1960 Kanada doğumlu sanatçı  ”Ashes and snow” (Küller ve Kar) belgeseli ile dünya çapında bir ün kazandı. ‘Küller ve Kar’ yaşayan sanatçıların eserleri arasında 10 milyon ziyaretçi ile en fazla ziyaret edilen sergi oldu. Fotoğrafçı doğadaki tüm canlılar arasında bir uyum olduğunu vurguluyor ve bu uyumu gözler önüne seriyor. 14 yıl boyunca gezdiği Hindistan, Myanmar, Sri Lanka, Mısır, Dominik Cumhuriyeti, Etiyopya, Kenya, Tonga, Namibya, ve Antarktika’ya kadar uzanan mistik  yolculuğunda insanlar ve hayvanlar arasındaki etkileşimi vurgulayan en çarpıcı çalışma olarak da bu çalışmanın tarihe geçtiğini söyleyebiliriz.
“Bir fil tarafından ısırıldım. Neredeyse bir balinaya yem oluyordum. Bir gergedandan darbe yedim. Bir jaguar tarafından kucaklandım. Bir hipopotam tarafından kovalandım. Sıtma ve kızıl hastalığı geçirdim ama her şeye rağmen en büyük tehlikelerden kaçınmayı başardım. Asla senin önüne çıkan ve sevdiğin şeyleri keşfetmekten vazgeçme,” diyerek Colbert , yaptığı işe olan tutkusunu dile getiriyor. Sanatçı belgeselin çekimlerine 1992 yılında başladı. İlk olarak insan ve hayvanlar arasındaki ilişkiyi keşfetmek üzere yola koyulduğunu söylüyor.
“Tüm canlıların ortak dilini ve şiirsel hassasiyetlerini keşfetme sürecinde, bir zamanlar insanlar olarak hayvanlarla uyum içerisinde yaşarken aramızda var olan ortak paydayı yeniden ortaya koyma yönünde uğraştım.”
Bütün kültürlerde, Mısırlılardan Mayalara kadar hayvanlar üzerine birçok hikaye anlatıldı ve amaç doğa ile insanın iletişimini açıklamaktı. Küller ve Kar için dünyadaki türlerin bir çoğunu içeren 21. yüzyılın hikaye anlatıcısı diyebiliriz.
“Doğanın orkestrası sadece insan türünü içermiyor. Filler , gergedanlar, yunuslar, balinalar, kartallar, orangutanlar ve nicesi… Bir hikaye anlatıcısı olarak çalışmamda yer alacak türleri ilgi çekici olan ve uyumu tanımlamama yardımcı olacaklar arasından seçtim.”