Timur Acımış ile konuşurken, Dikran’ın sesiyle irkildim bir an :

“Tutku nedir bilirsiniz? Bence tutkun olmak lazım bir şeylere… Denize, gemilere, tayyarelere belki de bir böceğe. Bence insanı insan yapan öğrenme kabiliyeti değil, tutkusu. Sıradan bir şeyden değil, vahşice bir tutkudan bahsediyorum. Tutku, ölümü yok sayan bir histir…” (1)

Aşk gibi bir tutkuyla bağlıydı tiyatroya, aşktan da öte bir tutkuydu bu, hiç kuşkusuz. Çocukken karar kılmıştı oyunculukta. Ama koşullar, dayatılan yaşamlar vardı önünde. Engeller vardı ve kim bilir hangi ruh sarsıntıları, onulmaz düş kırıklıkları… Vazgeçmese de, erteledi. Sustu, yutkundu her defasında. Tutkuyla alaşımladığı hayallerini gerçekleştirmek için sabırla direnmesi, bir yerden başlaması gerektiğininin farkındaydı çünkü. Dahası ‘Hayalet antre’lerde sıkışmaktan korkuyordu en çok.

“Hayalet Antre’yi duydunuz? Oyunsuz kalan oyuncular sahneye çıkmak için olur olmaz yerlerde öyle beklerler…” (2)

Konuşurken gözbebeklerinden geçen ışık çakımlarını ayrımsıyorum. Belleğinde nakışlanmış anıları, geleceğe dönük planlarını öyle heyecanla anlatıyor ki, araya girmek, bölmek istemiyorum. Gönlüm elvermiyor.

Kırklı yaşların tam da ortasında, hani o kasırgalı, imbatlı, medcezirli zamanların birinde, yüreği ile beyni arasında heyecanla koşup duran çocuğa kulak verdiğinden bahsediyor. Aslında nice kararsızlıklar, kuşkular yaşamış başlangıçta. ‘Acaba’lar, bir dizi ‘ya sonra’lar, ‘elalem ne der’ler geçmiş aklından. Denersem, ne kaybederim demiş, ilerde pişman olmaktansa, yüreğinden geçen sese kulak vermiş. Yüzünü rüzgara dönmüş. Hayatını ve hayatlarımızı duyarlıkla bilemek, her ne olursa olsun sahnede olmak için mücadeleye hazır hissetmiş kendini. Hem de hiç olmadığı kadar.

Ve Timur Acımış’ın öyküsü işte tam da bu noktada başlamış.

Rekin Teksoy’un “Rosa Luxemburg” oyunundan bir replik geldi şimdi aklıma:

“Niçin kavramı yaşamın bütününü açıklayan bir kavram değil. Dünyada niçin mavi kafalı arıkuşları var? Bilmiyorum. Ama onların varlığı bana sevinç veriyor. Ve uzaktan gelen seslerini, bir yaşama sevinci olarak algılıyorum.”

Timur Acımış o arıkuşlarından biri aslında. Ve bu defa ‘varlığı sevinç veren’ bir arıkuşu ile röportajım.

Pınar Çekirge: Kırklı yaşlarda oyunculuk ve kamera önü eğitimi almak nereden geldi aklına?

Timur Acımış: Aslında tamamen tesadüf oldu diyebilirim. Biraz da ‘çekim yasası’  diyelim. İletişimi hep yaşam kaynağı olarak hissettim ve genelde yaptığım işlerin ana kaynağı hep insan ve sıcak iletişim olmuştu. Bir diğer ifadeyle, tanıdığım veya tanımadığım kişiler ile iletişim için de olmak bana yaşam ve nefes almam için hep kaynak oldu. Şu anki bulunduğum ortamın da, bu duruma çok yakın olduğunu düşünüyorum. Dahası hep bir üslup adamı olmaya çalıştım. Kabalığa, genelgeçere, sığlığa, ucuz şöhrete gönül indirmedim.

Pınar Çekirge: Ayla Algan’dan ders almak, onun öğrencisi olmak nasıl bir duyguydu? Ayla Algan nasıl bir öğretmen?

Timur Acımış: Tarif edecek kelime bulmakta zorlanacağım bir soru olduğunu, düşünüyorum. Ama muhteşem bir duygu harikulade bir deneyim oldu, Ayla Algan’dan birebir ders almak. Hiç ayrılmak istemediğim anlar yaşadım, diyebilirim. Neredeyse sabahlara kadar onun anılarını, sahne heyecanlarını, tiyatroyu,  sinemayı, davetlerini, yaşanmışlıklarını, sahne arkası heyecanlarını, müziği kısacası her şeyi hiç sıkılmadan dinlediğim anlar yaşattı bana. Tabii, önemlisi de kamera önü için bana katmış oldukları. Bu alandaki ‘en’lerden ve’ ilk’lerden biri muhteşem bir eğitmen çünkü. Talebesini sahiplenen, koruyan, halen öğrenmeye açık ve samimi bir öğretmen… Bana adeta yeni bir hayat biçti, diyebilirim. Her dersinde sil baştan yeni bir dünya kurmamı sağladı. Kafamda şekillenen sorulara ait yanıtların hepsini, belki de ilk kez, birdenbire onun bir cümlesinde, bir bakışında buluverdim.

Pınar Çekirge: Bildiğim kadarıyla dersler haftada iki gün ve saatlerce sürüyor. Yorulduğun, ne işim var burada dediğin, vazgeçer gibi olduğun anlar oldu mu?

Timur Acımış: Hayır, hiç olmadı hatta derslere erkenden gidiyordum ve hiçbir dersi kaçırmadan heyecan ile dinledim.

Pınar Çekirge: Oyunculuk ve kamera önü eğitimine başlaman, yadırgandı mı yakın çevrende? Hani, kırk yaşından sonra saz çalmaya başlanılmaz, hazanda bülbül ötmez, derler ya…

Timur Acımış: Aslında kulağıma gelmedi değil, bu konuda kimin ne söylediğine değil, ne istediğime bakarım hep. Ayrıca keşkeleri hiç sevmem karşıma böyle bir fırsat çıktı ve ben de değerlendirmek istedim.

Pınar Çekirge: Bir süredir sanatçı menajerliği yapıyorsun. Müzikle daha yakın temas halindeyken, oyunculuğa yelken açmak, zorluklar yaratacak mı hayatında?

Timur Acımış: Evet, aslında menajerlik yaparken gelen teklifler ile oyunculuğu denemeye başladım. Müzik ile daha önceden de iletişim içinde olduğum bir gerçek. Adana’da yaşadığım dönemlerde Adana’nın Sesi Musiki Cemiyeti  ve Adana Belediye Konservatuvarında uzun süren kolistlik ve solistlik yaptım. Müziği çok seviyorum ve arka plandan bu işlerin yönetimi ile uğraşmayı, planlı çalışmayı ve yoğun çalışmayı seviyorum, bu konuda bana sıkıntı olacağını düşünmüyorum. İhtiyaç durumunda dışarıdan da organizasyon konusunda, destek de alıyorum.

Pınar Çekirge: Televizyon mu, tiyatro mu öncelikli tercihin?

Timur Acımış: Televizyon ama Ayla hocamdan sonra şu an tiyatro diyorum ve güzel bir kadroda, iyi bir projede yer almayı çok istiyorum.

Pınar Çekirge: Yaşar kılmayı hayal ettiğin karakter ya da karakterleri sorsam….

Timur Acımış: Olmaz mı! Mesela, “Yaprak Dökümü”ndeki aile babası. Artık sıkça dizileri seyretmeye ve takip etmeye başladığım için kendimi bazen rollerin içinde hissederek seyrediyorum. “Yasak Elma ” adlı dizide Talat Bulut’un rolünde kendimi hissediyorum. Zannediyorum duruşumdan ve yaşam şeklimden dolayı biraz ağır adam rollerini seviyorum ve kendime daha bir yakın hissediyorum.

Pınar Çekirge: Hiç kolay olmayan bir meslek oyunculuk… Gecesi gündüzü olmayan, sürekli çalışmayı, öğrenmeyi gerektiren… Göze alabiliyor musun bütün bunları?

Timur Acımış: Evet, kesinlikle bu konuda haklısın asıl ilgilendiğim işim menajerlik de bu şekilde ama sıkıntı görmüyorum. Ben varım umarım uygun projeler de benim için vardır.

Pınar Çekirge: Önceki yıllarda kamera önü deneyimin oldu. Birkaç dizide küçük roller üstlendin, biraz o deneyimlerinden konuşsak ?

Timur Acımış: İlk tecrübem TV8’de, “Üç Adam- Fazla Gurur Kalbe Vurur ” ile başladı. Yardımcı oyuncu olarak beş bölüm şirket müdürü rolünü aldım, aynı kadro ile “Tarihin Tozlu Sayfaları” skeçinde okul müdürü rolünü aldım. Engin Vardar’ın kurmuş olduğu A Türk News kanalında “Medi Tames ” adlı sağlık programında doktor konuklarım oldu güncel sağlık konularında konuklarım ile  program sundum. FOX Tv’de “No:309” da Esnaf ve Oyuncakçı/Kitapçı  rolünde konuk oyuncu olarak iki bölüm yer aldım. SHOW TV’de “Meleklerin Aşk”ı ile konuk oyuncu olarak üç bölüm anlaştık fakat yayından kaldırıldığı için  bir bölüm hasta rolünde yardımcı oyuncu olarak  çekildi.. Sonra da Ayla Algan ile eğitimim başladı.

Pınar Çekirge: Gülriz Sururi şöyle demişti; “Tiyatro sizin yaşamınızdır ya da tiyatro yapmayacaksınız..” Ne dersin, tiyatro yaşamın olabilecek mi bundan sonra? Hazır mısın, dahası cesaretin var mı?

Timur Acımış: Halk arasında, espri olarak ‘’Tiyatro yapma ‘’ derler ya. Az önce de, söylediğim gibi, ben hazırım umarım benim için de tiyatroda bana uygun bir rol vardır. Tiyatro denen dünyanın için de benim için bir hayat vardır diye umut ediyorum.

Pınar Çekirge: Okuyor musun? Shakespeare, Taner, Moliere, Bilginer, Faydeau, Miller… Farklı karakterleri okuyarak inceliyor musun ?

Timur Acımış: Kesinlikle okuyorum. Hatta şu sıralar sinema ve tiyatro ile ilgili birçok şey okuyorum. K.Stanislavsk  Bir Aktör Hazırlanıyor/ Bir Karakter Yaratmak/Bir Rol Yaratmak, Eric Morris Rol Yapmayın Lütfen/ Fütursuz Oyunculuk, Stella Adler Aktörlük Sanatı, Michael Checkov Oyuncuya Oyuncunun Yolculuğu, Thomas Richar Fiziksel Eylemler Üzerine Çalışmak, Bertolt Brecht Oyun Sanatı ve Dekor Epik Tiyatro, Sonia Moare Stanislavski Yöntemleri El Kitabı, Özdemir Nutku Oyunculuk Tarihi/ Tiyatro Tarihi, Edward Dmytryk Sinemada Oyunculuk, Harika Uygur Bu Rol Senin, Eugenio Barba Oyuncunun Gizli Sanatı, Sevda Şener Yaşamın Kırılma Noktasında/ Dram Sanatı ve Aristoteles Poetika kitaplarını okuyorum. Yolun o kadar başındayım ki ve okunacak, öğrenecek o kadar çok şey var ki. Ama, kendimi geç kalmış hissetmiyorum.

Özgürlük benim için değerli bir kavram aslında ve  bu işi profesyonel olarak yapmaya başladığımda kendimi biraz daha özgür hissedeceğimden, kuşkum yok.

Rutkay Aziz’in dediği gibi, “Tiyatro tutkusu giderek hayata daha bir demokrat, daha bir özgürlükçü, daha barışçıl bakmamı sağladı,” Benim de.

Pınar Çekirge: Buğulu bir pencere camına ne yazardın?

Timur Acımış: Sanırım kendimi bildim bileli tek yazdığım ‘’özgürlük” sözcüğü olurdu.

Gün geceye akmaktaydı. Hava daha da alçalmış, yağmur giderek hızlanmıştı. Yılların demlediği hüzünler arasında, değildi artık. Çevresi ampullerle donanmış aynadaki tozu fark etti. Masa üstünde duran tekste uzandı yeniden. Sayfaları çevirmeye başladı.

(1,2) ” Hayal-i Temsil “Ahmet Sami Özbudak.