“Fotoğraf çekmekle ilgili bir merakım yoktu. Fotoğraf makinesinin nasıl kullanıldığını bile bilmiyordum. Kocam seyahat röportajları yapmaya başlayınca, beni de yanında götürmek istedi. Fotoğraf çekmesini bana öğrettiler. Ondan sonra da yarım yüzyıl fotoğraf makinesini elimden hiç düşürmedim.” 

Bugün, Türkiye basınının ilk profesyonel gezi ve savaş fotoğrafçısı Semiha Es’i tanıyalım. 1912’de İstanbul’da dünyaya gelen sanatçıyı 2012 yılında tam yüz yaşında kaybettik. Kendisi bir insanın yüz yıla sığdırabileceği kadar çok şey sığdırmayı başarabilmiş bir sanatçı. 1950 yıllarının ünlü gazetecisi Hikmet Feridun Es’le evlenip ömrünün yarısını eşiyle beraber yurt dışında, savaşlarda, cephelerde geçirmiş. Kore’de üç, Vietnam’da beş sene savaşı fotoğraflamış. Hollywood setlerinde Amerikan yıldızlarını, Afrika’da yerlileri çekmiş.

Semiha Es verdiği röportajda savaş yıllarını şöyle anlatmış:

“Haftanın beş gününü Kore’de cephelerde geçirirdik. Hafta sonlarında askeri uçakla Tokyo’ya giderdik. Hafta boyunca, karargahlarda, kadın gazetecilere ayrılan barakalarda yatardım. Tahta ranzalarda, soyunmaya bile fırsat bulamadan kıvrılır, uyumaya çalışırdım. Cephede bir bölgeden ötekine giderken, bomba yüklü kamyonlarda, sandıkların üzerinde otururduk. Çevremizde mermiler uçuşurken, ölümden korktuğumu hiç hatırlamıyorum. Bazen Hikmet’le birlikte, karargahlarda ya da elçiliklerde verilen davetlere çağrılırdık. Kadınlar süslenirler püslenirler, takıp takıştırırlardı. Ben ise, gene o asker pantolonuyla davete giderdim. Kocam da böyle kalabalık toplantıları hiç sevmediği için bizim davette görünmemizle kaybolmamız bir olurdu.

Bir gün, bir uçağın yakınlarımızda bir yere düştüğü haberini almıştık. Hemen ciplere atlayıp uçağın bulunduğu yere gittik. Aslında uçak düşmemiş, mecburi iniş yapmıştı. Uçağa koştum. Parmağımı deklanşöre basmak üzereyken Hikmet büyük bir telaşla geldi, beni hızla geriye savurdu ve kendisi fotoğraf çekmeye başladı. O anda kocamın, önemli bir görüntüyü yakalama şansını bana bırakmak istemediğini düşündüm. Ama daha sonra Hikmet’in uçağın infilak edeceğini düşünerek benim hayatımı kurtarmak istediğini öğrenince çok duygulandım. Cephelerde, her zaman ölümle burun buruna yaşadık. Fakat bir keresinde, bir Çinli asker, beni öldürmek için bayağı uğraştı. Ama sonra bize esir düştü. Zavallıcık yaralanmıştı. Onun hastaneye gönderilmesini sağladım, yaralarıyla ilgilendim.”   

2011 yılında Türkiye Fotoğraf Sanatçısı Ödülleri kapsamında kendisine onur ödülü verilmiş. İstanbul Kadın Müzesi’nin Kadın Kültür Mirası Etkinlikleri konsepti çerçevesinde 2013 yılında Uluslararası Kadın Fotoğrafçılar Sempozyumu’nda Semiha Es konuşulmuş. Aynı yıl ve 2014 yılında Semiha Es sergileri açılmış.

İstanbul Kadın Müzesi, caz piyanisti ve besteci Ayşe Tütüncü’ye, “İkinci Göz Türkiye’den Kadın Fotoğrafçılar” sergisinin açılış kokteylinde, İstanbul Kadın Müzesi sürekli sergisinin fotoğraf kategorisindeki dört fotoğrafçı anısına, bu dört yaşam öyküsünün esinlendirdiği bir parça çalmasını önermiş. Ayşe Tütüncü bu kompozisyonunu ilk kez 29 Kasım 2013’te Sismanoglo Megaro’da çalmış.

Müziğin temasını ilk profesyonel Müslüman kadın fotoğrafçı Naciye Hanım (1881-1970), Türkiye’nin ilk profesyonel Ermeni kadın fotoğrafçısı Maryam Şahinyan (1911-1996), Türkiye basınının ilk kadın gezi ve savaş fotoğrafçısı Semiha Es (1912-2012) ve Türkiye basınının ilk profesyonel kadın foto muhabiri ve aynı zamanda ilk profesyonel Rum kadın fotoğrafçı Eleni Küreman(1921-2001) oluşturuyormuş.

2012 yılında Nisvan – Tarihe Adını Yazdıran Kadınlar isimli belgeselde yer almış.

Onca savaştan sonra bir insanın psikolojisi hiç mi etkilenmez, diye düşündünüz eminim. Elbette Semiha Es de gördüklerinden oldukça etkilenmiş. Hatta verdiği bir röportajda o zamanları şöyle anlatmış;

“Savaşta yaşadıklarım ve gördüklerim, özelikle insani açıdan çok derinden etkiledi beni. Siyasilerin çıkar çatışmaları arasındaki o savaşta, sivillerin düştüğü durumu ve zulmü görmek çok zor ve acı bir tecrübeydi benim için.”

Yeni seneye savaş yıllarında korkusuzca dünyanın gözü olabilmiş, yüz yıllık ömrü boyunca hep üretmiş, insana dair acı ve güzel yanları fotoğraflamayı başarabilmiş bu emekçi kadınla başlamak istedik. Daha çok gezip görebildiğimiz, yenilikleri fark edebildiğimiz, ömrümüze değer katabilecek bir sene dileğiyle…