Adam Phillips, ‘Kaçırdıklarımız’ adlı kitabının ‘Hüsran Üzerine’ bölümünde şöyle der: ‘Tragedyalar istediklerini elde edemeyen insanların hikayeleridir ama istediklerini elde edemeyen insanlarla ilgili her hikaye trajik bir görünüm taşımaz. Komedyalarda insanlar istediklerinin bir kısmını elde eder ama tragedyalarda insanlar istemenin bir işe yaramadığını keşfeder ve olay örgüsü çözüldükçe istediklerini sandıkların şeyin giderek daha azına erişirler. İşin aslı, hem istedikleri şey hem de istediklerine ulaşmaya çalışma yöntemleri tahribata yol açar; nihayetinde de trajik kahraman olarak adlandırılan karakterin ve tabii ki onun düşmanlarının ya da yandaşlarının yıkımına sebep olur. Adına ister hırs, ister aşk veya hakikat arayışı densin, en basit şekilde ifade etmek gerekirse tragedyalar herhangi bir şeyi, arzulamanın en acı sonunu gözler önüne serer. Trajik kahramanlar başarısızlığa uğramış pragmatistlerdir. Hedefleri gerçek dışı, yöntemleri ipe sapa gelmezdir. Daime gereksinim durumunda bulunduğumuzu, psikanalist Jhon Rickman’ın tabiriyle ‘İçgüdülerinin Esiri’ olduğumuzu ve mütemadiyen bir şeyler istediğimizi düşünürsek, arzuyu trajik, keyifli değil de netameli, hayat dolu değil de dehşet verici yapan nedir? Isaiah Berlin ‘ İki Özgürlük Kavramı’ başlıklı yazısında yer alan meşhur beyanında liberal duruşu ortaya koyar: ‘İnandığım üzere, insanların hedefleri çeşit çeşit ve prensipte birbiri ile uyuşmazsa, çatışma ve tragedya ihtimalini insanların ne şahsi ne de toplumsal hayatlarından bütünüyle ortadan kaldırmak mümkün değildir.’

-Benim en sevdiğim kısıma geldik.-

İstediklerimiz her daim rekabet içindedir ve çoğunlukla da birbiriyle çelişir, dolayısıyla seçim yapılırken temel unsurlardan feda edilir.Yaşam, insanlar öyle her istediklerini elde edemedi diye değil, arzuları kendilerine hasar vermeye başladığında , istedikleri şey katlanılamaz kayıplara gebe olduğunda trajik bir hal alır.’

Hapishaneye girerek tam bir tragedyanın ortasındayken, hayatını komedyaya daha sonrasında ise tam bir aşka çeviren Di Camillo, paçasını ‘Hüsran Üzerine’ ye konu olmaktan, cezaevi yıllarındaki fotoğraf merakı ile kurtarıyor.

Şimdilerde, New York şehrinde cesur portre fotoğrafları ile nam salan Donato, geçmişte yaptıkları hatalardan ve hapishanede geçirdiği zamanlardan hiç denecek kadar az bahsetmesine karşın, fotoğrafa dair erişebildiği tüm kitapları sayısız saatlerce okuduğunu ve kendini bulduğu her fırsatta fotoğraf konusunda geliştirmeye çalıştığını deklare ediyor.

“Çocukken pek çok travmatik şeye şahit oldum. Dokuz yaşında, hemen ayaklarımın önünde ilk arkadaşımın öldüğünü gördüm.” Brooklyn, 1978’li ve 1980’li yıllarda Donatoya göre , oldukça acımasız bir yerdi. “Hızlı düşünmeyi ve sokak iç güdüsünü kullanmayı öğrenmek zorundasınız.”

Sanatçı, söylevlerinde kendisini de dair ettiği “Toplumun kenarındaki insanlar” olarak adlandırdığı, çoğunluğunda evsiz yada ihtiyaç sahibi insanların bulunduğu – art niyetsiz olarak-  güruhun fotoğraflarını çekerek nevi şahsına münhasır tarzı ile nam salıyor.

Sokak fotoğrafçılığı ise sahip olduğu düşünce yapısı ve hoşlandığı fotoğraf kompozisyonu bakımından, kendisinin yetişme ve gelişmesi için ilham kaynağı olmuştur. “Yapmam gereken bir şey olduğunu hissettim.” diyerek kendisi için sokak fotoğrafçılığının ne kadar elzem olduğunu belirtiyor.

“Adı Rosario, Sicilya’da doğdu. Çok genç yaşta, ebeveynleri trafik kazasında trajik bir şekilde öldükten sonra bakıcıları tarafından terk edildi. Gözündeki yara dokusunun, çocukluğunda bir yetimhane kavgasından kaynaklandığını söyledi. Bu günlerde, yerel küçük işletmeler için garip işler yaparak elinden gelenin en iyisini yaparak yaşıyor.”

“ 91 yaşındaki genç öğretmen hala ağır çalışanlardan daha çok egzersiz yapıyor.’’

“Onunla karşılaştığımızda, arkadaşlarına dişleri hakkında şaka yapıyordu. Ona dişleriden endişe edip etmediğini sorduğumda, “ Hoş değiller mi?” diye yanıtladı.”

Objeleri olabildiğince yakından çekerek, karenin ortasına sıkıştıran Donato, çekimlerinde ilave ışık kaynağı da kullanmaktadır.

Donato Di Camillo’nun diğer fotoğrafları:


Diyebilirim ki Donato Di Camillo, bizlere fotoğrafı baz alarak “ Acıyı somutlaştırmak” adına çok güzel bir örnek. Her ne kadar da bizlere detay vermesede, çoğu insan gibi yaşadıklarını hedef göstererek daha da kötüye gitmek yerine, kendi durumunu kabullenip, yeni bir arayışa ve gelişime girmiştir. Umarım pek çoğumuza, parkurlar değişse de (fotoğraf, sinema, tiyatro..) örnek olur.