NORMAN – Hiç, ama hiç karamsar değilim. Dertli de değil. Belki, kırk yılda bir. Geceleri. Ya da Noel zamanı, çalışacak iş olmazsa. Ama iyimserim ben. Kadir bilirim. Her şeyden zevk almayı bilirim; Güzelliklerden, bahardan, yazdan. Acıya da katlanmasını bilirim. Duygusal denebilir. Hemen duygulanırım. Ama meziyettir bu, kusur değil ki. Sonra çıkarcı hiç değilimdir. Başkaları için çok şey yaparım, karşılık beklemeden. Ayrıca takdir de beklemem. Ne denebilir? Belki yetersizim, gereğince güçlü değilim. Ama dertli, karamsar değilim, hiç değilim..

Geçen akşam, Ronald Harwood’un yazdığı, Ergun Sav’ın dilimize çevirdiği, Hakan Çimenser’in başarıyla yönettiği “Giydirici”yi yeniden izlerken, hemen her hadiseyi ‘normal’leştirmeye uğraşan, Norman’a odakladım, farkında olmadan.

Tiyatronun başoyuncusu, sahne amirine yardım edecek ama asıl giysilerini hazırlayacak birini arıyordu. Ramp ve kanat ışıkları, alkışlar sadece aktöründü. Başarılar, övgüler, Sir unvanı da…

On altı yıl boyunca her türlü nazını çeken, ilişkilerini, hırslarını, korkularını bilen, öteberisini yıkayan, giydiricisi Norman’ın insan olduğunu bile, an gelir unutabilir; bir teşekkür, küçücük bir teşekkürü esirgeyebilirdi. Çünkü o büyük harflerle ‘aktör’dü. Norman ise giydirici.

Ne tuhaf, Norman hem vazgeçilmez ve önemliydi onun için, hem de yok sayılan, değersiz bir çalışan, bir ayrıntı sadece.

Sahi, neydi gerçek? Norman hiç peşine düşmemişti ki gerçeğin. Neden, en olmadık yerde gerçeği göreyim, diye tutturacaktı ki? Kendi ifadesiyle, ne alemi vardı bunun? O sadece güzel şeyleri görmeye çabalıyor, hayatı pembe tarafından alıyordu.

NORMAN – Benim bir arkadaşım vardı. Derdi ki, “Norman, ben aldırmam. İsterse salonda üç kişi olsun. İsterse gülümseyecek yerde gülsünler, gülünecek yerde gülmesinler. Bunlara aldırmam. Ama, eğer salonda bir kişi, bir tek kişi oyunu anlıyorsa yeter. Onun için oynarım ben.” Böyle derdi arkadaşım.

Norman’ı bir yerlerden tanıyorum aslında. Norman özverinin ‘öz’ü verilmiş hali. Belki Uşak Firs gibi bir tutsak ama unutuluşu kabullenmiyor. Tam tersine, unutulan ismini haykırıyor. Belki tek isyanı bu…

Artık adsız bir kahraman değildir, Norman.

İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı olan “Giydirici” etkileyici reji ve oyuncululukların yanında, başarılı sahne, kostüm, ışık tasarımlarıyla da, her bakımdan övgüye değer, titiz bir çalışmanın ürünü.

Celal Kadri Kınoğlu, Hakan Çimenser, Rüyam Perihan Dirin, Hülya Gülşen başta olmak üzere tüm oyuncular, yaşar kıldıkları karakterlerle alkışı hak etmekte.

Tiyatro izlemenin keyfini, güzelliğini özleyenler, bu oyunu mutlaka izlemeli, diyorum.