Kitaplarla ilgili yazmak zor iştir. Birileri onları yazar, birileri de okur. Şöyle de desek abesle iştigal etmez herhalde: Zaten yazılan yazılmıştır ve sıra okurunu bulmasına gelmiştir. Ama bu yazıda bir kitabı anlatmaktan çok yazarına dikkat çekmeye niyet edildi. Okur zaten kitabı bir şekilde bulur, o özel buluşma şu veya bu şekilde gerçekleşir. Bir “çok satanlar” bölümüyle kısıtlamaz kendini okur; didikler, takip eder ve ulaşır kitabına. Ezcümle, okur kitabını tanır. Biz yazarımıza yaklaşalım şimdi…

Kısa bir süre önce Ruhun Gıdası Kitaplar etiketiyle raflara giren öykü kitabı  Ziyafet’in yazarı Güzin Yalın. Yalın’ı tanıyan tanıyor aslında. Hele yemek, müzik ve seyahat alanlarının meraklıları iyi bilirler kendisini.  Mutfaktan, Tabaktan, Sokaktan adlı Açık Radyo’da aynı isimde yaptığı program metinlerinden oluşan derleme dikkatleri çekmiştir mesela. Cazkolik.com’daki müzikli (her yazıya özel bir playlist’le sunulan) yazıları da nice gezginin ve gezme hayaliyle yanıp tutuşanın rehberi olmuştur. Sürekli yeme-içmeden söz edişimizden yola çıkarak oluşturduğu muazzam bir sözlük çalışması ise 2013’te çıkmıştır: Laf Söyledi Bal Kabağı. Tekerleme, mani, türkü, atasözü, deyim, terim, özdeyiş ve daha nicesi Yalın’ın araştırmacı yanını gıdıklamış ve belli ki uzun soluklu çalışmanın titiz ürünü bu alan kendine özel bir yer edinmiştir. Salt yazıyla değil, konuşmacı kimliğiyle de etkinliklerde gördüğümüz biridir. O da ne? Sinemadan ve müzikallerden de bahsediyor. Evet, Güzin Yalın bir tiyatro aşığı ve iflah olmaz bir sinefildir de çünkü. Büyüleyici bir roman olan Acı Çikolata’nın (Like Water For Chocolate) kitap ve film çözümlemesini Güzin Yalın’dan dinlemelisiniz…

Kimdir Güzin Yalın peki? Güzin Yalın, “yemek yazarı, gıda iletişimi uzmanı ve gezgin” deniyor kısaca. Ama aslında o bir anlatıcı; aktarmayı tercih eden, öğrenme iştahı tükenmeyen bir bilgi ve deneyim avcısı. Yukarıda bahsi geçen kitaplar haricinde şu bilgiyi de aktaralım: Galatasaray Üniversitesi ve Yeditepe Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak bulunmuştur. On beş yılı aşkın süre, çeşitli resmi kuruluşları ve sivil toplum örgütlerini temsilen düzenlediği etkinliklerle Türk mutfağını yurt dışında tanıtmıştır. Yemek kültürü alanında birçok Avrupa Birliği projesinde yönetici ve uzman olarak da görev yapmıştır. Yemek ve yaşam kültürüne ilişkin yazıları dergilerde ve internet sitelerinde yer almaktadır. Mutfaktan Tabaktan Sokaktan ve Laf Söyledi Balkabağı adında iki kitabının yanı sıra editörlüğünü yaptığı ve/ veya yazılarıyla katkıda bulunduğu Dünya Fındık Lezzetleri (2003), Bir Denizin Çevresinde Benzer Sofralar (2008), Kaz Dağlarından Bir Lezzet Öyküsü (2011), Ev Hanımlarına Mahsus Alafranga Pastacılık (2016), Yenilir Bu Hayat (kendisinin de bir öyküsünün yer aldığı kolektif öykü kitabı, 2017) gibi kitapları da mevcuttur. Bu kadar mı? Değil…

Kurucusu olduğu Ruhun Gıdası Kitaplar’ın yayımladığı kitaplar sadece yeme-içme ve seyahat hakkında araştırma-inceleme-derleme türlerinden ibaret değil; çağdaş dünya edebiyatından özenle seçtiği eserler de var ki, yazık ki bizim topraklarda okurla teşriki mesaileri henüz zayıf.  Marsha Mehran’ın Nar Çorbası, Mark Kurlansky’nin Yemelik Öyküler’i, Sally Andrew’un Aşk ve Cinayet Tarifleri, Monique Truong’un Tuzun Kitabı bunlardan bazıları.

Şubat 2018’de K24’ün dosyası kapsamında kendisiyle yapılan röportajda şöyle diyor:

“Deli diyeceksiniz bana ama zaten bu saate kadar demediyseniz…”

Deli işidir yazmak, doğru. Hele uzmanlaşılan birden çok alanı edebiyatla buluşturmak deliliğin ötesi bir davanın peşine düşmektir. İşte Güzin Yalın ilk öykü kitabı Ziyafet’te tam da bunu gerçek kılmış. ​

“Güzin Yalın’ın ince ve derin kaleminden aşkla, hainlikle, aşla, cilveyle, iştahla, sızıyla, hazla, kırgınlıkla dopdolu tekil ve kalabalık öyküler… Işıkları bir yanıp bir sönen evler, hüzünlü türküler, dargın anneler ve kızları, bir takım kötülükler, bazı suskun çığlıklar, közde kestaneler, kısalan ve uzayan kuyruklar, lop lop etler, amansız serzenişler, kimi vazgeçişler, sarman kediler ve topaç köpekler, mis kokulu ponçikler, ölçüsüz sevdalı deliler, geveze yalnızlıklar, feryatlar ve mırıltılar…”

Ziyafet’in arka kapağından alıntılanmıştır.

 

Dokuz öykü yer alıyor Ziyafet’te. Kitaptaki birkaç öyküden küçük alıntılarla bu yazıyı sonlandıralım. Ve dileyelim ki, Güzin Yalın gibi iyi bir kalem okuruyla tez zamanda buluşsun. Emin olun, bir yerlerden tanış çıkacaksınız kendisiyle… Ve unutmayın, bütün tutkulu öykücüler iyi niyetli büyücülerdir aynı zamanda. Büyülenmeye teslim olun…

 

“Sadece saç fırçanı atsan bir şey değil Nermin Hanım; tepemden aşağıya o fırçaya dolanmış̧ bir eşarbını, elinden düşürmeyip balkonda herkeslere göstererek okuduğun aşk şiirleri kitabını, bir de iki tane kalp biçiminde teneke şeker kutusu atmışsın yine! Dur bakayım, bunlar benim geçen yıl sevgililer gününde sattığım çikolataların kutusundan…”

Bakkalcı Sepeti adlı öyküden

 

“Her evde farkında bile olmadan yaşanan alt tarafı bir meyveleri şekerle kaynatma işi benim için böylece boyundan büyük bir anlam kazandı. Üstelik, hiç inkar edemem, tuhaf biçimde neredeyse “aile geleneğimiz” haline gelen reçel günlerinin bizim evdeki genel huzur ve dengeye de muazzam bir katkısı, hatta bazen hiç beklenmedik sürpriz yararları oldu. Mesela bir ara, ailece konuşacak ortak konu bulmakta nedense zorlandığımız bir dönemde, kireçte pişirilmiş̧ reçel sorunsalı tüm ev halkının kahvaltı boyunca üzerinde fikir beyan ettiği ortak bir mesele haline geldi ve beklenmedik bir biçimde kocamla az zaman önce yaptığımız feci bir kavganın etkisini yumuşatıp aramızdaki gerginliğin daha da artmasına engel oldu.”

Reçel adlı öyküden

 

“Halim olsa çorbanın yanına şöyle tereyağlı sarımsaklı kızarmış iki dilim ekmek de iyi giderdi ama ne hazırlayacak, ne de yiyecek halim yok şimdi. Faruk ne severdi bu sarımsaklı ekmekleri. Dakikalarca tartıştığı olurdu insanlarla, sadesi mi daha lezzetli domateslisi mi diye. Bazen hızını alamayıp evde benimle de sürdürürdü iddialaşmayı hatta. Her Pazar kahvaltısında mutlaka sarımsaklı ekmek yapardı, özenle ezip zeytinyağına kattığı sarımsaklarla. Ekmeğini hep köy ekmeğinden seçerdi. Matrak kocam benim… Nerede acaba?”

Çorba adlı öyküden

“Söz veriyorum, bir daha bu kadar çok yemek yapmayacağım. Hem haklısın tabii; nedir o öyle önümde futa, üstüm başım salça lekesi içinde hala… Tamam, bir kez daha yıkarım sen gelmeden; bir daha sefere saçım kızartma kokmaz. Sen yeter ki gel. Gel ne olursun be kızım; bir gün çık gel… Evi de daha iyi havalandırırım, söz veriyorum. Bugün işe daldım mutfakta biraz da o yüzden zaman kalmadı. Yoksa ben de sevmiyorum evde yemek kokusunu anne; kızma lütfen. Gitme anneanne; ne olur gitme. Niye gidiyorsun? Bak daha bu humusu tatmadın bile… Nohudu ellerimle haşlayıp yapıyorum; nohut tozu kullanmıyorum hiç öyle lokantalardaki gibi. Beğenirsin. Hem ikram edileni almamak ev sahibini mahrum etmek değil miydi hani? Niye öyle üzgün bakıyorsun bana? Sana sofrada tabak koymadım diye mi alındın? Al bak bu tabak senin olsun işte. Nasılsa gelmeyecek…”

 

Ziyafet adlı öyküden