Yönetmenliğini Jordan Peele’nin yaptığı 2017 çıkışlı Amerikan filmidir Get Out. Türkçeye ise Kapan olarak çevrilmiş. Yirmi sekiz günde tamamlanan filmin başrollerini Daniel Kaluuya, Allison Williams, Catherine Keener, Bradley Whitford, Caleb Landry Jones paylaşıyor. Gerilim türünde değerlendirilen Get Out, psikolojik türünde de değerlendirmek mümkün. Filmin teknik unsurlarından ziyade, filmin iskeletini oluşturan özün üzerinde durmak, daha anlaşılır kılacaktır eseri.

Kabataslak konusundan bahsedersek, Afroamerikan olan fotoğrafçı Chris’in kız arkadaşı Rose’nin ailesiyle tanışmak için gittikleri evde Chris’in dikkatini çeken tuhaflıklardır. Irkçı olmadığını söyleyen ailenin hizmetkârları siyahidir. Bir diğer unsur ise öz kimliklerinden arındırılmış siyahilerin, yabanıl ve mecburi tavırlarındaki anormallik Chris’i meraklandırır. Arayışa başlaması ile mahzenin kapısı aralanır. Bu süreç dâhilinde yaşanılan tüm gerilim sahnelerini bir kenara bıraktığımızda, geriye kalan kısımların filmi tamamladığını fark ederiz. Yüzyıllardır üzerinde tartışılan hipnoz terapisinin, henüz yarası onarılmamış ırkçılık gibi bir sorunla birleştirerek ortaya ilginç ve çarpıcı bir detay atmıştır Jordan Peele.

Eserin iskeletini, Missy’in Chris ile arasında geçen diyaloglar oluşturur. Rose’nin annesi olan Missy, bir psikiyatristtir. Rose’nin babası ise beyin cerrahisidir. Sahip oldukları mesleğin tesadüf olmadığını, konuşmalar sırasında kavrıyorsunuz hemen. Asıl başlangıç çizgisi, yolculuk esnasında birden fırlayarak arabaya çarpan geyiğin ölümüdür. Chris’in geyikle yüzleşmesi, bilinç akışının kilit noktasıdır. Çünkü geyik bir ruh rehberidir. Dönüşümün simgesidir. Yücedir. Tarihsel ve kültürel geçmişinin kesiştiği andır Chris’in geyikle göz göze gelişi. Filmin psikolojik anahtarını oluşturur geyik. Mitleşmiş bir sembolü kurgu akışında kullanması, gizlenilmiş yanıtlara yönlendiren bir ipucudur. Bir diğer ipucu ise evin hizmetkârlarıdır. Özellikle siyahilerin seçilmiş olması yönetmenin verdiği bir başka mesaj olsa da kapsayıcı konu ise ötekileştirilmiş dinsel, dilsel, ırksal ve cinsiyet ögelerinin yerine konulabilir olmasıdır. Her biri hor görülmüş bir kimliği de temsil edebilir pekâlâ. Missy’in hipnoz etme terapisi apaçık bir istekle uygulanan terapi değildir ayrıca. Buna gizli hipnoz terapisi diyebiliriz. Chris ile yaptığı konuşmasında kelimelerini özenle seçmesi, bilinci hapsetmek için kullandığı nesnelerini (fincan ve çay kaşığı) titizlikle kullanması, bilinçaltının üstlendiği komutları harekete geçirerek bilinci hapseder dünyanın karanlığına.

“Şu anda uykun geliyor.”

Psikoloji tarihinde her zaman merak konusu olan bilincin altında neler olup bittiğine dair birbirinden farklı teoriler öne sürülmüştür. Yapılan araştırmalar neticesinde ulaşılan sonuçların genel geçerliliği de tartışılmıştır hep. Sinemada olduğu gibi sanatın birçok dalında bilinç üzerine eserler yaratılmıştır. Yaşanılan kişisel yolculukların heyecanı merak konusu olmuştur. Missy de Chris’in çocukluğunda yaşadığı kötü bir anısını anlattırarak bu yolculuğa dâhil eder bizi. Kişiliğini ve yaşantısını oluşturan bu derin uykunun içinde saklanılanların zedeleyici kuvvetini çok güzel ifade etmiştir yönetmen. Hayatının devamlılığını sağlayacak odak noktaları seçen insanın, ayakta kalma biçiminin perde arkasındaki aynasıdır hipnoz. Kısır bir döngü içerisinde tekrardan öteye geçilmeyen yolculuğun yarattığı ruhsal dalgalanmalarının sancısını duyumsatır. Missy konuşurken çay kaşığını karıştırması kırılmayan tekrarın döngüsünü dikte eder. Tekrar, dönüşemeyen ve yenilenemeyen şeylerin hapsolduğu bir fanustur aslında. Ve uykuyu derinleştirerek hareketsiz kılan en büyük etmen de çay kaşığının döngüsüdür. Yani tekrarın döngüsü…

“Yağmur sesini duyuyor musun?”

“Bul o sesi.”

“Bulduğunda söyle bana.”

Ait olduğumuz şeyleri yitirdiğimizde, başkalarının komutları altında yaşayacağımızı sadelikle, klişelere kaçmadan, boğucu ayrıntılara girmeden anlatır Jordan Peele. Sesimizi bastıran o uykunun derinliğine gömüldükçe, başkaları tarafından hazırlanmış kılıflar içinde programlanacağımızı apaçık gösterir.

“Şimdi nasıl hissediyorsun?”

“Kıpırdayamıyorum.”

“Kıpırdayamıyorsun.”

“Niye kıpırdayamıyorum?”

“Felç geçirmiş gibisin. Tıpkı hiçbir şey yapmadığın o gün gibi. Hiçbir şey yapmadın.”

Bilincin karanlık dehlizlerinde gezdiren Get Out, Jordan Peele’nin ilk uzun metrajlı filmidir. Teknik kusurlarına, yer yer dağılan kurgunun akışına rağmen varoluş sancısını farklı bir pencereden tanımlayan derinlikli bir eserdir. İnsan dünyasının nasıl bir savaş alanı olduğunu irdeleyen, gerilim yüklü bir filmdir Get Out.

“Şimdi gömülü dünyadasın,” diyen Jordan Peele’nin kapanına bir de siz bakın! Gömülü olduğunuz o dünyadan çıkabilecek misiniz?