Yüzlerce yıldır insanların acı çektiği bir farklılık düşünün. Bazılarının savaştığı, bazılarının yendiği, bazılarınınsa hâlâ acı çektiği bir farklılık. Yasaların eşitlemeye çalıştığı, silahların farkı açmaya çalıştığı bir fark: RENK. Ten rengi ya da ırk nedir peki? Neden bu kadar önemli? Size bu yazımda insanların yaptıkları haksızlıkları ve haksızlıklara nasıl kılıf uydurduklarını anlatacağım.

Irk sadece insanla ilgili olmayıp tüm canlıları ilgilendiren bir kavramdır. Evrimsel biyoloji için ırk, bir türün izole olmuş ve olmayı sürdüren alt popülasyonlarıdır. Söz konusu olan izolasyonlar; coğrafi, davranışsal, zamansal ve gametik olarak sınıflandırılabilir. Coğrafi izolasyonlar canlıların göçleri sırasında araya çöl ya da okyanus gibi engellerin girip birbirlerinden farklı adaptasyon geçirmeleriyle ve birbirlerinden bağımsız gruplar oluşturmalarıyla oluşur. Himalaya tavşanı ve çöl tavşanı buna örnek verilebilir. Davranışsal izolasyon, aynı tür içinde oluşan farklılıkların çiftleşmede eş seçmedeki etkisinden kaynaklanır. Örneğin kuşların bazıları diğerlerine göre farklı öter. Bazı dişiler bu farklı öten kuşları daha fazla tercih ederler. Az öten kuşlar da türlerini devam ettirmek için yeterince eş bulabildiğinden yeni ırklar meydana gelir. Zamansal izolasyon ise aynı türdeki bireylerin farklı zaman dilimlerinde çiftleşmesiyle oluşur. Aynı türe ait bazı böcekler, üzerlerinde yaşadıkları bitkilerin farklı zamanlarda meyve vermesi nedeniyle (küresel ısınma gibi faktörler bu değişime sebep olabilmektedir) o aylarda çiftleşerek farklı ırklar oluşturabilirler. Son izolasyon tipi gametik izolasyondur. Bunda ise aynı türe ait üreme hücreleri birbirine uyumsuz hale gelir. Daha nadir görülen bir izolasyon çeşididir. Denizkestaneleri ve bitkilerde zaman zaman gözükebilir.

İnsanlarda ise oluşan ten rengi farklılığı genellikle coğrafi koşullara dayanır. Aslında birbirlerinden daha üstün olmamalarına diğer bir deyişle eşit olmalarına rağmen “beyaz” denen kesim “siyah” denen kesme senelerce zorbaca davranmışlar, onları “alt sınıf” olarak değerlendirmişlerdir. İşin aslı “beyazlar” daha güçlü olmak ve kontrolü ellerinde tutmak için kendilerini haklı çıkaracak sebepler üretmeye çalışmışlardır.

1492’de Kolomb tarafından keşfedilen Amerika kıtasını istila eden İspanyol, İngiliz ve Fransız sömürgeciler, kıtada yaşamakta olan yerli halkı taşıdıkları salgın hastalıklar ve ateşli silahlarla yok etmişler, birçok medeniyetin soyunun tükenmesine sebep olmuşlardır. “Vahşi” olarak tanımlanan ve toprakların gerçek sahibi olan yerlilerden hayatta kalmayı başaranlar ise köle muamelesi görmüştür. Beyazlara göre çok daha uzun ve ağır şartlarda çalıştırılmalarının yanı sıra toplumun içinde de sürekli şiddete ve sözlü aşağılanmaya maruz kalmışlardır. 1940 yılında restoranlarda “beyazlar” ve “siyahlar” için iki farklı kapı, duraklarda iki çeşit otobüs durağı, farklı hastane bölümleri (siyahlar için olan son derece yetersiz ve beyazlarınkinden çok daha az gelişmiş), “yerlilere bira satışı yok” uyarıları asılı olan barlar ve marketler bulunuyordu. Sonunda insanlar bu kadar ayrımcılığa ve ötekileştirmeye dayanamayıp yavaş yavaş ayaklanmaya başladılar.

Genç bir siyahinin 1964 yılında Harlem gettosunda bir polis memuru tarafından öldürülmesiyle büyük bir ayaklanma patlak verdi. Böylece siyahilerin başkaldırısı başlarken bunu yeni bir dizi ayaklanma izledi. Savaş sonunda zaferle sone erdi ve bu dönemde bütün etnik, kültürel ve dini farklılıkları belirten yasalar kaldırıldı, yerlerine modern, insan haklarına uygun yasalar getirildi. Sivil Haklar kabul edildi. Ötekileştirme ve ayrımcılık sorgulandı. Beyazların “salak” diye niteledikleri siyahiler bu savaşı kazandı. Asıl salak kim oldu?

İnsan eşitliğinde çok önemli yeri olan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin insan eşitliğine dair bazı maddeleri:

Madde 1- Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.

Madde 2- Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Ayrıca ister bağımsız olsun ister vesayet altında veya özerk olmayan ya da başka bir egemenlik kısıtlamasına bağlı ülke yurttaşı olsun, bir kimse hakkında, uyruğunda bulunduğu devlet veya 203 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ülkenin siyasal, hukuksal veya uluslararası statüsü bakımından hiçbir ayrım gözetilmeyecektir.

Madde 3 -Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.

Madde 4- Hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz, kölelik ve köle ticareti her türlü biçimde yasaktır.

Madde 5- Hiç kimseye işkence yapılamaz, zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz ve ceza verilemez.

Madde 7- Herkes yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasanın korunmasından eşit olarak yararlanma hakkına sahiptir. Herkesin bu Bildirgeye aykırı her türlü ayrım gözetici işleme karşı ve böyle işlemler için yapılacak her türlü kışkırtmaya karşı eşit korunma hakkı vardır.

Madde 18- Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din veya topluca, açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenlerle açığa vurma özgürlüğünü içerir.

Madde 23

1. Herkesin çalışma, işini serbestçe seçme, adaletli ve elverişli koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkı vardır.

 2. Herkesin, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır.

 3. Herkesin kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır ve gerekirse her türlü sosyal koruma önlemleriyle desteklenmiş bir yaşam sağlayacak adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.

Tarih gösterir ki insanlar sürekli açgözlü davranıp ihtiyaçlarından ve ellerindekinden fazlasını istemişlerdir. Savaşların esas sebebi genellikle toprak, para ya da sömürge olmuştur ve güçlü devletler bu amaçlar uğruna kan dökmekten hiç çekinmemişlerdir. Bahsettiğim sebeplerden yapılan savaşların gereği tartışılabilir ama burada konu bağımsızlıktır. Elbette bu savaşta da pek çok insan can vermiştir ama bu savaş insanlığa dair kazanılmış ilk savaştır, insanlığın ilk umududur. Bu zafer bütün dünyaya (sadece ırk konusunda değil, sömürge olan ve bağımsızlığı ellerinde olmayan tüm topluluklara) örnek olmuştur. Gereği tartışılamaz.