Şu an antidepresan kullanmanıza sebep olan depresyonunuzun ya da her gün içtiğiniz çayın, yediğiniz fast foodların yarattığı tahribatın ya da geçen günkü sinir krizinizin torunlarınızın torunlarına aktarılıp “Neden büyükanne, neden?” sorularına yol açacağını tahmin eder miydiniz? Ya da sigara bağımlılığınızın, kahveye düşkünlüğünüzün, tatlı için ruhunuzu satmaya olan eğiliminizin kuşaklar ötesinden mirasınız olabileceğini?

Bilim insanları tahmin etmişler, hatta ileri bile gitmişler. Şu andan itibaren kendimize çekidüzen vermezsek sadece hayatımızı değil, bizden çoğalan neslin de hayatını etkileyip bizi büyük-büyük-büyükanne veya baba haline getirebileceğini kanıtlamışlar.

Konumuz Epigenetik. Önce enteresan bir hikayeyle başlayalım.

20 Yaşındaki Jesse, Doktor Mark Wolynn’in ofisine geldiğinde en az on yıl daha büyük gösteriyordu. Göz altları çökmüş, bitkin ve depresif bir haldeydi. Anlatmaya başladı artık uykusuzluğa tahammülü kalmadığını. Her yolu denese de ondan kurtulamadığını söyledi, doktor da ona bunun nasıl tetiklendiğini sorduğunda “Aslında belli bir şey olmadı, sadece bir gece 03.30’da üşüyerek uyandım. Sanki uyusam bir daha uyanamayacakmışım gibi bir korkuya kapıldım, saatler sonra ısınabildim ve o günden beri böyleyim,” diye cevap verdi.

Anlattıkları, Doktor Wolynn’in dikkatini çekmişti. Böylece Jesse’nin hiç tanışmadığı amcası Colin’in 19 yaşındayken elektrik direklerini kontrol etmek için gittiği Yellowknife’ın kuzeyinde bir fırtına ortasında kalıp donara öldüğü ortaya çıktı. Kardaki izler onun kurtulmak için mücadele ettiğini gösteriyordu. Bu durum o kadar büyük bir trajedi yarattı ki ailede, Colin’in adı o günden sonra 30 yıl boyunca hiç anılmadı ve yıllar sonra Jesse haberi bile olmadan Colin’in “Kontrolü kaybedersem ölürüm,” korkusunu sahiplenmişti. Bu bağlantıyı kurmak Jesse için bir dönüm noktası oldu ve iyileşme döngüsüne girebildi.

Bu sıra dışı örnekte olduğu gibi en basitinden zoruna dek atalarımızdan çok daha fazla veri geçişine maruz kalıyoruz. Sebebi ise “Epigenetik Aktarım”.

Epigenetik, temelde genlerin davranışını ele alan ve son dönemde araştırmaların hız kazandığı bir alan için kullanılan genel bir terim. Burada bahsedilen, genlerimizin yapılarının değil de davranışlarının hücre içindeki konumlarının ekspresyonlarının değişimi. Peki bu ne demek?

Eğer geninizin yapısında değişim olursa buna mutasyon deriz. En basit haliyle birçok çeşidi vardır ve incelendiğinde orada bambaşka bir gen görülür. Epigenetik değişimler, genlerin sağa doğru değil de sola doğru bağlanması ya da 1. bazdan değil 3. bazdan kesilmesi gibi görünürde değişen olaylar için kullanılır. Yapısal hiç değişim yoktur ama artık eskisi gibi de değildir. Mutasyonlarda olduğu gibi epigenetik değişimlerinde bazıları çeşitli faktörlerle hastalıklara sebep olabilir.

Plastik oyuncak ve emzik biberonlarda bulunan “Bisfenol A” isimli maddenin bebeklerin gelişimini etkilediği yapılan deneylerde izlenmiş. Ayrıca ikiz bebeklerin yaşamlarının ilk kısmına benzer genlere sahip olsa da zamanla tamamen aynı olan DNA örneklerinin farklılaşmaya başladığı görülmüş. Yeme düzeni değiştirilip Folik Asit alan bebeklerde, hamilelik döneminde anneye verilen besinlerde yavruların gen çalışmasının engellenmiş olduğu da görülmüş. Bu mekanizma en basit haliyle metilleşme denilen olaya dayanıyor.

DNA dizilimini değil, yalnızca çalışmasını etkileyen bu değişim Metil adı verilen, bir karbon üç hidrojenden oluşan küçük bir molekülün DNA’ya eklenmesi ile oluşur. Metilasyon adı verilen bi işlem sırasında metil grupları DNA’nın dört bazından biri olan Sitozini etkiler. Sitozinden sonra gelen baz genelde guanindir. Cg kompleksi pek çok genin Promotor adı verilen kontrol bölgesinde bulunur ve promotor bölgesinde metilasyon olması sonucuyla da o gen bölgesinin işleyişi durdurulur. Fareler üzerinde yapılan araştırmalarda, Folik asit takviyesinin metil grubu sağlayıcısı olarak iş gördüğü izlenmiştir.

Epigenetik araştırmaların son on beş yılda ivme kazanmasıyla Amerikan Ulusal Sağlık Örgütü tarafından Epigenom haritası projesi başlatıldı. Fakat hem şu anki teknolojinin bu tekniğe uygun olmaması, hem de bir insanın tek gen haritası olmasına rağmen hayatının belli zamanlarındaki ya da belli dokularındaki farklı epigenetik haritalarının olması işleri zorlaştıran etkenlerden.

Yakın zamanda Uppsala Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, çay tüketiminin Epigenetik üzerindeki etkisini incelemiş. Araştırma sonucunda kanser ve östrojen bağlantılı genlerin, kadınlarda çay tüketimiyle bastırıldığını ve tümör büyümesinin engellediği görülmüş. Çayda bulunan Kateşin maddesinin laboratuvar ortamında kültür edilmiş (In Vitro yolla üretilmiş) kanser hücrelerinde epigenetik değişikliğe yol açtığı görülmüş. Tabi bu hemen çaydanlıklarca çay tüketmeye itmesin bizi, daha yolun başındalar ve ileri çalışmalara ihtiyaç var.

Ama öyle ya da böyle, beslenme rejimimize kattığımız antioksidanlarla (Yeşil çay, yaban mersini) bol su tüketimi, doğala yakın beslenme tarzı ve stresten uzak durma felsefesiyle kendi hayatımızın da soy ağacımızın diğer dallarının da hayatlarını daha iyi kılacağı bir gerçek.

Kaynaklar:

http://genetikveepigenetik.blogspot.com.tr/2013/03/kaltmn-yeni-boyutuepigenetik.html?m=1

https://www.sciencedaily.com/releases/2017/05/170531092458.htm

Seninle Başlamadı / Mark Wolynn -Kasım 2016