“Rumelihisarı’nın kuleleri Osmanlı askerî mimarisinin en görkemli ürünleridir.”
                                                                                   – Doğan Kuban

 

Bugün 15 milyon insanı içinde barındıran metropol kent İstanbul olmasaydı Türkiye’nin kalbi hangi şehir olurdu sizce? Peki bu şehirlerden hangisi İstanbul’un taşıdığı kültürel niteliği taşıyabilirdi? Kim bilir, belki İstanbul’dan daha güzeli olurdu. Fakat İstanbul kenti uzun yıllar boyunca birçok devlet yöneticisinin göz bebeği olmuş ve fethetmek istediği bir kent olmuştur.
Orta Çağ’ın mimarisine duyduğum özel ilgiden ötürü İstanbul’un belki de en sevdiğim ve İstanbul’un mimari dokudaki çeşitliliğinde büyük rolü oynayan Anadoluhisarı ve Rumelihisarı üzerine konuşacağız bugün. Türkiye topraklarında çok sık rastlayamayacağımız bu yapı türünün en güzel örnekleri İstanbul’da aslında. Kalelerin ve hisarların mimarisini her zaman sevmişimdir, içe dönük bir mimariye sahiptir bu yapılar ve bu içe dönük hâl bana güvende hissetmeyi anımsatmıştır her zaman. Mesela çocukken etrafa sandalyeler dizdikten sonra her yeri örtü ile örterek içine oturduğumuzda hissettiğimiz güvende ve huzurlu his gibi.

Anadoluhisarı

Anadoluhisarı ya da bir diğer adıyla Güzelcehisar, Neşri’nin anlatımına göre 1395’te inşa edilmiştir. Hisarı çevreleyen kısa boyutlu surlara “hisar peçesi” adı verilir ve bu kısımlar İstanbul kentinin fethinden hemen önce, Rumelihisarı’nın yapıldığı dönemde eklenmiştir. Ülkemizin ileri gelen sanat tarihçilerinden biri olan Doğan Kuban; bu yapının bir savunma aracı olarak kullanımını destekleyen görüşlere kıyasla, geleceğe dönük bir yatırım olarak inşa edilme ihtimalini gündeme getirir. Doğan Kuban hisarı şu şekilde tanımlamıştır:

“O sırada kıyıları dolmamış olan Göksu üzerinde ve güneyinde Boğaz’a dayalı büyük bir kaya çıkıntısı üzerine inşa edilmiş hisar düzgün bir iç kule ve onu çevreleyen, üzerine oturduğu kayanın biçimine kesinlikle uyan, adeta onunla bütünleşen bir çevre duvarından oluşmaktadır. Ve bu tür hisarlar için karakteristik olan bir tutumla iç kule bir kenarı ile hisar duvarıyla bitişmiştir.”

Rumelihisarı

Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılan Anadoluhisarı gelecek için bir yatırım olsa da olmasa da, II. Mehmed’in böyle bir inşa eylemini fetih için avantaja dönüştürecek vizyona sahip birisi olduğunu kabul etmek gerekir. Bu avantajı da, Anadolu Hisarı’nın tam karşısına yani Boğaz’ın en dar yerine Rumelihisarı’nı inşa ettirerek değerlendirmiştir. Rumelihisarı’nın inşası 1451 – 52 yıllarının kış ayında başlamış ve fetihten kısa bir süre önce bitirilmiş. Yapının ilk inşa edilen kulesi kıyıdaki kule yani Çandarlı Halil Paşa kulesi olmuştur. Hisar aslında topografik olarak tasarlanmış yani herhangi bir plana değil, tamamen topografyaya uyum sağlayacak şekilde tasarlanmış. Güneybatı’daki en yüksek kule Zağanos Paşa kulesidir, kuzeydoğudaki kule ise Saruca Paşa sorumluluğunda yapılmıştır. Doğan Kuban Rumelihisarı’nın kulelerini Osmanlı askeri mimarisinin en görkemli ürünleri olarak tanımlamıştır.

Rumelihisarı

Savunma yapılarının masif havası yapıların işlevini de simgesel olarak yansıtan bir şeydir. Öyle ki, Rumelihisarı’ndaki kulelerin duvar kalınlıkları 5.50 ile 7 metre arasında değişiklik gösteriyor. Zağanos Paşa kulesinde en üst kat bir tuğla kubbe ile örtülüyken kulelerin özgün hallerinde konik külahlı oldukları biliniyor fakat bu üst örtü yapıları19. yüzyıl ortalarında giderek ortadan kalkmıştır.

Rumelihisarı

İstanbul’un fetih öncesindeki mimari dokusunun 1204 – 1261 arası süren Latin İstilası nedeniyle oldukça zarar görmüş olduğunu söylemek yanlış olmaz. Kimi yazarlara göre Fatih’in ele geçirdiği İstanbul, Bizans’ın görkemli şehri olma niteliğini zaten yitirmişti. Fakat Fatih’in kenti canlandırmak için geliştirdiği politikalar ile kent küllerinden yeniden doğmuştu. Bugün o yollarda yürürken şöyle dönüp bir bakmalıyız ne kadar da yaşlı bir kentin topraklarında yürüdüğümüze. Çünkü İstanbul, Türkiye’nin anka kuşudur.

1996’da Antalya’da doğdu. İlk kez “Büyüyünce ne olacaksın?” dediklerinde “Yazar!” diye cevap verdi, o günden sonra verdiği bu cevap da hiç değişmedi. Sanatla iç içe büyüdü, sanatçı olmak istedi. Sanatçı olamayınca, sanat tarihçisi olmak istedi. Şu anda Akdeniz Üniversitesi’nde Sanat Tarihi eğitimi alıyor ve elinden geldikçe yazmaya gayret gösteriyor.