Konuları itibariyle çoğu II. Dünya Savaşı filminin izleyicinin içinden geçtiği konusunda sanıyorum ki hemfikiriz. Genellikle bu filmler ile yaşadığımız duygu yoğunluğunu ya beyazperdede ya da masaüstü bilgisayarlarımızın küçük ekranlarında bırakıp günlük hayatımıza devam ediyoruz. Aksi bir beklentim de yok zaten. 1940’lı yıllarda Türkiye’de sinema sadece seyirlik bir eğlenceden ibaretken Nazi Almanyası bu mecrayı birçok alanda kullandı. Yani, bir ülke düşünün ki Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanlığı var. Yalnızca propaganda amaçlı çekildikten sonra sinema tarihinin teknik açıdan önemli eserleri arasına giren “Triumph des Willens” ve “Olympia” gibi filmleri var. Sırf bu filmlerin varlığı bile devletin sinema adına kesesini açmaya tereddüt etmediğinin bir göstergesi. Leni Riefenstahl’dan, ilerki zamanlarda yalnızca şahsına ayrılmış bir sayfada bahsedeceğim için bu konuya dikeylemesine girmiyorum.

Tüm bu etkenlerden de destek alarak söylüyorum ki; politik sinemanın kamera arkası en az beyazperdede gördüğümüz kadar ilgi çekici. “Inglorious Basterds”, yönetmeni hatrına çoğumuzun izlediği bir film. Holokost gibi bir insanlık dramına Tarantino yaklaşımı hepimizi cezbetti tabii. Neden soykırımda sadece Yahudiler katledildi gibi düşünülüyor bilmiyorum fakat Inglorious Basterds tümüyle güzel bir filmdi. -Kendi lafımı böleceğim ama; Bu bağlamda “Gadjo Dilo” ile tanıdığımız Tony Gatlif’in “Korkoro” adlı filmini izlemenizi öneririm. II. Dünya Savaşı esnasında göçebe bir çingene ailesini anlatıyor.- Tarantino severler Diane Kruger’ın canlandırdığı Bridget von Hammersmark adlı karakteri sanıyorum ki hatırlıyorlardır. Müttefik ajanı bir sinema yıldızı, sarışın “bombshell”… Bu karakterin “Die große Liebe” filminin yıldızı Zarah Leander’den esinlenilerek yaratıldığı düşünülse de Marlene Dietrich dahil bir sürü oyuncunun Mata Hari’lik yaptığından haberdarız.

Bir zamanlar gizli fakat hakkında konuşuyor olduğumuza göre artık o kadar da gizli olmayan istihbarat dosyaları neticesinde, geçtiğimiz günlerde Nazi Almanyasının en sevilen oyuncularından biri olan Marika Rökk de az evvel bahsi geçen sovyet ajanlarından biri ilan edildi. “Die Frau meiner Träume” ve “Mein Mann, das Wirtschaftswunder” gibi yapımlarda yer alan Rökk’ün Nazi rejimine gösterdiği yakınlık yüzünden iki yıl boyunca oyunculuk yapması yasaklanmıştı. Zira hükümet Rita Hayworth ve Ginger Rogers gibi kızıllara rakip olabilecek ünlü operetin Almanya için güzel bir reklam olacağı kanısındaydı. Eh, birçok oyuncu gibi tabi ki Goebbels ile ilişkisi olduğuna dair dedikodular da var.

Rökk’ün kendisi gibi ajan olan menajeri Heinz Hoffmeister tarafından işe alındığına inanılıyor. Bilgiler henüz taze oldukları için ünlü oyuncunun KGB’deki rolü henüz tam olarak bilinmiyor. Bu pek ünlü hanımefendi yüzünden midir bilemiyoruz ama kocası Georg Jacoby’nin de bu işin içinde olduğuna dair bazı söylentiler var. “Gölgesiz adam” olarak nam salmış sovyet ajanı Yan Chernyak’ın kurduğu ve “Krona” denen bu ağ aynı zamanda Barbarossa Harekatı ile Kursk Muharebesi hakkındaki planları ruslara aktarmasıyla biliniyor. Zamanında oyuncu Olga Chekhova’nın da aynı ağda yer aldığı ortaya çıkmıştı. Az buz da değil hani.

Tüm bu gerçekleri su yüzüne çıkaran ise BND’nin öncülerinden olan Reinhard Gehlen. Rökk’ün ajan olduğundan ilk olarak 1951 yılının Kasım ayında şüphelendikleri biliniyor. Ünlü oyuncunun aynı sene beyazperdeden emekli olup İsveç’e yerleşmesi ise ayrı mesele. Propaganda filmlerinin egzotik yüzü olmasına rağmen Rökk, Batı Alman istihbaratına göre emekli olmak gibi akıllıca bir hamleden sonra sovyetlere bilgi taşımaya devam etmiş. Yıllarca komünist düşmanı olarak anılıp Berlin Film Müzesinde Hitler ile tatlı yazışmaları sergilenmesini ise gülünç bulduğumu itiraf etmeliyim.

Marika Rökk, Türkiye’de çok tanınmıyor olsa da Almanlar için çok önemli bir oyuncu. Moulin Rouge’da sahne alan ünlü operetin otuzu aşkın filmde oynadığını söyleyebiliriz. Yine de bu melek sesli güzelin varlığından henüz haberdar olanlar için, yazımı en ünlü müttefik ajanlarından bazılarından oluşan kısıtlı bir derleme ile sonlandırmak niyetindeyim.

Marlene Dietrich
Alman sinemasının belki de en ünlü aktrisi olan Marlene Dietrich’in Nazi karşıtı olduğu bir sır değil. Fakat FBI müttefik ajanı olarak anılan Dietrich’in aslında bir Alman ajanı olduğundan şüpheleniyor. Canım Cahide Sonku.

Hedy Lamarr
Oyuncu ve mucit olan Hedy Lamarr yahudi kökenli bir aileden geliyor. İlk evliliğini gerçekleştirdiği Friedrich Mandl ise Yahudi olmasına rağmen Nazi iş adamlarına silah temin eden bir fabrika sahibi. Lamarr’ın silah teknolojilerine aşinalığının nereden geldiğini anlamak zor değil. Ayrıca Avusturya’nın 3. en zengini konumunda olan Lamarr, Mussolini ve Hitler’in de davetli olduğu muazzam partilere ev sahipliği yapıyordu.

 Boş zamanlarında uzaktan kumandalı torpido tasarlamakta olan Lamarr -dönemin tek frekanslı torpidolarının aksine- düşman tarafından saptanıp hedefi değiştirilemeyen bir torpido yaratıp bu projeyi Amerika’ya sunmayı amaçlar. Otomatik piyanoların çalışma prensibinden ilham alarak “frekans atlamalı yayılı spektrum” teknolojisini geliştirir. Basitçe anlatacak olursak, otomatik piyanolara yerleştirilen delikli kağıtların benzeri bir materyali rulo halinde torpido ve telsiz vericisine yerleştirerek frekansın değişmesini sağlayan bir mekanizma yaratır. Fakat Amerikan hükümeti bu projeyi geri çevirir. Projenin patentinin süresinin dolmasıyla amacına ulaşamaz. Yine de günümüz Wi-Fi ve GPS teknolojilerini kendisine borçluyuz.

Greta Garbo
Bazı kaynaklara göre Greta Garbo iki defa ajan oldu zira İsveçli oyuncunun adını kod adı olarak kullanan başka bir ajan daha vardı. Görevi Alman ajanlarını tespit etmek olan Garbo’nun bir İngiliz ajanı olduğu söyleniyor. Kendisine verilen görevlerden biri ise bir adamı Kopenhag’dan alıp gizlice Britanya’ya sokmaktı. Garbo’nun başarıyla transfer ettiği bu adam ise atomun yapısını ortaya koyarak atom bombası geliştirmeye yardım eden fizikçi Niels Bohr’dur.

Cary Grant
Söylenene göre Cary Grant’in ajanlığı Hitchcock’un “Notorious”u ile sınırlı değil. Kendisinin II. Dünya Savaşının en etkili Nazi avcılarından biri olduğu söyleniyor.
 Yine de sanırım hepimiz kendisinin Sophia Loren tarafından reddedilme hikayelerini dinlemeyi daha çok seviyoruz.

Noël Coward
“Easy Virtue”, “In Which We Serve” ve “The Astonished Heart” gibi filmlerin senaristi Noël Coward, iflah olmaz bir parti canavarı olarak müttefikler için bulunmaz hint kumaşıydı. Coward’ın insanüstü ikna yeteneğini hangi alanlarda kullandığı ise 1970’li yıllarda açığa kavuştu. Kendisi ünün mükemmel bir kılıf olduğunu, mutlu ve şapşal playboy imajının onu gölgelediğini söylemiştir.