En uzun uykusuzluğunuz kaç saat sürdü? Ya da kaç gün, kaç hafta?

Uyumak için dua ettiğiniz oldu mu? Ya da ballı sütle denemeler yaparken uyku ilaçlarına geçip fayda göremediğiniz? Uykusuzluk rekoru 54 saat olan biri olarak diyebilirim ki mışıl mışıl uyuyan köpeğinizi bile kıskanabileceğiniz, gözlerinize dakika başı kum atıldığı migreniniz varsa bu migrenin zirve yaptığı, eğer yoksa hiç yaşamadığınız baş ağrıları çekeceğiniz durumlarla karşılaşabilirsiniz. Peki tüm bunlar niçin oluyor, uyku neden bu kadar mühim?

Hadi ‘Insomnia’ya merhaba diyelim.

Tıpta ‘Akut Insomnia’ adı verilen durum; bir gün ile üç hafta arasında etkileri sürebilen, çeşitli uyarıcılar (alkol, kafein, tramya beslenme bozukluğu, çeşitli hastalıklar vb.) sebebiyle ortaya çıkıp ana etken ortadan kalkınca yok olan bir sorundur. Bir de bunun kronikleşmiş hali var ki o yakanızı tüm hayatınız boyunca bırakmadan en iyi arkadaşınız olabilir. Bunun uykuyu algılama şeklimiz, psikolojik rahatsızlıklarımız ya da biyolojik döngünün bozulması gibi çeşitli sebepleri olsa da şimdilik bunlara değinmeyeceğiz, işin biyolojik boyutu ile ilgileneceğiz.

24 saatlik bir döngüde bile beynimizde ciddi oranta atık madde birikir. Bu maddeler; bedeninizin işlediği tüm veriler, kendi içinde aldığı kararlar ve sinyallerin ürünüdür. Çöp kutunuz – ya da ona beyin omurilik sıvısı diyelim – gibi düşünün. Her gece uyuduğunuzda birileri bu atıkları gelip döker ve ortada çöp olduğunu dahi fark etmezsiniz. Gece 23:00 ile 03:00 saatleri arasındaki uykunun kalite yüksekliği de bundandır ki bu evrede bedenimiz ‘Haydi yenilenelim!’ komutu alır. Organlarınızı temizleyip yenilemeye başlar, hormon aktivitelerinizi düzenler, siz uykuda minimum enerji sarfiyatı yaptığınızdan birimlerin işi kolaylaşır ve rahatlıkla bu yenileme görevi tamamlanır.

Peki uyumazsanız neler olur, tüm bu döngüyü kim, nasıl tamamlar?

Tamamlayamaz efendim. Kazan kaldırır o vücut, hem de bunu en hayati yollardan yapar. İlk etkileri hafıza, dikkat eksiklikleri, odaklanma sorunları, karar almada güçlük, aşırı tepkiler, sinirlilik ile kendini belli eder ve kendinizi ona teslim etmezseniz işler iyice çirkinleşerek tip 2 diyabet, romatizmal hastalıklar, kalp ve damar sorunları ortaya çıkar. Siz ‘Seviyeyi bir üste çıkartayım bakalım neler olacak?’ dediğinizde de işler moleküler boyuta gelerek DNA’larınıza attığınız el bombalarına dönüşür. Dr. Der Jon Dijk’in yaptığı deneyde ilk grup bir hafta boyunca sekiz buçuk saat uyutularak, ikinci grup ise tamamen uykusuz bırakılarak gözlemlenince anlaşılmış ki uykusuzluk, genlerimizin yapısını değiştirmese de ekspresyonunu1, epigenetik hareketlerini değiştirip bambaşka davranmalarına sebep olabiliyor. Hayvanlar üzerinde yapılan deneyde aynı sonucu alınca deney geliştirilmiş ve sekiz değil altı saat uyuyanların bile gen değişimine maruz kaldığı görülmüş. Kabaca bir hesap yaparsak, kendi adıma genomumu çamaşır gibi silkeleyip eziyet ettiğimi söyleyebilirim yıllar boyunca.

Tabi bu durum günümüzde en sık görülen, toplumun %10 ile %12’lik kısmını etkileyen bir problem olunca insan hemen ürkmüyor. Gelişen ve değişen düzenimiz, hayatımıza giren ışıl ışıl teknolojik cihazların üzerimizde ve uykusuzluğumuzdaki rolü fazlasıyla büyük. Klasik bir günde, klasik bir insan bedeni sabah gün doğarken kortizol2 salgılamaya başlar. Seviyesini giderek arttırır ki biz uyanabilelim. Gün boyunca seviyesi yavaş yavaş azalır; akşam vakitlerinde kendimizi yorgun ve uykuya hazır hissederiz, melatoninin gözetimi altına gireriz. Bu döngüye giremeyen kişilerin kortizol seviyesi düzensizce artmış demektir. Düşürmek adına meditasyon ya da yoga gibi ilk sırada önerilen ama sizin de kendi metodunuzu bulabileceğiniz rahatlama aktiviteleri yapılabilir.

Uzmanların önerisi saat dokuzdan itibaren yapay ışığı olabildiğince azaltmak, yemek yemeyi kesmek, öğle saatlerinden sonra katiyen şeker, alkol, kafein ve türevlerini bedenimize sokmamak, uygun bir oda ışığında dinlenmek fakat şehir hayatında bunu yapmanın imkansızlığından bahsetmemize gerek yok sanırım. 2.7 milyon yıllık evrimimize karşı gelmemize sebep olan şey aslında değişen hayatlarımız. Mağara devrine dek geriye gitmeye gerek yok, 80’lerde bile uygulaması daha kolay olan bu yolu finallere çalışan bir öğrenciye, yarın sunumu olan ama aynı zamanda hayatını da yaşamak istediği için o gece arkadaşlarıyla çıkıp eve geç geldikten sonra bilgisayar başına geçmiş beyaz yakalıya anlatamazsınız.

Siz yine de ‘Neden olmasın, yapabiliriz belki?’ diyenlerdenseniz;

Kendinizi ormanda çadır kurmuş ve kamp yaparmış gibi hayal edin. Karanlıkta uyuyun, güneş doğunca uyanın. Şafak vaktine yakın zamanları seçin mümkünse ve doğada kafein bulmanın imkansızlığını düşünerek sevdiğiniz rahatlatıcı bitkileri toplayıp çaylarını için.

Marshmellow bulamazsanız kuşburnu yiyin, tatlı krizlerinizi bastırın. Telefonlarınızı uzuun uzun şarja bırakın, onlar da kendilerini toparlasınlar biraz. Siz de işlerinizi gün ışığının turuncu tonlarında halledin, mesela benim gibi karanlık bir odada bilgisayar ışığına bakarak yazmayın bu tip yazıları.

‘Bunları yapmak da pek kolay değil’ diyorsanız evde yüzüne bakmadığınız, allı pullu, renk renk saten babaanne yorganlarında çare arayın. Son araştırmalarda vücuda uygulanan dengeli basıncın Otizm, Alzheimer, Huzursuz Bacak Sendromu, Menopoz, Anksiyete ve Insomnia’ya iyi geldiği ve serotonin salgılamayı arttırdığı kanıtlanınca buna özel içine ağırlık yerleştirilmiş yorganlar üretilmiş.

Vücudumuzda 700’den fazla geni değiştiren, bağışıklık sistemimizi zayıflatan, kansere davet çıkaran uykusuzlukla savaşımızı bakalım kim kazanacak. O mu, yoksa ‘Böyle hayat mı olur değişelim gitsin!’ diyerek stresten ve uykusuzluktan nöronlarını kaybetmiş, boyutları ufalmış beyinlerine, insülin direncinden biraz tombullaşmış bedenlerine, biyolojisine format atan insanoğlu mu, bekleyip göreceğiz.

Bunlardan herhangi biri işinize yararsa şayet iyi uykular efendim.

1Gen İfadesi ya da Gen Ekspresyonu: DNA dizisi olan genlerin, fonksiyonel protein yapılarına dönüşmesi süreci için kullanılan terimdir. Basitçe, bu durum genlerin açık (aktif) olup olmadıklarını ifade eden tanımlardır.

2Kortizol: Herhangi bir stres durumunda böbreküstü bezlerinden salgılanan ir hormondur. Kan şekerinin yükselmesine neden olan Glukokortikoid hormonları sınıfına dahildir. Stresli ya da hayatî tehlikenin olduğu bir durumla karşılaşıldığında vücut kortizol salgılamaya başlar. Böylece vücudu tehditle savaşmak veya ondan kaçmak için hazırlar.

Selin Nazlı Onan (babası kimlik çıkartmaya bir sevinçle gidip Nazlı'yı eklemeyi unutsa bile kendisi eklemekten hiç vazgeçmedi)3 Temmuz 1994'te Fatih'in bavyerası sayılan Cerrahpaşa'da 9 ay 13 günlükken bir cuma günü dünyaya gelerek ailesine ve sağlık personellerine klişe korku filmlerinin tatlı heyecanını yaşattı. Çocukluğundan beri DNA'yı nedense pek sevdi, büyüdüğünde kendini Moleküler Biyoloji okurken buldu. Şu sıra derslerini bir an önce verip özgürlüğüne kavuşma ve çılgın bir bilim insanı olma yolunda.