Sağanak aniden bastırmıştı. Islak bir karanlık çökmüştü İstiklal Caddesi’ne. Koşar adımlarla Baro Han’a yöneldiğimi, hatırlıyorum şimdi. Heyecan içindeydim. Esin Afşar müzik çalışmaları nedeniyle uzun süre ara verdiği tiyatroya geri dönmüştü. 80’lerin hemen başıydı sanırım. Televole yaşam tarzları henüz hayatlarımızı bu denli işgal etmemişti. Televizyon dizileri, yarışmalarla da enfekte olmamıştık bu kadar.

Baro Han’ın o minicik sahnesinde izlemiştim “Kelaynaklar” ilk kez. İlk kez diyorum, çünkü hemen ertesi gün gişeye koşacak yeniden bilet alacaktım. Sonra bir defa daha.

Bilgesu Erenus’un yazdığı “Kelaynaklar”ı eğer belleğim beni yanıltmıyorsa, Mehmet Akan sahneye koymuştu. O yıllarda mim sanatçısı ve Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Ali Erdemci ile aynı sahneyi paylaşan Afşar’a, yine doğru hatırlıyorsam, Ezel Akay da davuluyla eşlik ediyordu.

“Kelaynaklar” oyununda sahnede hem oyuncu hem şarkıcıydı Esin Afşar. Ustalık katındaki oyunculuğu ve benzersiz yorumuyla bir kelaynak kuşunun kanadına oturtup upuzun bir yolculuğa çıkartmıştı bizleri. Bugün bile anılarımda taptaze kalmış bir oyunculuk. O içe işleyen duru ses. Kellim kellim kellikler arasındaydık. Ve nasıl olduysa olmuş, ‘Doğayı ve Kelaynakları Koruma Derneği’nden bir bayana kaptırmıştık kendimizi. Ah, evet haklıydı, tıpkı o bayan gibi “Gelirken ardıma bile dönüp bakmadıklarım”ız vardı. Örneğin “rüzgar sörfüm, terzi provam, müzayedelerim ve de cin toniğim”iz. Vay be, ne kadar vefakar, ne kadar cefakar, ne kadar fedakardık değil mi? Dahası ‘Meditasyon ve epilasyon seansımız da gürültüye gitmişti bu arada.’ Ama olacaktı o kadar. Fedakardık, vefakardık, cefakardık bir kez. Hem de sapına kadar.

Esin Afşar’a kulak vermiştik : 

Doğayı ve kelaynakları koruma derneğinden bir bayan şaşkınlık ve heyecandan yumurtasının üstüne oturamayan bir kelaynak kuşunun bu görevini üstlenir, hem de büyük bir fedakarlıkla:

Ben doğanın dostu,
Ben ormanların
Ben kuşun
Ben ırmağın
Hem de dağların
Ne kadar fedakar ve vefakar.
Beni kuşlar bile, kuşlar bile anlar.

Sırtımda yalnızca bir kürk, soyu tükenen leopar, ah canım yazık!
Domuz derisi çanta, belde kalın kemer, lezar.

Gözümü yaşartır, kendi özverim
Neleri teptim de buralara geldim
Sohbetlerimi, raketlerimi
Bunalımlarımı, kocamın aşklarını
Ah ben ne kadar fedakar
Ah ben ne kadar cefakar
Anlamıyor balıklar ahh!
Kuşkusuz anlar kuşlar

”Gelirken ardıma bile dönüp bakmadıklarım,
rüzgar sörfüm, terzi provam, müzayedelerim ve de cin toniğim,
içine Bodrum’un ham mandalinasını, ince ince ince tıraş ediyorsun nefiiiis !’

Doymuşum tüm dünya nimetlerine
Çok daha mutluyum yumurtanın üstünde
Gözüm çıksın varsa şu kadar gözüm
Karidesler de, kerevitler de
Ah! ben ne kadar fedakar
Ah! ben ne kadar cefakar
Anlamıyor balıklar ahh!
Kuşkusuz anlar kuşlar

”Meditasyon ve epilasyon seansım da gürültüye gitti; bu arada.
Meditasyon neyse de, epilasyon için yeni bir randevu almalı.
Orman kaçkını gibi dolaşamam ya ayol aaa !’
Ah! ben ne kadar fedakar
Ah! ben ne kadar vefakar
Yalvarırım Tanrıma ahh!
Anlasın beni kuşlar..”

Seneler senelere iliklendi… Yirmili yaşları geride bırakalı çok oldu. Biliyor musunuz,” Kelaynaklar”ın tekstini çok edinmek istedim. Bulamadım bir türlü. Umarım Bilgesu Erenus’un bu güzel oyunu da raflarda yerini alır yakın bir tarihte.

Esin Afşar ve “Kelaynaklar” ı hiç unutmadım… Hele o güzelim şarkıları. Doğru kabına sığmayan bir enerjisi vardı Esin Afşar’ın ve sahnede sergilediği o yaşam bilgesi kimliği, o benzersiz duruş. Hep bir başkaydı Esin Afşar.

Ve o gitti ve bizler yetim kaldık…14 Kasım 2011’den beri eksiğiz… Çok eksiğiz…