Sevgili Üstat Sabahattin Ali,

Üniversitedeyken final sınavı sorularımdan biri sendin. Yok yok hayır, öyle edebi kişiliğin, üslubun, biyografin ya da bir kitap özetin falan sorulmadı sınavda. Ders esnasında çok sevgili hocam en sevdiği yazarın sen olduğunu söylemişti ve eklemişti “Bu bilgiyi sınavda sorarım!”

Gerçekten dediği gibi de yaptı. Hatırlayabildiğim kadarıyla son sınıftaydım. Soru aynen şu şekildeydi:

“Bu dersi veren hocanın en sevdiği yazar kimdir?”

Yanıt: Sabahattin Ali.

Biz Arsız Sanat Edebiyat Bölümü olarak seni şubat ayı dosya konumuz yaptık.

Çünkü şubat ayında doğdun. 25 Şubat 1907’de. Ve sen, kalemi eline aldığın o andan bu yana sadece benim hocamın değil pek çok insanın en sevdiği yazar oldun.

Nisan 1948’deyse kıydılar sana. Kıydılar diyorum çünkü katlin, hala kanayan yaramız. Hala biyografini okurken içimiz acıyor, bir “Ah!” çekiyoruz.

Önümüzdeki nisan ayları bize ne getirecek pek bilmiyoruz. Sadece seni hayatını kaybettiğin ay değil, doğduğun ay anmak istedik. Ölümünü kabullenemeyişimizden aslında tek sebep.

Şimdi sen, yuvarlak çerçeveli gözlüklerinin ardından, umut dolu gözlerinle, tertemiz kalbinle oralarda bir yerlerde bize gülümsüyorsun biliyoruz. Ve şunu bil istiyoruz:

İçimizde şeytan yok.

İçimizde aciz yok.

Tembel değiliz. Kimi zaman iradesiziz belki ama bilgisiz hiç değiliz.

Ve en önemlisi,

Hakikatleri görmekten kaçmıyoruz.

Seni layığıyla anabilmiş olmak dileğiyle…

Saygıyla.