“Sahnede nasıl gerçek olunabilir? Benim yolculuğumu başlatan soru buydu.”

Can Kısaç: Eskişehir’den New York’a oradan tekrar Türkiye’ye. Bizler sizi iyi tanıyoruz ama bir de sizin gözünüzden kendi hayat yolculuğunuzu anlatabilir misiniz?

Deniz Erdem: Anadolu Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi son sınıftayken, mezun olduğumda kendimi bir bankada çalışırken hayal ettiğimde istediğim şeyin bu olmadığını ama korktuğum için kendimi mecbur hissettiğim şeyi yaptığımı fark ettim ve okulu bırakıp daha önce cesaret edemediğim konservatuvar sınavlarına girdim. Mezun olduktan sonra Eskişehir Şehir Tiyatroları’nda sekiz yıl boyunca hem sahne aldım hem de idareci olarak görev yaptım. Bu süreçte Ergin Orbey, Ahmet Mümtaz Taylan, İpek Bilgin, Yıldırım Fikret Urağ gibi isimlerle çalışma fırsatı buldum. Ayrıca İkinci Bahar, Aşkına Eşkıya, Yeni Baştan gibi dizilerde rol aldım.

Tüm bunlara rağmen oyuncu olarak kendimden memnun olmadığım için New York’a gidip Eric Morris Oyunculuk Metodu’nun resmi eğitmeni Anthony Vincent Bova ile çalıştım. 2012 yılından bugüne kadar da oyunculuk eğitmenliği ve oyuncu koçluğu yapıyorum.

Can Kısaç: Sanırım hikâyenizin kırılma anı ABD’ye gitme kararınız. Peki, nasıl oldu? Birçok usta isimle çalışma imkânı bulmuşken, hem oyunculuk hem idarecilik yapıyorken, sizi bu konfor alanından çıkartıp ABD’ye sürükleyen neydi?

Deniz Erdem: Konfor alanımdan çıkmak gerçekten çok zor oldu. Ama aklımdaki soru o kadar güçlüydü ki bütün risklerine rağmen beni harekete geçirdi: Sahnede nasıl gerçek olunabilir? Aklımdaki soru buydu. Eğitimim boyunca ve sonrasında sekiz yıllık profesyonel oyunculuk hayatımda kendimi oyuncu olarak hep yetersiz hissettim. Sonradan anladığım, sahnede görünmez olmaya çalıştığımdı. 80 Darbesi sürecinde ailece yaşadıklarımızla baş etme yolu olarak kendi gerçeğimle bağlantım kopmuştu. Sahnede dürüstçe kendim olamadığım için, saklanmaya çalışıyordum. Benim şu anda bir eğitmen olarak buna yorumum, kendi gerçeğini dürüstçe yaşayamayan biri, oynadığı bir karakteri de gerçekten var etmekte zorlanır. Hayatımda kendim için yaptığım en iyi şeylerden biri bu yolculuğa çıkmak oldu.

Can Kısaç: Peki o ilk an; “ Oldum galiba ben” dediğiniz anı hatırlıyor musunuz?

Deniz Erdem: Oldum değil ama, Anthony ile çalışmamızın sonlarına doğru sahnede “Evet, ben yetenekli biriyim aslında” dediğim bir an yaşadım. O günün sonrasında dönme kararı aldım zaten. Hatta çok ilginç oldu, döndüğümde kendi okuluma gittim eğitim vermek için. Bir sürü zorluk yaşadığım o salona girdim. İkinci sınıflara ders veriyorum. Bazıları çok rahat, kendini de yeteneğini de çok rahat ifade ediyor ama bazıları kapalı ve geride durmaya çalışıyor. Tıpkı benim eski halim gibi… Orada bana benzeyen birinin açılmasına yardım ettim. Ondaki değişimi görmek benim için bir sayfayı kapatmak gibiydi; geçmişe selam göndermek gibi. Ben Eskişehir’e bir çemberi kapatmak için dönmüşüm meğer. O yaştaki halime “Bak ben büyüdüm ve artık her şey değişti” dedim. Artık oyunculuk eğitmeniyim. Çok manidar ve komik aslında. O zaman hayal bile edemezdim.

 “Engeller insana alternatif yollar öğretiyor.”

Can Kısaç: Eğitmenlikle beraber oyuncu koçluğu da yapıyorsunuz. Koçluk kavramına ülke olarak yeni alıştık. Peki, oyuncu koçu tam olarak ne yapar?

Deniz Erdem: Oyuncu koçu, bir oyuncuyla farklı şekillerde çalışır. Bir oyuncunun karakteri var etmesi sürecinde onunla çalışabilir; oyuncuyu iyi tanıdığından, ona bir seçmede ya da bir rolde kendini göstermesine yardımcı olacak ipuçlarını verebilir; yaratım sürecinde tıkanmış ve kendi engellerine takılmış bir oyuncuya bunları aşmakta yardımcı olabilir. Dünyaca ünlü birçok aktör böyle çalışıyor. Mesela Anthony Hopkins ve Johnny Deep, benim eğitimini aldığım metodun yaratıcısı Eric Morris ile çalışıyor. Türkiye’de ise oyuncu koçluğu yer yer oyunculuk eğitmenliğiyle karıştırılıyor. Özellikle dizi sektöründe oyunculuk eğitimi almamış birine oyunculuk öğreten kişi gibi algılanıyor. Ama yeni yeni bunu anlayan ve rolü için oyuncu koçu ile çalışmaya başlayan profesyonel oyuncular da var.

Can Kısaç: Tanıdığımız isimler var mı?

Deniz Erdem: Kıvanç Tatlıtuğ var mesela. İpek Bilgin ile çalıştığını biliyorum. Ben de birkaç isimle çalıştım.

Can Kısaç: Özel olmayacaksa sizin çalıştığınız isimler arasında kimler var?

Deniz Erdem: Şebnem Sönmez, Defne Samyeli, Şebnem Dönmez, Tolgahan Sayışman, Rüzgar Aksoy gibi isimleri sayabilirim.

Can Kısaç: Oyunculuk, yöneticilik, eğitmenlik derken ardından girişimcilik geliyor ve 2017 yılında Deniz Erdem Studio’yu kuruyorsunuz. Deniz Erdem Studio çatısı altında neler yapıyorsunuz?

Deniz Erdem: Oyunculuk eğitimleri ve koçluk dışında Feldenkrais – Hareket Yoluyla Farkındalık Grup Dersleri ve Fonksiyonel Entegrasyon özel dersleri veriyorum. Ayrıca Can Bora ile yoga dersleri, Yiğit Değer Bengi ile Kurmaca Yazarlık ve Senaryo Atölyesi ve Hannah Heckhausen ile Sesi Özgürleştirmek gibi atölye çalışmaları düzenliyoruz. Amacım insanların yaratıcılıklarını ortaya çıkaracak, alanında yetkin eğitmenleri stüdyomuzda bir araya getirmek.

Can Kısaç: Feldenkrais eğitiminden biraz bahseder misiniz?

Deniz Erdem: Feldenkrais Metodu, Moshe Feldenkrais’ın dövüş sanatları, fizyoloji, psikoloji, anatomi ve nöroloji alanlarındaki deneyimlerinden yola çıkarak oluşturduğu, geçmişimizden gelen alışkanlıklarımızdan kurtulmamızı, yeni düşünme, hareket etme ve hissetme biçimleri geliştirmemizi sağlayan bir öğrenme sistemi. Hem özel seansla hem de grup dersleriyle öğretiliyor. Sadece oyunculukla ilgili değil, genel katılıma da açık.

Can Kısaç: Yeni projeler var mı?

Deniz Erdem: Eğitimlerin yanı sıra yavaş yavaş sanatsal üretime de yönelmek istiyorum. Bir oyunculuk laboratuvarı oluşturma fikrim var. Ayrıca benim dört yıl boyunca Hollanda’da aldığım 800 saatlik Uluslararası Feldenkrais Eğitmen Eğitimi’ni Türkiye’ye taşımak istiyorum.

Can Kısaç: Sahnede olmayı özlüyor musunuz?

Deniz Erdem: Aslında bugüne kadar özledim diyemem. Sadece geçtiğimiz günlerde Baba Sahne’ye bir oyun izlemeye gittim. Şevket Çoruh muhteşem bir sahne yapmış. İnsan orada sahneye çıkıp oyun oynamak istiyor.

Can Kısaç: Türkiye’de kadın olmak, üzerine bir de kadın oyuncu olmak. Sanat dünyasında da cinsiyet ayrımcılığı var mı? Son dönemde Hollywood taciz skandallarını da düşünürsek bizim sinema sektörümüz bu konuda masum mu, yoksa gelecekte biz de benzer haberler duyabilir miyiz?

Deniz Erdem: Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sanat dünyası erkeklerin egemenliğinde. Dolayısıyla yalnızca kadınlar değil, erkekler ve LGBT bireyler de cinsiyet ayrımcılığına maruz kalıyorlar. Bu durum, kadınlar ve LGBT bireyler için yazılan rollerin çeşitliliği ve derinliğinden setlerde yaşanan cinsel tacizlere ya da söz verildiği halde haklarının ihlal edilmesine kadar uzanan bir yelpazede kendini gösteriyor. Yönetmen tacizine maruz kaldığı için mesleğinden soğuyan oyuncular bile var.

Can Kısaç: Son olarak oyuncu olmak isteyen kardeşlerimiz, arkadaşlarımız var. Deniz Erdem onlara 5 maddede ne söylemek ister?

Deniz Erdem:

1)  Hayal Kurmaktan Vazgeçmeyin! Modern dünya hayalleri küçümsüyor, ama hayaller dünyayı değiştiriyor. Sadece sanatta değil, bilimde de bu böyle. Hayal kurmaktan vazgeçmeyin. Siz hayalinizi arıyorsanız, hayaliniz de bir yerlerde sizi arıyordur.

2)  Merak edin ve soru sorun! Hayata, kendinize, hatta oynadığınız karakterlere bile soru sorun. Soru sormak kendine yol bulmaktır.

3)  Ne istediğini tanımla! Oyuncu olarak ileride kendini nerede görüyorsun? İşini iyi yapan biri olmak mı istiyorsun, yoksa sadece ünlü olmak mı? Neden oyuncu olmak istediğini anla önce. Hayata oyuncu olarak sunmak istediğin, söylemek istediğin şey ne? Mesele ünlü olmak değil. Ünlü olmak bir sonuç.

4)  Sabırlı ve tutarlı ol! Oyuncu adaylarının en çok zorlandığı kısım sabretmek ve işler ters gittiğinde de tutkularını canlı tutabilmek. Unutma bu bir uzun mesafe koşusu.

5)  İhtiyaçlar hiyerarşisini unutma! İnsan kendini gerçekleştirebilmek için önce temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor olmalı. Gelirinizi sadece oyunculuğa bağlamayın. Maddi olarak bekleme gücünüz olmalı ki projeler konusunda seçici olabilin.