Welcome to the dark side!

Yıllardır adını öyle ya da böyle duyduğunuz DNA’nın karanlık yüzüyle tanışmaya hazır olun ve koltuklarınıza kurulun (tam da şu an kafanızda Alacakaranlık kuşağının melodisi çalınırsa hiç de fena olmaz!)

Karanlık DNA dediğimiz şey aslında evrim biyologlarınca bulunmuş, türler arası evrim basamaklarındaki eksik parçaların eksik mi yoksa gizlenmiş mi olduğunu düşüp peşine düştüğü bir olgudur.

Evrim biyologları zürafaların boynu neden uzun, timsahların kalbi neden 4 odacıklı, genlerimizin ne kadarı hangi canlıya benziyor ya da babam böyle pasta yapmayı nereden öğrendi tarzı sorulara cevap verebilirken bazen bazı hayvan türlerinde, o familyada olmadan yaşayamayacakları genlerin kayıp olduğuna şahit olmuşlar. Araştırmalar derinleşince aslında bu genlerin kayıp olmadığı sadece görülmesi için farklı yöntemler denenmesi gerektiği anlaşılmış.

Oxford Üniversitesi Zooloji Departmanından Dr. Adam Hargreaves ve ekibi, kum faresi olarak adlandırılan “Psammomys obesus” isimli türü farenin tip 2 diyabete yatkınlığını araştırmak istediler. Onu çevreleyen 87 gen olmasına rağmen asıl gereken pdx 1 geninin olmadığını görmüşler.

Fakat bu gen canlının hayatta kalması için şart bir gen olduğundan işler ciddileşmiş.

Genlerin aslında var olduğuna (yani kayıp değil de gizlenmiş olduklarına) dair ilk kanıt, ölü bir kum faresinin derisinin içerisinde sadece bu genin varlığı sayesinde üretilebilecek kimyasal maddelerin var olması olmuş.

DNA’yı oluşturan ana 4 molekülden, “G” ve “C” (guanin sitozin bazları) moleküllerinden yüksek oranda bulunduran bu gizli genin bulunmasının zor olmasının sebebini Dr. Hargreaves, genelde “GC- zengini” moleküllerin bilindik DNA dizilemeyle bulunmasında belirli problemlerin olmasına bağlanmış.

Karanlık DNA barındıran tek tür kum faresi de değil üstelik. Bazı kuş türlerinde de Leptin hormonunu (tokluk hissimizden sorumlu hormonumuz) düzenleyen genler, bu hayvan türlerinin yaşaması için kritik bir gen olmasına rağmen bulunamamış.

Karanlık DNA adını evrenin %25’ini oluşturduğu halde bulunmasının zor olmasından dolayı “Karanlık Madde”den almış.

Karanlık DNA’ların GC (guanin sitozin bazları) zengini olmasından gizlenme yeteneklerine sahip oldukları düşünülse de evrimsel açıdan kanıtlanmasının ve diğer türlerdeki tespitlerinin zor olduğu da verilen bilgiler arasında.

Ancak “Karanlık DNA” nın canlıların evrim süreciyle ilgili daha çok bilgiyi ortaya çıkaracağı tahmin ediliyor.

Fakat her ne olursa olsun pek sevgili DNA’mızın karanlık tarafı daha çok ilgimizi çekeceğe benziyor.