Dilin Belirsizliği’nin yazarı olarak kelimelerin bazı anlamlara gelmediğini ve çoğu kez de çok başka anlamlara geldiğini biliyorum. Ama “açimpa”nın ne anlama geldiğini açıkçası ben de bilmiyorum. Catarina Sobral Gizemli Sözcük Açimpa’da işte bu ele avuca gelmez kelimenin hikâyesini anlatıyor.

Araştırmacı dediğimiz kişi durmadan keşif yapar ve yaptığı keşifle de yeni sorunlara yol açar ya, işte bu sefer de bir dilbilimci eski kitapların arasında tozlanmış bir kelime buluyor: “açimpa.” Fakat yaşayan bir kelime, yani sokaktaki insanların gündelik hayattaki konuşmalarında kullanılan bir kelime olmadığı için bu “açimpa”nın ne anlama geldiği meçhul kalıyor. Elinde ne anlama geldiği belli olmayan bir kelimeyle baş başa kalan dilbilimci, yardıma diğer meslektaşlarını çağırıyor. Ama ne fayda! O zaman en az “açimpa” kadar eski olan, 137 yaşındaki Zulmira Nine’ye sormaya karar veriyorlar. Zulmira Nine de emekli bir profesör olsa gerek ki verdiği cevap hiçbir işe yaramıyor: “Bu kelime bir fiil olduğu için ‘açimpalamak’ şeklinde kullanılmalı.” Anlaşılan Zulmira Nine böyle söyleyerek “açimpa” kelimesini “açimpalamış” oluyor. Ama bundan hiç kimse bir şey “açimpalamıyor.”

Gündelik hayatta insanlar “açimpalamaya” başlamış olsalar bile, dilbilimcilerin dünyasında hayat hiç de “açimpalanamaz.” Sonunda bir başka dilbilimci “daha da neler,” diyerek “açimpa”nın bir isim olduğunu ispat etti. “Bir şeyin adı varsa kendisi de vardır,” prensibi gereği “açimpa”nın isim olduğunu öğrenen herkes dünyanın rengarenk “açimpa”larla dolu olduğunu söylemeye başladı. Bu da beraberinde ekonomide “açimpa”ya olan talebi körükledi. Herkes “açimpa” sahibi olmak istiyordu. İçinde “açimpa” olmayan bir ülkede kimse yaşamak istemediği gibi, başka ülkelerde “açimpa” bolluğu olduğu söylentisi de ağızdan ağıza dalga dalga yayılıyordu. Durum hakikaten “açimpa”ydı!

Fakat bilim sürekli biz sıradan insanların Dr. Watson gibi yanıldığını ispat etmek için sürdürülen bir faaliyet olduğu için, araştırmacımız çok geçmeden herkesin yanıldığını delilleri ile birlikte gösterdi. “Açimpa” elbette bir sıfat idi. Bu ancak “açimpa” bir dilbilimcinin bulabileceği kadar “açimpa” bir fikirdi.

Fakat halk dilbilim bilmemenin verdiği özgüvenle çok geçmeden “açimpa”yı farklı anlamda kullanmaya başladı. Hep böyle olmaz mı zaten! Parlamentoda Başbakan bir milletvekiline “Bu mesele açimpalamaksızın çözülsün!” dediğinde, “açimpa” bir gecede zarf oluvermişti.

“Açimpa” çok demokratik bir şekilde her vatandaş tarafından istenildiği yer ve zamanda istenildiği şekilde kullanılmaya başlandı. “Açimpa”nın kullanım çoğulluğu, her konuşucunun meşrebini ve hayat tarzını yansıtıyordu. Aslında herkes mutluydu, herkes “açimpa”ydı. Ama icat çıkarmakla mükellef dilbilimci tekrar kolları sıvayarak bu kaosa bir son vermeye kararlıydı. Küf ve toz kokan, hatta bazı sayfaları obur farelerce kemirilmiş kitapları yılmadan didik didik ederek yeni bir keşifte bulundu.

Keşif aslında çok basit ve açık bir gerçeği dile getiriyordu. “Açimpa,” elbette bir “perlinko”ydu. Hay Allah “açimpa!” İyi de “perlinko” ne anlama geliyordu! Hiç cümle içinde kullanıldığını duyan da gören de yoktu. Uzun süren tartışmalar sonucunda dilbilimciler bir karar verdi. En iyisi Zulmira Nine’ye gidip sormaktı. Böylece Zulmira Nine yine hiçbir şey söylemeden “cümle içinde ‘perlinko’ların fonksiyonunu” anlatabilecekti.

Ağzımızdan kanatlanıp başkalarının kulaklarına konan kelimeler yaşayan kelimelerdir. Onların anlamlarını gidip Zulmira Nine’ye sormayız. Çünkü yaşayan kelimelerin anlamları, tam da kullandığımız anlamdadır. O nedenle bırakalım da “perlinko”nun ne anlama geldiğine “açimpa” dilbilimciler kafa patlatsın. Biz yaşayan kelimelerin solmasına müsaade etmeyelim yeter. Bundan iyisi Şam’da “açimpa” zaten!