Avusturya doğumlu Fransız terzi, uzun yıllar boyunca uçuşa hayran olarak kaldı. Uçakla seyahat halk tarafından ilgi görmeye başladıktan sonra, olası bir durumda yolcuları güvenli bir şekilde “paraşüt” ile kurtarma düşüncesi, Reichelt’de bir takıntı haline geldi.

Reichelt, ilk etapta bir apartmanın besinci katından cansız mankenlerle yaptığı denemelerle başarılı olmuştur hatta kendisine 1911 yılında Aero Club de France tarafından, başarılı paraşüt tasarımını tanıtması için 10.000 Frank teklif edilmiştir.

Paraşüt kıyafeti temel olarak pelerine benzeri olmak üzeri, büyük ve ipek bir başlıkla donatılmıştı. Yüzey Alanı toplam yaklaşık olarak 30–32 metre kare ve tamamı dokuz kilodan oluşmaktaydı.

Eiffel kulesindeki, Kukla ile gerçekleştirilecek olan ilk asama için Fransız polislere verilmesi gereken dilekçe ve bürokrasiyi başarılı bir şekilde geçtikten sonra, Reichelt o anin büyüsüyle gazetecilere beklenen ani açıkladı.

” Test, 4 Şubat 1912 tarihinde sabah 8 civarı olacak.”

Reichelt, iki arkadaşının eşliğinde, saat yedi civarında paraşüt kıyafetini giyinmiş bir şekilde arabayla gelir. Meraklı gözlerle bekleyen kalabalık, güvenlik şeridi ile koruma altına alınmış olan atlama bölgesinin dışında yer alır. Atlayış çekimini yapmak için basın tarafından hazırlanmış iki kamera vardır. Bunlardan bir tanesi Reichelt’in yanında atlama noktasında; diğeri ise aşağıda iniş yapılacak yerde kayıt yapmaktadır. Daha sonrasında Reichelt’in hem paraşüt kıyafetini kendi giyiyor hem de yanına kullanmak için manken getirmemiş oluşundan rahat bir şekilde anlaşılır ki, en başından beri niyeti kendi paraşütünü kendi üzerinde denemektir. İlk olarak, bir güvenlik görevlisi tarafından durdurulsa da uzun tartışmalar sonucun da kendisinin devam etmesine izin verilir. Basamakları birer birer tırmanır ve durur, ardındaki kalabalığa döner ve bakar, elini kaldırıp geleceğinden bihaber neşe içerisinde dilimize ‘pek yakında’ olarak çevirmenin yanlış olmayacağı ‘A bientot!’ , diye seslenir. Arkadaşları onu düşüncesinden vazgeçirmek için konuşmaya çalışsa da bizim terzi son derece kararlıdır. Otuza yakın gazeteci ve meraklı izleyicilerin bakışları arasında kendini hazırlar.

Korkuluğun içeride kalan kısmında bir restoran masasının üzerinde bir tabure onunda üzerinde Reichelt. Polis ve kalabalıktan gelen protestolara rağmen, sabah 8.22’de kuleden atlar. Bütün atlayış kameralar tarafından kaydedilir.

Sonuç olarak, Reichelt atlar atlamaz, kıyafeti üzerine katlanır ve çok az da olsa düşerken fayda sağlar ancak ne var ki bu fayda onun yere güvenli bir şekilde süzülmesine yetememiştir. Reichelt, olay yerinde ölü olarak bulunur. Yaklaşık olarak 57m den düşmüş, kafatası ve omurgasını kırmıştır. Çarpmanın etkisi ile yerde 15 cm.yi geçen yarıklar oluşmuştur. Yer, donmuş kırağılarla doludur, hava dondurucu derecede soğuktur.

 

Talihsizliktir ki, sadece iki gün sonrasında Amerikan jokey,  Frederick R. Law, su an yaygın olarak bilinen yarım küre tasarımı ile Amerika’daki Özgürlük Anıtı’ndaki meşaleden başarılı bir şekilde atlayış yapmıştır. Bundan dolayı da, Reichelt ne yazık ki bu konuda önce olarak hatırlanmamaktadır.

Frederick R. Law’in atlayışı hakkındaki detaylı bilgilere ‘Old Print Article: “Parachute Leap Off Statue Of Liberty,” New York Times (1912)’ isimli başlık altında ulaşabilirsiniz.

Beni asıl etkileyen, Reichelt’in ölümünden sonraki yapılan araştırmalara göre kendisinin çarpma etkisinden önce atlayış sırasında kalp krizi geçirmesi. Bu da demek oluyor ki, yere güvenli bir şekilde planladığı gibi süzülse dahi yine de hayatta kalamayacaktı.

Açıkçası ahmaklık olarak görmeyi haksızlık olarak buluyorum. Düşüş anında ve sonrasında çekilen fotoğraflara iyi bakın. Tabutunu giymiş o adama iyi bakin!  Bunu cesaret ya da kahramanlıkla da nitelendirmek istemiyorum. İnsan ne zaman ölmeyi göze alır, bu aslında bununla alakalı ki kendisinin de büyük bir ihtimalle başaramayacağını düşündüğünden eminim. Önemli olan elde etmek mi, yoksa en azından denemek? Önemli olan hayatta kalmak ve hayallerinden kendi düşüncelerinden başka yöne atılan her adımda ayrı ayrı ölmek mi?

Süzülemese de, en azından uçmuş oldu. Bir süreliğine!