklarını kıpırdatıyor. Kendisi yaratıktan bir insan. Ayaklarını, gündelik hayatın yüküne göre daha az veya çok dolayabiliyor. Mesela metrobüse bineceği günler 13 kez doluyor ki çözene dek oyalanabilsin veya pazar kahvaltısına çıkacağı günler sadece 3 kez, çünkü uzun uzun çözmeye uğraşası olmuyor.

Birbirine kenetlediği baş parmaklarına bakarken, eski sevgilisinin sesi geliyor kulağına. “uyanmışsın.” Eski sevgilisi hep ondan önce uyanırdı ve onun uyanıp uyanmadığına ilk sesli yorumunu, ayak kıpırtısı üstünden getirirdi.

Eski sevgilisi onu terk ettiğinde, bir defa düşündü. Ayaklarını birbirine 17 kez dolamak yerine, 6 kez ona dolasaydı ilişkileri kurtulur muydu!

Bilmiyor. Üstünde yattığı bu yatakta farklı farklı çok kişi kaldı. Hepsini ayaklarından ayırt etmeye çalışıyor. Biri, ayağını üstüne koyardı. Ağırdı. O da, o dönem ihtiyacını duyduğu şefkati, ağırlık altında ezilerek almaya çalışırdı. Alamazdı. Çünkü maalesef ağırlıktan zerre şefkat çıkmıyor.

Diğerinin ayakları hep pisti ve yataktan taşardı. Sanki ona gelene dek tüm şehri yalın ayak yürümüşçesine bir berdüşt tabanı. Onunla hiç alakası yoktu, kendi bedeni, kendi kararı. Yataktan bile düşmüştü bir seferinde. Bu odada kalmayacağını, gelip geçici olduğunu gösterircesine bir misafir.

Bir tanesi ise, onun ayaklarını hatırlamıyor bile. Nasıl? Ayaklarını bir kez bile görmemiş oluşuna resmen kendisi de şaşırıyor, ayakları mı yoktu, gözlerine mi perde inmişti şüpheye düşüyor.

Bu sabah yenisi gitti işe. Ayaklarına hiç bakmadı. Yatağına girip çıkan onca insandan sonra, bakışlarında dahi temkinli artık. Yakınlaşmaya utanıyor. Günler sonra ilk kez uyurken neye benziyor diye bir kaçamak bakış attı. O kadar karanlıktı ki, anlamadı. Bir de nasıl kokuyor diye havayı kokladı, burnu tıkalıymış meğer, öğrenemedi.

Bunca insan. Ayaklarını iyice kendine kenetliyor. Dedim ya, kendisi bir yaratık insan. 9 kalbi var. Geçen yaz, kendinden birden fazla nabız sesi gelmeye başladığında, biraz da gönlü uzadığında anladı bunu. Toplumda kabul gören bir şey değil yarı yaratıklık veya 9 kalplilik. Bunu keşfetmesiyle beraber, üstüne ölü toprağı örttü diğer 8 kalbinin. Kabul görmek ve ayakta kalabilmek için 1 kalbiyle yaşamaya çalışıyor. Ne uzun, ne kısa.

İçinde ahtapot olarak doğmuş olmak bir ukde ve daha nice başka arzusu da uhde. O, şuara baştan aşağı, ayakları çaresizlikten birbirine kenetlenmiş bir ukde.

Sol gözünden bir damla yaş süzülüyor. Kedisi de uyanmış, gözünü dikmiş süzülen yaşına bakıyor. Sonra kedisinin de sağ gözünden bir damla yaş süzülüyor. Sağlı sollu bakışıyorlar.

Kendisi, miyav diyor. Kedi, e kalk artık diyor. Eski sevgilisi acaba ne yapıyor, başka kızların da uyanıp uyanmadığını ayaklarından takip ediyor mu… Etmez inşallah. Çünkü kalbi cızlıyor. Ayaklarını 4. kez çözüyor, aklına gelen tüm bunları unutmaya çalışarak, yataktan yavaşça kalkıyor. Çünkü hayatına devam edebilmesi için dengede kalması gerekiyor.

Kapak görseli:  Aynur Ekmekçi