İslam, Musevilik, Hristiyanlık gibi aklımıza gelebilecek çoğu dinde ve inanış tarzında yasaklanmış hatta lanetlenmiş, intiharın yasal forma girip bizim rızamıza bırakılmış halinden bahsedeceğiz. Konumuz, “Ötenazi”.

Tüm dinler, yaşam hakkının insana Tanrı tarafından verilip ancak onun tarafından alınabileceğini savunur. Başka kelimelerle söylemiş olsalar bile hepsinin ana fikri budur. Hayat bize ne kadar zor gelirse gelsin direnmeli ve tevekkül etmeliyizdir. Peki iş sağlığa gelince aynı sakinliği gösterebilir miyiz? Etik bilmecelerin en favori konusu olan ötenazi işte bu noktada devreye giriyor.

Dilimize Yunancadan geçmiş Ötanazi (euthanasia) Türkçe karşılığı iyi, hoş, güzel, kolay olan “eu” ve ölüm anlamına gelen “thanatos” sözcüklerinin birleşmesinden türemiş bir sözcüktür. Birleşik sözcük olarak Ötanazi (Euthanasia); “kolay ölüm”, “huzur, rahat ve kolaylık içerisinde ölüm”, “ıstırapsız doğal ölüm” olarak çevrilmiştir.

Tarihte ilk kez 18. yüzyılda Bacon tarafından ortaya atılmıştır. Bacon’a göre doktorun vazifesi hastayı ıstıraplarından kurtarmak ve sıhhatine kavuşturmaktır. Ama bunu yapamadığı durumlarda ise onun en acısız ve rahat şekilde ölümünü sağlamak da görevlerinden biridir.

Britannica ötenaziyi şöyle tarif ediyor:

“İyileşme olasılığı olmayan hastalar ya da yaşamını kendi başına sürdüremeyecek ölçüde sakat olan bireylerin yaşamını acı vermeyen bir yöntem kullanarak sona erdirme.”

Dünya genelinde ötenazi isteyen hastaların üçte biri psikolojik, üçte ikisi fizyolojik acıdan ve sebeplerden kurtulmak için bunu talep ediyor. Dünyanın çoğu ülkesinde yasal olmasına rağmen ülkemizde kasten adam öldürme olarak tanımlanan bir suç ötenazi. Türkiye’de ise 1998 yılında yayınlanan Hasta Hakları Yönetmeliği’nin “Ötenazi Yasağı” başlıklı 13. maddesine göre, ötenazi yasaklanmış durumda. Söz konusu maddede şöyle deniliyor:

“Tıbbi gereklerden bahisle veya her ne suretle olursa olsun, hayat hakkından vazgeçilemez. Kendisinin veya bir başkasının talebi olsa dahi, kimsenin hayatına son verilemez.”

Belçika, çocuklara ötenazi hakkı tanıyan tek ülke. Dünyada Belçika dışında sadece Hollanda’da benzer bir düzenleme var. Ancak Hollanda, Belçika’nın aksine 12 yaşından küçük çocuklara bu hakkı tanımıyor. Belçika’da ötenazi yasasının genişletilerek çocuklara da ölme hakkı tanınması uluslararası kamuoyunda tepkilere neden olmuştu. Hollanda’da 12 yaşından büyük çocuklar için de uygulanan ötenazi Kanada, ABD, Kolombiya Lüksemburg, Çin, İsviçre, Almanya Fransa İngiltere gibi pek çok yerde yaygınlaşmış durumda.

İsviçre’deki ötanazi kliniklerinden en ünlüsü Dignitas. Latince ‘onur’ anlamına gelen Dignitas, kurulduğundan bu yana yüzlerce kişinin ölüm hakkını kazanmasına yardımcı olmuş. Kliniğin şartlarına uygunsanız eğer bu işlemi gerçekleştirmek için de 8 bin doları gözden çıkarmanız gerekiyor. Başlangıçta bir klinik halinde hizmet veren Dignitas, komşuların sürekli çıkan cenazelerden etkilenmesi nedeniyle mobil hizmet veren bir kuruluşa dönüşmüş.

Kanada’da ağır durumda hasta olan ve kendine bakamayan kişiler için ötenazi hakkı tanındı. Ötenazi yaptırmak isteyen kişinin hastalığının ölümcül olması şartı da yok. Mahkeme kararıyla akli dengesi yerinde tüm yetişkinler bu haktan yararlanmaya başlamışlar.

Ötenazi temelde 2 şekilde işleyen bir uygulamadır.

Birincisi “Pasif Ötenazi” olarak adlandırılır.

Hastanın sürekli komada kalması durumunda cihazlara ve makinelere bağlı yaşayarak sürdürmesi sonucunda, hasta yakınlarının ve ailesinin ya da kendisinin izni alınarak hastanın hayatını sürdürdüğü makina cihazlarının durdurulması sonucunda hastalığın ölümle sonuçlanmasına dayalı olaylar dizisidir.

Bir diğer ise “Aktif Ötenazi”dir.

Hastanın ölümcül bir hastalığa yakalanmasıyla sürekli acı içerisinde olan hastanın kurtuluş yolu yoksa ve doktor tarafından hastaya yüksek dozda morfin veya potasyum klorit verilir, böylece acısız ve kolay bir şekilde hastanın ölümü gerçekleşir.

İslam dinindeki yerine dönecek olursak eğer, Dinayet İşleri Başkanlığı hastanın eski haline dönemeyeceğinden emin olunan durumlarda yaşam destek ünitesinin çekilmesinin uygunluğundan bahsederek aslında pasif ötenaziye destek veriyor.

Ötenazinin değişik bir dalı sayabileceğimiz DNR’a değinerek bitirelim yazıyı.

DNR yani “Do Not Resuscitate” hastaya, büyük bir kaza, ameliyat vb. ölüm riskiyle karşılaşıldığı noktada ölüm hakkı veren yazılı belgedir aslında. Yani daha açıklayıcı olmak gerekirse siz şu an gayet güzel bir yaşam sürüp sağlıkla hayatınıza devam ediyorsunuz ama başınıza bir şey gelmesi halinde her şey orada bitsin, bunu çok da zorlamayalım demek istiyorsanız bu belgeyi imzalayarak hak kazanmış oluyorsunuz.

İmza işleminden sonra ise takı sever biriyseniz size verilen DNR bilekliğini ya da kolyesini takıyorsunuz. “Ben sürekli takı takamam canım” diyorsanız DNR dövmenizi yaptırıp hayatınıza kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

 

Ülkemizde bu prosedür genelde bilinmeyip doktorların inisiyatifine bırakılmış durumda. Çok yaşlı ya da uzun süre oksijensiz kalmış ve boğulma sonucu hastaneye getirilmiş hastalarda aile rızası alınarak bu karar verilebilmekte.

Birçoğumuz dünyanın nimetlerinden olabildiğince uzun süre faydalanmak istemekte ve eski çağlardan beri simyacılardan tıp ilmiyle uğraşanlara dek ölümsüzlük arayışında olsak da, bu yaşamı istediğimiz yerde bitirebilme lüksü hepimizin hakkı olmalıdır bence.

Kaynaklar;

http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-37395462

http://www.prizmahukuk.com/files/Otenazi.pdf

http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2008-78-453