Tüm siyasi ve dini ideolojiler bir kenara bırakıldığında; dünya üzerinde ‘yaşam’ın sonsuzluğa uzanan varlığı hissedilmeye başlandığından bu yana, Anadolu toprakları üzerinden gelip geçen ya da bu topraklar üzerinde varlığını sürdüren uygarlıkların her birinin sonraki nesillere bıraktığı yüklü mirasın güzellikleri keşfedilebilir.

Bazı insanların aklında hala mimarlığın nasıl sanat alanına girdiğine dair sorular var. Birçok sanat alanı gibi ihtiyaçtan doğmuş bir sanat kolu olan mimari, sanatçının ve toplumun ideolojisiyle harmanlanarak bir tipoloji yaratmış. Bu tipolojiler coğrafyalar arası farklılaşmakla beraber bunun getirisi olarak iklim koşullarına, toplumun sosyolojik olgularına, malzeme teminine göre de değişiklikler gösterirler. Elde edilen malzemelerle salt bir yapı inşa etmek barınma ihtiyacını karşılayan bir eylemdir fakat mimar bu yapının inşasında, insanın algısını yönlendiren estetik ögelerle yapıyı donatarak o yapıyı bir sanat eseri haline getirmek ve o yapıyı nitelikli kılmakla beraber yapının kişiler tarafından benimsenmesini sağlar. Bu durumda mimar, bir ressam edasıyla algısı dahilindeki estetik unsurları yapıya işlemeye çalışır. Bu da mimariyi, sanatın uçsuz bucaksız kollarına teslim eden özelliklerden biridir.

Bu bilgiler ışığında Türkler’in ana yurdu olarak kabul gören Orta Asya’da sahip olduğu mimari çehre ile Anadolu periferinde gelişen mimari tipoloji arasındaki farklılıklar göz önünde bulundurulmalıdır. Türkler Anadolu topraklarına geldiklerinde, burada zaten yerleşim süren farklı topluluklar ile kendi sahip olduğu gelenekleri harmanlayarak ortaya heterojen, yeni bir olgu çıkartmışlar.  Ortaya çıkan bu olgu dahilinde Anadolu’da yerleşim sürmeye başlayan Türkler kendilerine özgü olan fakat kaynağını çeşitli etkileşimlerden alan bir sanat üretimi sağlamışlar.

Bu yeni dosya konumuzda, Anadolu’nun mimari kimliğini oluşturan yapılarla geçmişe doğru yolculuğa sürükleyeceğiz sizleri. ‘Anadolu’nun Mimarlık Dili‘ dosyamızda yalnızca Türkler’in bu topraklardaki mimari yapılarını değil, Türkler’in öncesinde bu topraklarda hüküm sürmüş uygarlıkların da bıraktığı kültürel mirasları keşfe çıkacağız.

Anadolu’da gelişen sanatın izini sürmek, insanlığın geliştirdiği ‘Sanat’ kavramının kaynağının izini sürmekle eş değer sayılır çünkü yüzyıllardır Anadolu toprakları birçok uygarlığın durak noktası olmuş. Gelin, varlığını sürdürmek için bu topraklara sıkı sıkıya tutunan bu yapıları hep beraber keşfe çıkalım, hala şansımız varken…