Oldum olası, “gülbeşeker” in tadını, kokusunu, rengini merak eder dururdum. Taa ki, bu akşama kadar.

Dario Fo ve Franca Rame’in yazdığı, Füsun Demirel’in dilimize çevirdiği, Dersu Yavuz Altun’un yönettiği, “Açık Evlilik” oyununu izlerken aldığım lezzetin ancak gülbeşekere ait olabileceğini düşündüm, daha doğrusu öyle hissettim. Sadece ben mi, salonu dolduran herkes. Kanıt mı, istiyorsunuz? Kahkahalar, alkışlarla kesilen sahneler ve perde kapandığında dakikalarca devam eden alkışlar ve asıl önemlisi salondan ayrılan seyircinin yüzündeki o mutluluk ifadesi ve dahi alın, kaş arası, göz çevresi ve dudak kenarlarında derinleşen kahkaha izleri.

İki oyuncunun, şimdilerde pek benzerine rastlamadığımız, paslaşmaları, ‘sahne sıcaklığı, sempatisi, güzelliği’ artık ne şekilde tanımlarsak, o izleyiciye geçen içtenlik, doğru ve etkileyici mimik, beden dili kullanımları, bir an olsun düşmeyen tempo ve rolleri sahiplenişlerindeki ustalık. Kısaca, Özge Özberk ‘Antonia’ ve Kubilay Penbeklioğlu ‘Muhasebeci Mambretti’ yorumlarıyla harikalar yaratmakta..

“Oyun gülbeşeker tadında”, dedim. Ama fonda esen yaş dönümü kasırgaları yok mu, pek yakından bildiğim, bilmekten öte yaşadığım. Eprahim Kishon’un “Oh, Oh Juliet”, Pierrette Bruno’nun  Le Charimari” oyunları geliyor şimdi aklıma…

Neyse lafı şirazesinden çıkartmaya gerek yok.

“Açık Evlilik” rejisi, Suna Keskin’in saptamasıyla “kaliteli oyunculuk”larıyla seyirciyi bir anda tesiri altına alan, başarıyla kotarılmış üst düzey bir yapım. Kendi dalında, sezonun en iyilerinden biri, hatta bana göre en iyisi.

Bütün hayatının iskambil kağıdından bir kule olduğunu fark edenler, neredeyse ardına kadar açık kapıyı gördüklerinde, ne yaparlar?

Ya şu sorular : “Ne zaman değişti bu kadın/ adam ? Yoksa hep böyle miydi? Ne denli az şey biliyormuşum, ona dair.”

Pişmanlık ve isyanlar, ele yüze bulaştırılan acele kararlar.

Hepsi ve daha fazlası “Açık Aile “de.