“Yalnızlığından kendine bir kalabalık yarat!”

 (In solis sis tibi turba locis) − Tibullus

Tüm dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs Pandemisi, belki de modern zamanlarda ilk kez bu denli sert bir şekilde, insansoyunu evlerine dönmeleri konusunda ikâz etti. Ayrıca bu; yalnız başına, izole ve asosyal bir yaşam pratiği –demek o ki esası kavranamamış münzevîlik− için de bir zorlama sayılırdı. Her ne kadar insansoyu bütün çağlarda büyük salgınlarla mücadele etmek zorunda kalmışsa da –sözgelimi Ortaçağ’daki Justinianus Veba Salgını, Kara Ölüm, 19. Yüzyıl Kolera Pandemileri ya da yüz yıl evvelki, Max Weber, Guillaume Apollinaire, Gustav Klimt gibi pek çok düşünür, şâir ve sanatçıyla birlikte on milyonlarca insanın ölümüne yol açan İspanyol Gribi−; ilk kez bizi yaşam pratiğimizi köktenci bir şekilde değiştirmeye davet bir salgınla karşı karşıya olabiliriz – ve öngörülebilir şekilde öyleyiz. Hepsi birbirine entegre bir yığın sosyal ağ ve ilişkiler bütünü; yani yüzyıllar boyu örülmüş olan her açıdan “kullanışlı” bu devasa yapı, bugünden sonra her türden soruşturmaya ve yıkıma açık hâle geldi. Avrupa’dan Amerika’ya Asya’dan Avustralya’ya; insanlar evlerine, kendi-başınalıklarına hapsoldular. Kabul etmek gerekse, bu bazıları için keyifli ve esin verici bile sayılabilirdi; çünkü onlar ilk kez kendi kaygıları, kendi korkuları, kendi tasaları ile baş başa kaldıklarında, bunun büyük bir keşfin ilk adımı olacağını anladılar. Pekâlâ bu içinde bulunduğumuz, yalnızca bedensel bir izolasyon hâli mi? Ve bu mecburi eve hapsolma, bize felsefî ve tarihsel bir pencere aralayabilir mi?

1831 Berlin Kolera Salgını’ndan kaçarak bir başka Alman kenti olan Frankfurt’a yerleşen Arthur Schopenhauer (ki bahsi geçen salgında G. W. F. Hegel Berlin’de kalarak ölmüştü), bundan sonraki yaşamını –yani 1860 yılına kadar− burada geçirmişti. Onun yaşamöyküsü ve felsefesi, bugün içinde bulunduğumuz ev hapsini (çoğu yerde gönüllü bir hapistir bu), felsefî bir lükse dönüştürebilir niteliktedir. Onun felsefesi ilk başta “karamsar” bir dünya tasarımına dayanır. Her şeyin genel ilkesi ve harekete geçirici motivasyonu olan İstenç (Wille), özü gereği kör, usdışı ve doyumsuzdur ve insanı ihtirasa sürükler. Bu ihtiras da insanda can sıkıntısına, ızdırap ve boşluk hissine yol açacaktır. Buradan kurtuluşun tek yolu ise bir nevi “etik kaçış”tır. Yani can sıkıntısı, ızdırap ve boşluk hissi yaratan İstenç’i törpülemek ve köreltmek, onun sesini kesmek ve ona büsbütün yüz çevirmek… Bu da açıkça münzevî bir yaşam pratiğini işaret etmektedir ki, ancak böylece dünyadan ve dünya zevklerinden el-etek çekilebilir ve ancak bu yolla huzura erilebilir. Gelgelelim Arthur Schopenhauer’un yaşam pratiği bu felsefî yaklaşımın eleştirilebilir seviyede uzağında görünse de (ki çağdaşı ve ardılı birçok filozof onu bu yönde eleştirdi); yine de onun, özellikle yaşamının son yirmi yedi yılında, yalnız başına –elbette köpek dostlarıyla birlikte−, çoğu zaman evde ve pek de devingen olmayan pratiği esin verici sayılabilir.

Gelgelelim, modern zamanlar “kalabalıklar içinde bir kimse” olmayı, kimsenin birbirine söylemediği bir erdemmişçesine örgütleye ve kutsayadursun; Doğa böylesi bir akını püskürtmekte her zaman kararlı davrandı. Büyük salgınlar, paradigma değiştiren depremler, yanardağ patlamaları, seller ve pek çoğu daha… İnsansoyu bir araya geldiğinde Doğa için büyük bir tehlike arz ediyorken, yalnız-başına insan, Doğa için ve tarih için üretici bir güç hâline geliyor. Herkes kendisine çevrelediği alan içerisinde en yaratıcı varlığını kuruyor: Ama modern zamanların aradığı üretici güç değil, birlikte, bir arada, kalabalık ve gözü dönmüşçesine tüketici güç. Herkes birbirinin İstenç’i üzerine çıkmaya çalışırken, önüne gelen her şeyi tüketmekte ve yok etmekte asla ama asla tereddüt etmiyor. Lâkin şu son hâlde, kalabalıklar dağıldı, insanlar kendi-başınalıklarına dönmek zorunda kaldı ve şimdi evlerinde ne yapabileceklerini öğrenmeye çalışıyorlar – işte şurada bir kitaplık, şurada biraz müzik, şurada da belki birkaç saat hiçbir şey… Modern insan belki de ilk kez bununla sınanıyor ve bu sınama, eninde sonunda “ev” ile olan ilişkimizi köktenci şekilde değiştirecek ve modern çağın büyülü biraradalığı yerini tuhaf bir dağınıklığa bırakıverecek.

2020 senesinin ilk ayları: Evlerinizde kalmaya devam edin. Evinize ısının. Üretin. Ve yeni dünya için seyirci değil, kurucu olun.