Bir vardı bir yoktu. Az gittik uz gittik ama hep düz gittik. Uzak ülkenin bilinmeyen diyarlarına yolculuk yaptık. Sonunda Kurbağa Prens yakışıklı; Külkedisi mesut oldu. Pamuk Prenses de onlardan geri kalmadı. Mutlu sonlar hiç eksik olmazdı masallardan; bir de bazı rüyalardan.

Hayatın gizemlerine farklı bir kapı aralayan uzak diyarlardan öğreneceklerimiz oldukça fazla. Derinlemesine incelenen masallara bakıldığında sadece çocuklara hitap etmediğini görmek olası. Rapunzel’i küçük bir çocuğa anlattığınızda ve çocuk artık bu masalı öğrendiğinde aklında sadece Rapunzel’in uzun saçları mı kalacak? Yoksa buradaki amaç, içine gizlenen mesajları onun zihnine yerleştirmek mi olacak? Masallarda verilen iyi ve kötü karakterin çatışması, olay örgüsü içinde geçen yardımcı karakterler, kötü bir sona yaklaşırken iyilerin daima kazanacağı inancıyla mutlu sona evrilmesi masalların klasik kalıpları. Çocukların uyumadan önce heyecanla sonunu duymayı bekledikleri binbir çeşit masallar, bize bir anlayışı iletirken aynı zamanda bir kültürü de aşılamıyor mu? Onlardan öğrenmiyor muyduk tarihi birçok mevzuyu? Bir masalı dinlerken dünyaya pembe gözlükle bakan bir göz açılıyor olabilir; fakat farklı pencereler keşfettiğimizi de unutmamak gerekir.

Kısacası, masallarla uyutulduk. Anne, anneanne, dede sesinden. Sonra yerleşti zihinlerimizin odacıklarına. Fark etmedik. Amaç uyutulmak mıydı yoksa derin uykularımızdan uyandırılmak mıydı tartışılır. Çünkü hiçbir masal boşa yazılmadı. ‘İyilik kazanacak’ mıydı verilmek istenen tek mesaj? İyilik kazanırken daha neler neler olacaktı? Öğrenecektik. Bilinçsizce. Bu da öğrenmenin bir yoluydu. Ve öyle de oldu.