Hasankeyf, bilinen adıyla Hısn-ı Keyfa, son günlerde kendinden çokça bahsettiren bir yerleşim alanıdır. Ve inanılmaz güzellikteki tarihi eserlere ev sahipliği yapan kent, sadece duyduklarımızdan çok daha fazlasını içinde barındırmaktadır. Kentin kim tarafından kurulduğu bilinmiyor fakat kentin kuruluşu Neolitik döneme tarihlendiriliyor. Bu tarihi ilçe, günümüzde Batman kentine bağlı. Üstelik kent, Dicle Nehri’nin kıyısına konumlanmış olarak coğrafi ve stratejik olarak büyük önem taşıyor. Takdir edersiniz ki bu coğrafi durum, sosyolojik bazı etkenleri de beraberinde getirmiş.

Öncelikle kentin bazı önemli tarihi duraklarından bahsedelim. Hasankeyf, Artuklu Beyliğinin ilk başkenti rolünde karşımıza çıkıyor. Ve yine bu kent, Eyyubi Hanedanlığının son durağı. Kentte son arkeolojik verilerde bazı tarihi eserler ortaya çıkmış ve arkeologlar bu eserlerin Urartu dönemine ait olduğunu düşünüyorlar. Hellenistik, Sasani, Emevi, Mervani ve Osmanlı döneminde büyük rol oynayan, Roma-İran mücadelesinde ise önemli bir üs görevi üstelenen kentin bu tarihi gelişimine baktığımızda kentin geçmişinin ne kadar geriye uzandığını fark ediyoruz. Kentin İslam dünyası bünyesine katılma tarihi ise 640 yılına, Hz. Ömer dönemine denk geliyor. Kent, 13. yüzyılda gerçekleşen Moğol saldırısının ardından büyük tahribata uğramış ve bir daha özgün haline dönüşecek kadar toparlanamamış.

Kentin; kayalık tepeleri, kanyonları, köprüsü ve ev mağaraları ile coğrafi bir güzelliğe sahip olmasının yanı sıra Dicle Nehri üzerindeki köprünün yol güzergâhlarıyla bağlantılı olması ticaretin su yollarıyla geliştiği Orta Çağ’da bu kentin ticari bir kimliğe bürünmesine sebep olmuş. Kent, özgün döneminden günümüze dek birçok gezginin durağı olmuş ve onların fotoğraflarına, anılarına, resimlerine konu olmuştur. Hasankeyf, döneminde “Aşağı kent” ve “Yukarı kent” olarak ikiye ayrılmış. Kent merkezi, yani çarşısı, ise aşağı kentte yer almakta. Az önce bahsettiğimiz mağaralar, kentin insanlarının ev şeklinde tertiplediği asıl yerleşim yerleridir.

Mimari yapılardan bahsetmeden önce kentin mimari bütünlüğünden bahsetmek istiyoruz. Kent, farklı dönemlerde inşa edilmiş çokça yapıya ev sahipliği yapmış olsa da yapıların çoğu dönem tahribatlarından dolayı günümüze maalesef ulaşamamış. Ve günümüze ulaşabilen yapıların birçoğu Eyyubî döneminde inşa edilmiş. Burada bulunan Hasankeyf Kalesi ise Bizans dönemine tarihlendirilmiş. Kalenin en zirvesinde bir Ulu Camii yer alıyor, bu caminin 1325 yılında yapıldığı biliniyor. Aynı zamanda buradaki Sultan Süleyman Camiisi 1351 yılına, El Rızk camisi ise 15. yüzyılın başına tarihlendirilmekte. Bunların yanı sıra, Büyük Selçuklu Dönemi yapıları olan Mardinike Camii ve Koç Camii gibi başka camiler de yer alıyor. Orta Çağ Dönemi’nin en geniş kemer açıklığına sahip ve en büyük köprüsü olan Hasankeyf Köprüsü iki yakayı birleştirme görevini başarıyla yerine getirmiş. Ayrıca kentin yerlileri, burada yer alan İmam Abdullah Zaviyesi’ni Hz. Muhammed’in akrabası olduğu düşünülen İmam Abdullah’ın burada şehit düşmesinin üzerine yaptırmışlar.

Minaresi ile şehrin ikonu olmuş El Rızk Camisi, Eyyubi sultanı Süleyman tarafından yaptırılmış. Asıl eserden günümüze ulaşan tek önemli eser yapının minaresidir. Bugün kot altında kalmış olan ibadet mekânından ölçüldüğünde 40 metre yüksekliğe sahip olan minare, kare formlu bir kaide üzerinde yükseliyor. Minare, yatay kuşaklarla üç ayrı bölüme ayrılmış. Oldukça mütevazi süslemelere sahip olan minarenin en önemli özelliği de çift merdivenli olmasıdır.


Otlukbeli Savaşı’nda Fatih Sultan Mehmet ile Uzun Hasan’ın karşılaşmasının ardından mağlup olan Akkoyunlular Devleti hükümdarının oğlu savaşta şehit olmuştur. Uzun Hasan ise kentin simgesi haline gelmiş Zeynel Bey Türbesini oğlunun adına yaptırmıştır. Bu türbe, Akkoyunlular Dönemi’nden günümüze ulaşabilen tek mimari öge oluşuyla Anadolu’nun tarihi yapısında önemli bir yer edinmiştir. Son günlerde Ilısu Barajı’nın yaratacağı tahribattan etkilenmemesi için türbeyi taşıma çalışmaları başlatıldı. 8 saat sürecek taşıma işlemi Hollanda menşeili bir şirket tarafından 65 çalışan aracılığıyla gerçekleştirilecek.

Kesme taş ile örülü silindirik bir kaide üzerinde yükselen ve dıştan silindirik gövdeye sahip olan Zeynel Bey türbesi, içten sekizgen planlı olarak tasarlanmış. Yapının üst örtüsünün alışılageldik kubbelerden olmayışı ilgi çekicidir, birkaç kaynakta bu üst örtü ile ilgili “Soğan biçimli örtü” tabirlerine rastladık.

Yapının masif gövdesi üzerinde iki açıklık bulunuyor, bunlardan birisi kapı olarak tasarlanmışken bir diğeri pencere olarak düzenlenmiş. Kubbe ile yapının asıl gövdesi arasında bir geçiş elemanı olan kubbe kasnağının dış yüzeyinde de pencereler yer almaktadır. Türbenin lacivert ve firuze renklerle donatılmış sırlı tuğla süslemeleri ilgi çekicidir. Kitabelerinden birinde yazdığı üzere yapının mimarı, Abdurrahman oğlu Pir Hasan’dır.

Peki, gelelim günümüzde Hasankeyf’in adını niçin bu kadar çok duyduğumuza. Ilısu Barajı projesi 1954 yılında başlatılan Dicle Nehri’nin toprak ve su kaynaklarının geliştirilmesi amacını içeren bir projedir. Fakat ne yazık ki Hasankeyf, günümüzde yürütülen Ilısu Barajı çalışmalarının sonuna gelindiğinde sular altında kalacak ve Hasankeyf’in kültürel mirası yok olacak. Ilısu Barajı Projesi’nin yarattığı tahribattan etkilenmeyecek olan Hasankeyf Yukarı Şehir’deki kültürel miraslar korunacak olsa da; bu tahribattan etkilenecek kültürel varlıkların taşınarak etki altında kalmaktan kurtarılacağı iddia edilmekte. Fakat projenin etkisi yalnızca mimari eserleri değil bir tarih sayfasını yok etmeye yetecek kadar büyük olacaktır.

Sözün özü; Hasankeyf Anadolu topraklarında görsel bir tarih kitabı gibi varlığını sürdürmeye çalışsa da çok yakında bu kültürel miras sular altında kalarak kaderine mahkum edilecek.


Kaynaklar :
Zeynel Bey Türbesi ile ilgili detaylı bilgi için : http://e-dergi.atauni.edu.tr/ataunigsed/article/viewFile/1025002318/1025002325