En büyük korkunuz nedir?

Söylemek zorunda değilsiniz, soruyu okuduğunuz an aklınızda oluşan şeyi hayal edin ve iyice üzerine gidin. Ondan sonsuza dek kurtulmayı istemez miydiniz?

Günlük hayatta algıladığımız deneyimlerimiz, farkına vardığımız çoğu şey bizde korkuya sebep olmaz, bu yolun oluşması için ortada travmatik bir durum oluşması gerekir. Limon aslında çok normal, ekşi bir besin olmasına rağmen eğer limon yedikten sonra başınıza çok kötü bir şey geldiyse beyniniz bunu en düz şekliyle algılayarak limon yiyince kötü şeylerin ortaya çıkacağını düşünür ve yeni bir fobiniz oldu demektir! İşin psikolojik derinliği şöyle dursun, biyolojik yollarını çözmeyi California Üniversitesi’ndeki araştırmacılar başarmışa benziyor.

Dr. Jun Hyeong Cho ile doktora sonrası araştırmacısı Woong Bin Kim, yaptıkları deneylerle korku anılarımızı manipüle edebileceğimizi keşfettiler.

Bazı korkular bize yarar sağlar. Evrim sürecimizde hayatta kalmamızı sağlayacak korkular geliştirmişizdir. Sıcak sobaya elini koyma, dinozor görünce kaç refleksinden kaybetme korkusunun ilişkilerdeki etkisine dek geniş bir alanı içine alır. Fakat bazı korkular vardır ki hayatımızı etkiler, bu iki araştırmacı işte bu korkuları hedef almış. Fareler üzerinde gerçekleştirilen ve Neuron dergisinde yayınlanan araştırmaya göre travma sonrası stres bozukluğunun ve bazı fobilerin nasıl tedavi edileceğine yönelik çıkarımlarda bulunmuşlar .

Beynimiz nöronların uyumlu çalışması sonucu günlük hayatımızı yoluna sokan muazzam bir makinedir ama bu nöronların yanlış sinyal vermesi işleri içinden çıkılmaz duruma getirebilir. Nöronların düzgün çalışması için nörotransmitter maddelere gerek duyulur. Nörotransmitterler en basit haliyle bir nörondan gelen sinyalin başka bir nörona taşınmasını kolaylaştıran yapıdır. Dopamin, serotonin, oksitosin gibi maddeler bu düzeni oluşturan kimyasal yapılardır, zaten çoğu antidepresan da serotonin geri alım inhibitörlerini arttırıcıdır yani beynimizde bu tip iyi norotransmitterlere doyurucu etken maddeler bulunur ve bu sayede kendimizi daha iyi hissedebiliriz.

Dr. Cho ve Kim, işitsel sinyallerin beynin korku öğreniminde ve bellekte rol oynayan kısmı olan amigdalaya taşıyan sinaptik bağlantıları seçici olarak güçlendirdiler. Böylece belli bir işitsel uyaranla korku olgusunun bağlantısını göstermiş oldular. Bu bağlantının seçici olarak zayıflatılmasıyla korku anısının da zayıfladığını kanıtlayarak önemli bir sonuca ulaştılar.

Cho ve Kim’in deneyinde ise laboratuvar ortamındaki fareleri tiz ve pes seslere maruz bıraktılar, en başında fareler başlarına gelecekleri bilmeden iki sese de gayet sakin tepkiler verdiler. Fakat sonrasında işler enteresanlaştı, tiz ses deneyinin sonrasında farelerin ayaklarına elektrik şoku titreşimleri verildi.

Sonraki denemelerde elektrik olmasa bile farelerin tiz tonda korku tepkileri verdikleri görüldü. Bu aslında tarihteki en basit ve önemli deney olan klasik şartlanma, “Pavlov’un Köpeği” deneyiyle benzer bir mantıkla işledi. Fareler pes seslerde tepki vermemeye başladı.

Araştırmacılar bu tarz bir davranışsal eğilimin tiz ton sinyallerini amigdalaya taşıyan sinaptik bağlantıların güçlendirildiğini gözlemlediler. Deney daha da garipleşemez derken bilim dünyasına güneş gibi doğan “Optogenetik” yöntemiyle sinaptik bağlantıları zayıflattılar ve tiz tonla ilişkilendirilmiş korku anısı silindi. Bu sayede beyinlerimizdeki korku tünellerinin aslında sanıldığı kadar sağlam olmadığı anlaşıldı.

Siz korkularınızın üzerine yine gidin ama kendinize çok da yüklenmeyin. Bilim dünyası sizin için çalışıyor sevgili okur.

Kaynak: Popular Science, Ekim 2017