Hayat, dünyaya gözümüzü açtığımızda aldığımız ilk nefesle başlıyor olsa bile hepimiz için esas varoluş, yılların bizi iç sesimizle getirdiği yerdedir. Yıllar kendi çemberinde büyütürken bedenlerimizi öyle bir an gelir ki durup düşünür kimi insan; geldiğim yer ile varmak istediğim yer aynı yer mi? Yaşanılan farkındalık ile geldiğiniz yere veda edip varmak istediğiniz yerin yolculuğuna başlamış ve o yere ulaşmışsanız eğer, zaten çoktan yakmışsınızdır dönüş biletinizi.

Kylli Sparre. Bale eğitimi alan yıllarca balerinlik yapan Sparre, uzun bir eğitimin ardından asıl istediğinin bale olmadığını anladığı günden itibaren  yaratıcılığına uygun bir kılıf aramış ve fotoğrafın büyülü dünyasını keşfetmesi ile birlikte varmak istediği yere ulaşmıştır. Bu yolculuğu kendi sözleriyle şöyle tanımlıyor Sparre : “Gösterilerim bittiğinde, bunun benim istediğim hayat olmadığını anladım. Daha tutkusu yüksek bir şeyin peşinde olmam gerektiğine inanıyordum. O zamandan beri, yaratıcılığım için bir çıkış yolu arıyordum. Ne yapmamam gerektiği veya ne yapabileceğim konusunda hiçbir fikrim yoktu. İçimde çok güçlü bir his vardı. Gitmek ve sevdiğim şeyi bulmak zorunda olduğuma inanıyordum. Fotoğrafı buldum ve asla bırakmadım.”

Yaptığı işi tutkuyla yapıyor; fotoğrafı kullanarak imajlar yaratıp manipülasyona başvuruyor. Sürreal, hayalperest ya da sembolik olarak çektiği fotoğraf karelerinde,söylenmemiş kelimeleri duyuyor ve hiç gerçekleşmemiş anılarını ölümsüzleştiriyor.

‘Sony World’ galasında ‘Open Enhanced Category Winner’ ödülünü kucaklayan Kylli Sparre, Tallinn’de doğup büyümüş. Büyüdüğü ev ise tıpkı tablolarındaki gibi mistik bir gölün yanı başında. “Suyun hemen yanında olmayı her zaman sakinleştirici buldum; dingin ve huzur yüklü; su berrak ve apaçık, hikayem için de oldukça elverişli.”

Kylli Sparre’in fotoğraflarında sadece dans unsuru var. Zamanın içinde sessiz ve hareketsiz asılı kalan silüetler, Sparre’nin kendi bedenini kullanarak çektiği fotoğraf karelerinde dansın estetiği ile buluşup hareketli bir film karesine dönüşüyor. Kendisinin tamamen ‘spontane’ olarak tanımladığı fotoğrafları, kasvetli bir kış gününün güneşli bir gökyüzüne dönüşmesi gibi.. “Fotoğraflarım sık sık dalıp gitmeyle ilgili, zihnimden geçenleri görünür kılıyorum.” diyor Sparre. Hayal gücünü her daim canlı tutan fotoğraflar ile anlatıyor hayatı.

Fantastik bir dünyadan esinlenerek oluşturduğu kadrajlarda pastel  renklerle çalışmayı seven sanatçı, kimi zaman kafasındaki kurguyla yoluna devam ediyor, kimi zaman her şeyi bir kenara bırakıp o an içinden geçenler için basıyor deklanşörüne. Ve ekliyor; “İnsanlara bir şey hissettirebiliyorsam, anlıyorum ki doğru yoldayım.”