Alnından bir damla ter damlıyor. Kapalı kapılar ardındaki bu rutubetli odada, 41. hayali karakterini yaratmaya çalışıyor. Üniversitede biyolojiyi tutturduğu yıl, kendini, ülkedeki terör olaylarında ölen onlarca hayali karakter yaratırken bulacağını hiç düşünmemişti.

Toplumsal Travmalar’da çalışan psikolog sevgilisi, …ki omzunda şahane bir gamzesi var. Sevişirlerken ne zaman o gamzeyi öpse, elinde değil, yumuşak dokulu kokusundan mest oluyor. Ancak, içine doğmuş olduğu ataerkil toplumun, iliklerine işlettiği erkeklik gururuyla, bunu belli etmemeye çalışıyor. Sevgilisine, küçük gamzesinin, onu nasıl hipnotize ettiğini çaktırmamak için her defasında verdiği bir çetin savaş bu. Zaten babasının adı da Çetin.

42.hayali karakterinin ana hatları üstüne çalışırken, bakışlarını tavana dikiyor. Yorgunluktan birkaç defa gözü seyiriyor. Bu kez 29 yaşında bir genç kadın seçti. Özel okullarda okumuş, masterını tam burs alarak New York’ta tamamlamış bir yönetmen. İlk filmiyle ödül almış, cildi organik beslenmenin getirisiyle pırıl pırıl parlayan genç bir kadın. Hoppataş patlamasında hayatını kaybettiğinde, toplantıdan çıkmış vapura yetişmeye çalışıyormuş. Ailesi perişan, iş arkadaşları dehşet içinde. Yeni filmi için sürdürdüğü tüm yurt dışı yazışmaları yarım kalmış.

Karakteri yaratırken lümpen bir çaresizlik var karnında. 42. hayali kahramanın zamansız ölümüne halkın üzülmeyeceğini biliyor. Çoğunluğu özel okuldan olmayan, burs almamış, ödülü gün içinde belki de biraz takdir görmüş olmak olan halkı düşünüyor. Onlar… Onlar diye düşünürken, içine doğduğu toplumun bireylerini ötekileştirme klişesine dahil olduğu için adeta bir barkod gibi hissediyor.

İçi sıkışıyor. Boşuna zaman kaybetti gibi. Bu son karakterle, toplumun, yaşadığı acıların posttravmatik etkilerini unutmasına engel olamayacak. Sevgilisinin gamzesi de uykusuz gecelerinin mükafatı olmaktan uzak sanki. Alnından bir damla daha ter damlıyor. Ruhu bu rutubetli odada sıkışıyor.

Tam 13 gündür twitterda, yarattığı bu karakterleri yaymakta. Örgütteki görev dağılımında kendisine düşen bu oldu. Örgüte, sevgilisini daha çok görebilme arzusuyla dahil olduğu ama rüya dahi göremez olduğu uykusuz gecelere neden olduğu için kızgın. Odanın rutubetinden bahsetmek dahi istemiyor. Örgüte, kendi kendine rutubet örgüt diye seslenmek, onda, “işte şimdi cuk oturdu” rahatlaması yaratıyor.

Gerçekte, kurulan bu gizli örgüt, terörün verdiği zararı unutturmamak ama gerçek acıları da deşmemek niyetiyle hayali bir bellek yaratmaya çalışıyor. Son zamanlarda yaşanılan toplumsal çöküşten, travmatize olmuş tüm insanları, gerçekle biraz oynanmış bir hafızayı muhafaza ederek çıkartabileceklerine inanıyorlar. Kaybolanlar unutulmasın istiyorlar. Ancak kayıpların çokluğu, yıkık dökük binalar, talan olmuş meydanlar o kadar çok ki… Gerçek kayıpların altını devamlı çizmek istemiyorlar. İyi niyetliler.

Üzüntü içinde yutkunuyor. Çünkü patlamalarda talan olmuş bu meydanların yıllara meydan okumasına az kalabilirdi. Baştan aşağı öfkeleniyor. Çünkü tarihi geçmişi olan tüm o sokak isimleri, her patlamadan sonra siliniyor. Bilirsiniz, sokakların nüfus cüzdanı yoktur. Haliyle kimlik değişimini nüfus idaresine bildirme zahmeti de yoktur. Bir sabah kalktığınızda yılların “Kalemtutar Sokağı”, “KanlıVatan Sokağı” olmuştur. Omuzlarını düşürmüş, son derece çaresiz hissediyor. Hafızalarda açılan koca bir kara delik çünkü bu…ki aniden kendisini de o kara delikte buluyor.

43.karakterin öldüğü meydanı yaratmaya çalışırken, olmayan sakallarını ovuşturarak, zonklayan beynine sesleniyor. “Geçenlerde son patlamanın yaşandığı meydanın ismi neydi ki?” Kendi sesini, uzun saatler sonra duymak yabancı gelse de, aslında bu rutubetli odaya sesim yakıştı diye düşünüyor. Bir iki öksürükle, boğazını temizlemekten ve odada yankılanışından haz alıyor.

Sessizliğe geri döndüğünde, dudaklarını sola doğru sırıtırcasına büzüyor. Az önceki sorusuna, “Patlama ne zaman gerçekleşmişti?” “Kaç kuş, kaç köpek, kaç insan ölmüştü?”soruları ekleniyor.

Sevgilisinin telefon etmesine daha var. Çalışmaya başlarken kendine zaman dilimi olarak bunu hedeflemişti. Ama annesi uyumadan aramıyor. Aranamıyor mu, aranmıyor mu sorgulamak içinden gelmiyor. Sandalyesinde geriye doğru esniyor.

O mis kokulu gamzeyi düşünerek, tembellik ettiği tüm o saatler, içinde büyük bir suçluluk duygusu uyandırıyor. Çalışkan sevgilisinin, örgütteki, istikrarlı ve idealist konuşmalarını hatırlıyor. O da, örgütün bu ulvi hedefi için en az sevgilisi kadar çalışmalı. Yaratılarında henüz, patlamada zarar görmüş iş yerlerine ve yurdum esnafına değinmedi. Esnaf demişken, örgütün, acıları tekrarlamama ama zararı unutmama adına yürüttüğü bu toplumsal bellek yaratma çalışması, aslında ona biraz edebi görünüyor. Esnaf ve edebiolanla kurduğu bağla alakaya çay demliyor.

Aslında edebiyattan çok hoşlanan biri değil. Gerçi Calvino okumuşluğu var. Calvino’nun Görünmez Kentler’ini. Bu düşünce akışını, herhangi bir zaman diliminde, öğrencisi olduğu üniversitenin elit öğrenci grubu içinde ifade etmemiş olduğuna şükrediyor. Maalesef bir türlü mezun olamıyor. Ülke şartlarında ya yönetim devamlı değişiyor ya da hocası onu okuldan atamamanın hıncını, ona takarak çıkarıyor. Hocasının onunla ne alıp veremediği var maalesef pek anlamıyor. Sanırım bilim yarışmalarındaki eski derecelerini kıskanıyor. Hoca öğrenciyi kıskanır mı demeyin işte, bal gibi kıskanıyor. Bu arada, üniversitedeki gruba söyleseydi, olmayacak yerde sırf vermek için verilen örneklerden biri, derlerdi kesin, Calvino için. Büyük ihtimal de bunu avokadolu salatalarını yerken derlerdi. İnsanın bu pat pat patlayan toplumda sadece kendi olması ne kadar meşakatli yahu. İçi kendine şişiyor.

Derken ayak sesleri duymaya başlıyor. Cemil olabilir. Adımlar hızlanıyor, ses yaklaşıyor ve kapı hızla açılıyor. Soluk soluğa Cenk giriyor içeri. Cenk kısa boylu, döneme ait olmayan bıyıklarında ısrar eden bir grafiker. “Neler oluyor? Cemil nerede?” Cenk “Cemil gelemedi” diyor, Rüya’nın yanına gitti çünkü yarattığımız hayali mekanlardan birini yerinde bulamayan yaşlı bir amca, sokağın ortasında bağırmaya başlamış. Yaşlı bir teyze de, yine bizim yarattığımız hayali karakterlerden birinin hayali ölümüne ağlamaya başlamış.

Cenk’in anlattıklarını algılamaya çalışıyor. Ama aklı, Rüya’nın, onu aramak yerine, Cemil’le irtibat kurmuş olmasında kalıyor. Zaten sevgilisinin isminin Rüya oluşuna bir türlü alışamıyor.

Her seslenmede içinde büyüyen bir yabancılaşma yaşıyor. Rüya değil o, kız arkadaşım bir kere, demek istiyor. Kim bilir belki de, onun başkalarının rüyalarını süsleyeceğinden ve bununla başa çıkamayacağından korkuyor.

Cenk “Hadi” diyor, “Aç televizyonu da son dakika haberlerinden izleyelim.” Televizyonu açar açmaz kanı donuyor. Yaşlı kadın çok ağlıyor. Kalbinle senkronize olamayacak bir ağlama hali bu. Bu ağlamaya neden olduğunu düşündükçe, eli ayağı titriyor. Bu istemsizce oluyor.

Suçlu hissediyor. Hem de çok suçlu hissediyor. Vezirmehmet’ teki patlama herkesi çok üzdüğü için, o patlamanın bıraktığı etkiyi, Fışvirkiye’ye taşımaya çalışmıştı. Ölen simitçiyi, manavın oğlu olarak değiştirmiş, 17’sinde pırıl pırıl bir manav delikanlısı yaratmıştı. Yağız mı yağız. Cillop mu cillop zehir gibi bir delikanlı. Bu yaşlı kadın, hiç tanımadığı bir manav oğlunun ölümüne nasıl bu kadar ağlayabilir, diye isyan ediyor. Evet, karakteri sanki kendi yaratmamışçasına isyan edebilmeyi kendinde hak buluyor.

Sonra aklı almıyor. Görüntülerde “Her gün ondan alırdım sebzeleri” diyor kadıncağız. Ama o, benim yarattığım karakterdi, diye düşünerek, hızla çalışma defterini açıyor. Kaçıncı karakter olduğunu bulmaya çalışıyor. Doktor Görkem 25, Bankacı Nihal 26, Manav Yeniyetme 27. Yirmi yedi işte. Her gün sebze veren kişi kimdi peki? Yahu bu kadın kime ağlıyor?

Kaybolmuş hissediyor. Kimin kime ağladığını anlayamaz olacaklarına dair bir öngörüleri olmamıştı işe başlarken…. ve hafızanın kaygan bir zemin olduğunu unutmuşlardı demek ki.Gerçeklik algısı fena kayıyor. Ah…

Cenk’in hiçbir zaman alışamayacağı bıyıklarına bakarken alnından bir kez daha ter damlıyor. Bu kez cebindeki selpağı çıkarıp silmeyi akıl ediyor. Tüm bu karmaşa içinde en azından bunu yapabiliyor.

*Kapak görseli: Ayşegül Sürek