Artık çok daha iyi biliyorum, zaman zaman ‘Yoruldum, usandım, alıp başımı gideceğim,’ dese de, tiyatro Nedim Saban için son otuz beş senedir bir varoluş biçimi, varoluşunun, dahası hayata tutunuşunun tek ve gerçek nedeni.

Sıra dışı birikimi, çabası, enerjisi, inadı, çok mercekli bakış açısı, ortaya koyduklarıyla Türk tiyatro tarihinde çoktan yerini almış, önemi, değeri anlaşılmış bir isim Nedim Saban. Dahası alınyazısıyla sahnede, kuliste, fuayede, turnelerde, yazdığı, yönettiği, yaşar kıldıklarıyla ödeşmiş safkan bir tiyatrocu.

Hiç kuşkusuz ki, Nedim Saban’ın tiyatro sanatına olan derin hatta bir ölçüde sayrısal bağı, heyecanı sadece sevgi sözcükleriyle tanımlanıp kısıtlanamaz. Onun bu duygusu aşktır aslında. Aşktan da üstündür. Kara sevdadır.

Sayısız sevincin, umudun, düş kırıklığının, hüzün, başarı, yokluk, alkış ve her defasında yeniden başlayışların birbirinde çoğalıp eridiği şu son otuz beş yıl. Yarım asırlık bir hayatın son otuz beş senesi, diyelim.

Hatırlıyorum, 90’ların hemen başı. Tiyatrokare ve ‘Müziksiz Evin Konukları’ rüzgarı pek yaman esmekte zaten Macide Tanır’ı öylesine özlemişiz ki.

Çok değil, birkaç sezon önce Dormen Tiyatrosunda sahneye koyduğu ‘Uşak Ne Gördü?’ hezimetinin (!) ardından Nedim Saban, ‘Müziksiz Evin Konukları’ ile büyük bir başarıya imza atıyor.

İşte o günlerin birinde Kamuran İnselel, bir toplu bilet alımı için yanına gittiğimde, beni Nedim Saban ile tanıştırmıştı. Ne kadar sevimli, ne kadar içten şakacıydı Nedim Saban. Yüreğiyle, gözlerinin içiyle gülümseyenlerdendi. İlk anda çok sevdim onu. (Ne mutlu ki, 16 Ocak 2017 Pazartesi akşamı Kenter Tiyatrosunda verdiği ellinci yaş günü davetinde beni ‘gençlik arkadaşları’ grubuna dahil etti.)

Aslında öncesi var; Tuna Serim ve Nedim Saban’ın birlikte gerçekleştirdikleri Stüdyoda Buluşalım Programı’na uzman konuk olarak davet edilmiştim. Şimdi tam olarak hatırlayamadığım bir nedenden ötürü, son anda çekime katılamayacağımı yapım sorumlusuna bildirmiştim. Tek kaygım Tuna Serim’in bana kırılacak olmasıydı… Neyse ki sevgimiz, dostluğumuz üstün geldi. Bir küslük yaşanmadı.

Doğru hatırlıyorsam, bir sezon sonra Meltem Cumbul, Özcan Köknel, Cemil İpekçi’nin katıldığı ve ‘intihar’ konusunun işlendiği programda, ‘intiharın da bir tercih olduğunu’ savunan Nedim Saban’ın saffında yer aldım. Zaman zaman ateşli tartışmaların yaşandığı, temposu hayli yüksek bir program olmuştu. İtiraf edeyim ki, benim için o programın en güzel yanı, Tuna Serim tarafından bağışlanmış olmamdı.

Geçen yıllar zarfında yine ‘intihar ‘ve ‘üvey anneler’ konularının ele alındığı iki Dr.Stress Programı’nda daha Nedim Saban’ın konuğu oldum. Anımsıyorum, üvey anneleri tartıştığımız programa Lale Belkıs telefonla katılmış, kimi konukların yürek acıtan öyküleri uzayarak devam etmiş, saatler saatlere eklenmişti yine. Stüdyodan çıktığımızda çoktan sabah olmuştu. Güzel günlerdi. Şimdikinden on yedi yıl daha gençtim.

Bu arada ‘Salaklar Sofrası’ başta olmak üzere, Tiyatrokare’nin sergilediği; ‘Şen Makas’, ‘Kendine Ait Bir Oda’, ‘Oleanna’, ‘Üç Kadın Bir Çapkın’, ‘Oskar’, ‘Neyzen’, ‘Bir Kadın’, ‘Profesör Enişte’, ‘Bir Demet Yasemen’, ‘Salı Ziyaretleri’,’Soytarı ‘adlı oyunlarını keyifle izlemeye devam ediyordum.

1998’de Nedim Saban ile ilk röportajımı Pamukbank’ın Koza Mecmuası için yapmıştım. Oyun öncesi fuayede buluşmuştuk. Rahatsızdı aslında. Ateşi vardı. İsterse, erteleyebileceğimizi, söyledim. Reddetti. Tiyatrodan, ‘Profesör Enişte’den, sanatçı duruşundan, yeni projelerinden konuşmuştuk uzun uzun.

Üç sene önce de, Yavuz Pak ile gerçekleştirdiğimiz ‘Dyonisos’un Çocukları’ söyleşi dizisine konuk oldu Nedim Saban. Dört saat boyunca hayattan, Tiyatrokare’den, tiyatrodan, yaşama kattığı tiyatro tutkusundan konuştuk. (Bugün için bile unutamadığım bir söyleşidir aslında. Tiyatro, edebiyat bilgisi, duyuşu yüksek, ustalığın çoktan zirvesine çıkmış, olgunluk çağında bir tiyatrocu ve onun vakur duruşu vardı karşımızda.) Sahi, Yavuz, Nedim ve ben her tiyatro sezonun başında, ortasında, sonunda bir öğle yemeğinde mutlaka buluşup oyunlardan, projelerden, oyunculuklardan konuşup azıcık da dedikodu yapmayı gelenekselleştirdik..

Ve bir anı daha; ‘Bir Demet Yasemen’in tekstine ulaşmayı çok istiyordum. Ama oldum olası kimseden, hiçbir bir talepte bulunamadığım için hep erteliyor tam dilimin ucuna geldiğinde konuyu değiştiriyordum. Ve bir sohbet esnasında tüm cesaretimi toplayıp ve dahi derin bir nefes alıp teksti rica ettim sonunda. Ertesi sabah masamdaydı… Aahh acaba aynı oyunun bir de video kaydını mı istesem yüzsüzlüğü ele alıp?

Yüreğiyle gülümseyen serin kanlı aydın bakışı, insanın içini ısıtan yakınlığı, cömertçe sunduğu dostluğu, hayata çok oylumlu bakışı, içtenliğiyle bulunmaz bir dosttur Nedim Saban. Hani, bazı insanları tanıdığımıza sevinir, bu fırsatı tanıdığı için hayata teşekkür ederiz ya onları tanımak onur, sevinç, güç, mutluluk, değer katar bize… İşte Nedim Saban öyle biridir.

Nedim Saban’ın tiyatro tutkusu, uçsuz bucaksız heyecanı, telaşı hep iyi gelmiştir bana. Umarım Celile Toyon’a Yavuz ile verdiğimiz sözü yerine getirir ve Nedim Saban’ı sahnede Dario Moreno’yu canlandırması konusunda, bir biçimde ikna edebiliriz.