21. yüzyıl ortamında, çizgi romanlardan çizgi filmlere kadar olan geniş kültürün gelmiş olduğu nokta ortadadır. Halbuki binlerce yıl öncesinde tek bir yüzey üzerine, sıralı şekilde çizilen aksiyonlar ya da kendi kültürümüzden de aşina olduğumuz gölge oyunları bu kültürün atası sayılabilecek onlarca çalışmadan yalnızca ikisidir.

20. yüzyılın henüz başlarında da, ilk geleneksel animasyon olarak kabul edilen Fantasmagorie yapılmıştır. Fransız karikatürist Jean Louis Courtet ya da bilinen adıyla Émile Cohl, bu animasyonu yaptığında yıl 1908 idi. Karışıklık olmaması açısından da film tarihçilerince bu yapımın ilk olarak kabul edildiğini söylemeliyim. Geleneksel animasyon ile bahsedilen de her bir sahnesinin el ile çizilmesidir. Fantasmagorie 1,5 dakikadan kısa bir animasyon olarak yaklaşık 700 civarı çizimi barındırmaktadır.

Bu tarz büyük emek gerektirmiş bir geçmiş göz önünde bulundurulduğunda da geldiğimiz nokta büyüleyici bir düzeydedir. İyi bir anime takipçisi olarak, şu an her hafta için yaklaşık 20 dakikalık bir seyir aktivitesinin kıymetini çok daha iyi anlıyorum. Bir de tabii animelerdense manga takipçisi bir kitle de söz konusu. Şu an hepimizin Japon çizgi filmi olarak adlandırdığı anime, aslında bu işin ortaya koyulmasını sağlayan tekniğin adı. Kendine has bazı figür özelliklerinin çizimi bu anime adı verilen tekniği ortaya koymaktadır. Ama elbette animasyon, daha doğrusu “animation” kelimesinden türediği de aşikardır.

One Piece (sol), Bleach (orta), Dragonball (üst), Naruto (sağ)

Bir diğer farkı da sıradan bir çocuk çizgi filmi gibi belirli bir kitleye değil, geniş bir kitleye hitap edebilmesidir. Bu yüzdendir ki, çocukların izlemesinin sakıncalı olacağı aşırı vahşet ya da cinsellik içeren animeler de bir hayli çoktur. Bunun yanında orta yaşlı bir insanı sürükleyip götürecek seriler de bir o kadar fazladır. Az evvel söylediğim gibi bir de mangacı kitle söz konusudur. Bunlar da Amerikan Marvel ya da Belçikalı Casterman gibi çizgi roman ya da çocuk kitabı basan şirket ürünlerinin, Japonya ayağı gibi düşünülebilir. Ya da benim gibi 90’ları yakalamış gençlerin, animasyonuna yetiştiği (2000 yılında Fox Kids aracılığı ile) İtalyan çizgi roman serisi Diabolik de bu kervanın bir başka üyesi olarak görülebilir. Anlayacağınız pazar oldukça geniş ve rakipler de dişli.

Venom (Marvel)

Mesela bu kadar animeden bahsetmişken, uzun zaman sonra Pharrell Williams ile yaptıkları “Get Lucky” adlı parça ile sağlam bir dönüş yapan Fransız Daft Punk nasıl göz ardı edilebilir ki? Yıl 2001’i gösterdiğinde, Daft Punk “Discovery” adlı harika bir albümün altına imza atmıştır. Bu albüm, gerek manga-animasyon piyasası açısından gerekse disco-pop, funk ve kendilerine has elektronik müziğin evrensel başarısı açısından oldukça kaliteli bir çalışmadır. Biraz daha açmak gerekirse, “Discovery” albümü Japon-Fransız yapımı olan Interstella 5555: The 5tory of the 5ecret 5tar 5ystem yani “Yıldızlararası 5555: Gizli Yıldız Sisteminin Hikayesi” adlı fantastik-bilimkurgu anime ile birleştirilmiş bir müzikaldir. Yaklaşık 1 saat olan bu albüm, alışılmadık şekilde bir nevi 14 bölümden oluşan bir seridir. Son parça olan “Too Long” da 10 dakikalık süresiyle gerçekten albümün en uzun parçasıdır.

Uzun ya da kısa, sürükleyici olan tüm bu ürünlerin hep bir şekilde çizgi roman geçmişi olduğu da ortadadır. Daft Punk’ın bu çalışmasının da en büyük emekçileri anime sanatçıları ya da bize daha yakın tabiri ile illustratörlerdir. İşte bu noktada önemli bir isim olan Jamie Hewlett‘a geliyorum sonunda. Çünkü tüm bunlardan, kısa da olsa Gorillaz‘a değinmek için bahsettim.

Gorillaz, küçüklüğümün korkutucu bir bağımlılığıydı. Buna değinmeden evvel birkaç kısa bilgi vermem de gerekli. Gorillaz, dünyanın ilk sanal müzik grubu olarak çoğumuzun bildiği Blur adlı müzik grubunun solisti Damon Albarn ve grafik sanatçıcı Jamie Hewlett tarafından 1998 yılında kuruldu. Ben ise onlarla 2005 yılında çıkardıkları Demon Days adlı albüm ile tanıştım. Bu yaşıma kadar aldığım tek müzik albümü de bu albümdür ve Türkiye’ye geldiği ilk hafta satın almıştım.

Russel Hobbs, 2-D, Noodle ve Murdoc Niccals

Korkutucu bağımlılık olarak bahsettiğim grubun solisti, daha doğrusu Damon Albarn’ın sesiyle hayat verdiği 2-D adlı karakter, bu etiketi vermemin sebebidir. 2-D’nin ne yazık ki gözleri yalnızca siyah birer çukurdur. Onu farklı kılan bu yanı, beni ürküten yanıydı. Grubun diğer üyeleri Murdoc Niccals adlı satanist bir basçı, Russel Hobbs adlı Amerikan davulcu ve tek kadın üye olan Japon Noodle‘dır. Bir parantez açmak gerekirse, bu 4 müzisyen de sanal birer karakterden fazlası değildir.

Tüm bu yaratıcı fikirlerin altında Damon Albarn ve Jamie Hewlett imzası yer almaktadır. Ayrıca İngiliz Titan Comics çıkışlı meşhur feminist militan Tank Girl‘ün yaratıcılarından biri de J. Hewlett’tır. 1995 yılında da başrolünde Lori Petty‘nin oynadığı bir Tank Girl filmi çekildi. Petty, Tank Girl’ü canlandırırken o zamanlar 27 yaşında olan Naomi Watts da Jet Girl adlı karaktere hayat vermiştir.

Artık birkaç cümle ile toparlamam gerekirse, animasyon kültürü günümüze gelene kadar, yalnızca teknolojik anlamda büyük bir yol kat etmemiştir, aynı zamanda fikirsel olarak da kendini çok iyi bir noktaya taşımıştır. Son 20 yıldır zaten hayatımızda olan Gorillaz, bunun sadece basit bir örneğidir. Size bugün bunlardan bahsetmemin asıl sebebi de elbette sanatın bu ilerlemedeki rolüdür.

Okur, yazar, çizer, gezer, vakit buldukça da fotoğraf çeker. Ege Üniversitesi’nde yüksek lisans öğrencisi.