Türkiye’de 1990 sonrası Yeşilçam’dan kopmaya ve kendini şekillendirmeye başlayan Bağımsız Türkiye Sineması, 2000 sonrasında Reha Erdem, Zeki Demirkubuz, Derviş Zaim gibi usta yönetmenlerle asıl karakterini bulmaya başlamış hala da bulmaya devam etmektedir. Kuşkusuz bu yönetmenlerin başında Türkiye sinemasını ulusal ve uluslararası arenada birçok kez temsil etmiş olan Nuri Bilge Ceylan gelir. Bugün çok sürüncemeli bir süreç sonrası festivale dâhil olan ama olduktan sonra da yeri göğü inleten son filmi “Ahlat Ağacı”nı irdeleyeceğim.

“Ahlat Ağacı” NBC’nin son filmi. Nuri Bilge Ceylan yazarak hem kendimi hem de sizi yormamak adına yeni nesil kısaltması “NBC” ile devam edeceğim. NBC sineması Türkiye’de her zaman şahsına münhasır bir sinema olmuştur. Öyle ki “Koza” ile başlayan bu yolculukta yaptığı her filmle çeşitli festivallerde ödüller almış ve büyük festivallerde hep var olmuş bir yönetmendir. Fotoğrafçılık geleneğinden gelen NBC filmlerinde de bu geleneği bozmamış, adeta her biri ayrı fotoğraf karesi olan görüntüleri filmlerinde bizlere sunmuştur. Buna bağlı olarak da NBC filmlerinde her zaman görüntü ve estetik ön planda olmuştur. Derdini diyaloglarla değil de görüntüler ve imgelerle anlatma yolunu seçmiş, bu yolda ilerlerken de mükemmeliyetçi tavrını elinden bırakmamış, sanat kaygısından asla uzaklaşmayan ama aynı zamanda kendi içinden ve toplumdan kopmayan bir sinema anlayışına sahip olmuştur. “Üç Maymun” ile birlikte profesyonel oyuncularla çalışmaya başlayan NBC Türk sinemasına; Kasaba, Mayıs Sıkıntısı, Uzak, İklimler, Üç Maymun, Bir Zamanlar Anadolu’ da, Kış Uykusu gibi harikulade eserler bırakmıştır.

“Ahlat Ağacı”  NBC’nin “Altın Palmiye” sonrası ilk filmiydi. Hal böyle olunca da beklenti bir hayli yüksekti. Çünkü NBC sinemasının ivmesi hiç aşağı yönde gitmedi. Hep ileri yönü gösterdi. Bu filmden önce de Kış Uykusu’yla çıtayı çok yukarı koyması ile birlikte büyük beklenti içine girildi. Film çekimleri adeta bir sır gibi gerçekleştirildi. Cannes Film Festivali seçkisine dâhil edilme hikâyesi haber olana kadar film hakkında çok az şey biliniyordu. Cannes film seçkisine başta dâhil edilmeyen ama sonrasında dâhil edilip festivalin son günü son seansına gösterimi konması haber olmuştu. Gösterimi yapılan salonda 10 dakika alkışlanması üzerine hiç alakası yokken birden Altın Palmiye için iddialı bir konuma gelen film yine heyecanlandırdı bizi. Festivale kadar haberdar olmadığımız filmin gösterim tarihini de merak ettik. Fransa’da gösterim tarihi 30 Ağustos olarak açıklanmıştı. Türkiye gösterim tarihi de festival bitişinde açıklandı ve 1 Haziran’da vizyona girdi. Vizyona girmesi ile sinemaya giden NBC severler filmi çok beğendiklerini söylediler. Yazılarda methiyeler dizildi. Ee, tabii iyice heyecanlandık.

Filmin mutfağında NBC ve ekibi var, castında ise Aydın Doğu Demirkol, Hazar Ergüçlü, Murat Cemcir, Bennu Yıldırımlar gibi birçok oyuncuyu barındırıyor. Özellikle Doğu Demirkol ve Murat Cemcir’in performansları parlıyor. Sergiledikleri taşra insanı duruşunu ve tavrını sonuna kadar yansıtan, karakterin izleyiciye geçişinde en ufak bir aksamaya sebebiyet vermeyen kusursuz oyunculukları filmin en güçlü kısımlarından biri. Zor iki karakteri bu kadar güzel oynayan oyuncular, harika işler çıkarmışlar. Dediğim gibi bu filme kadar görüntüleri ile ön plana çıkan NBC sineması, bu filmde adeta ezber bozuyor. Senaryosu ve diyaloglarla ayakta kalan film, alışık olduğumuz NBC filmlerinden farklı. Görüntü ve sinematografik anlamda adeta deneysel bir iş olan “Ahlat Ağacı” , NBC sinemasında hareketli görüntülerin ve kameranın bu denli kullanıldığı ilk film. Acaba sinemasında bir dönem geçişi mi? Bunu şu an için bilemiyoruz ancak teknik hatalar ve bazı teknik eksikliklerle dolu film, bu zamana kadar kusursuzu hedefleyen NBC sinemasının görsel olarak yanına yaklaşamamış. Çok basit devam hataları ve aks atlamaları bilerek yapılmış olsa da yine de görüntü açısında izleyiciyi yoruyor. Bu hatalar silsilesini belki de bir dil oluşturmak ya da anlatıyı desteklemek için yapmış olsa da, dikkatten kaçmayan ve yorucu bir görüntü kirliliği yaratmış. Hiç işlenmemiş görüntü kullanımı ile “amacı ne” acaba diye sorgulatsa da NBC sinemasında bazı hayalleri de gerçekleştiriyor. “NBC sinemasında drone” isimli bir tez konusu doğurabilecek derece drone kullanılmış. Ayrıca NBC’nin kurgusundaki hataları da gördüğümüzde aslında bu tip kamera hareketlerine ne kadar alışık olmadığını görüyoruz. Bu görüntüsel aksaklıklar filmin bazı kısımlarında bizi hikâyenin dışına atıyor. Filmin son 40 dakikasında ise film kendini toparlıyor ve eski NBC filmlerinin formlarına tamamen olmasa da dönüyor. Teknik olarak çok iç açıcı bir film değil. Ayrıca NBC’nin “mükemmel görüntü” tutumuna da uzak ve ters. Bu filmden sonra bu teknikleri kullanmayı tekrar tercih eder mi? Bilemiyorum. Cannes Film Festivali’nde de adaylar içerisinde zayıf bir noktada olmasının da sebebi bunlar olabilir.

Tabii filmin asıl önemli ve üzerine konuşulması gereken kısmı senaryosu. Ahlat Ağacı teknik ayrıntıların yanında senaryo açısından da NBC sinemasında ayrı bir noktada duruyor. Tamamen diyalogların üzerine kurulmuş olan film, görüntüdeki aksaklıkları unutmamızı sağlayacak kadar güçlü ve derdini, mesajını iletmekte direten bir senaryoya sahip. NBC sinemasında karakterin baktığı yönün, gözlerinin, duruşunun, sigara içişinin bir imgesel anlamı vardır. Acaba diyalogların çok olduğu bir NBC filmi nasıl olurdu sorusu yıllarca kafamızı kurcalarken, bu film bu sorunun cevabı niteliğinde. Sinema görsel bir sanat olduğundan diyalogların sinemanın gücünü zayıflattığı düşünülür. NBC de yıllarca bu görüşü benimsedi. Her zaman bize imgeleriyle bir şeyleri anlattı ama gösterge bilimin çıkmasının sebeplerinden olan “imgeler öznel anlamlarla anlamlanabilir” tavrı ile hiçbir zaman net olamamıştı. Ahlat Ağacı yönetmenin adeta hayatının her evresinden, sıkıntılarından, yaşadığı topluma karşı duruşundan, birçok büyük anlatı ile ilgili düşüncelerinden, aile kavramına kadar birçok şeyle ilgili net bir şekilde çığlığı niteliğinde.

Sinan karakteri aracılığıyla, taşra kültürü ile şehir kültürü arasında sıkışmışlığı, taşradan kopuş ile birlikte aidiyet duygusunun kayboluşu, kuşaklar arası karmaşayı çok iyi şekilde seyirciye aktaran diyaloglarıyla akıcılığını hiç kaybetmeyen bir film olmuş. Diyaloglarda belki fazla didaktiklik eleştirilebilir ama sonuçta NBC kendine bir dert edinmiş ve bunun için de birçok referans kullanarak o derdi anlatmaya çalışmış. Sarkmayan ve geçişler arasında herhangi bir kopukluk barındırmayan film, adeta domino taşı gibi dizilmiş mükemmel diyaloglarıyla NBC’nin ustalık eseri. Aynı konu içinde epizotlar içinde ilerleyen film Sinan’ın her karakterle karşılaşmasında ayrı bir konuya daha doğrusu derde evriliyor. Yazarla konuşması taşra ve edebiyatla ilgili soru işaretlerine, imamla konuşması din ve inanç hakkındaki görüşlerine, anneyle konuşması aile içi ilişkilerine, Ceylan ile ağaç altındaki konuşması zorunlu yapılan tercihlere… Her karakter ile baltayı vurması gereken yere vuran yönetmen, küçük bir köy ile büyük bir ülkenin anatomisini sunuyor. Konulara yaklaşım olarak NBC sinemasının en sert filmi olabilir. Nitekim her zaman eleştirdiği ama ucundan dokunduruyormuş havası veren NBC sinemasının en cesur eseri olabilir. Her şeye hiç çekinmeden sert dokunuşlar yapan NBC, toplumu eleştirirken toplumun enlerini es geçmemiş. İmamlar üzerinden yapılan din eleştirisi, en ince ayrıntısına kadar sorgulanan aile kavramı, iktidar – tabu – kuşak çatışması gibi konulardaki sorgulamaları, baba karakteri üzerinden yapılan dürüstlük sorgulaması. Harika diyaloglarla en ince ayrıntısına kadar incelenen toplum. Toplumsal baskıyı kabul etmediği için ukala ilan edilip ötelenen Sinan. Ve kendini anlatmak için Sinan’ı kullanan NBC. Öyle ki Doğu Demirkol seçiminde, benzer tavırlara ve mimiklere sahip oluşları, saçlarını kısalttığınsa Doğu’nun NBC’ye olan benzerliği oyuncu seçiminde bir hayli etkili olmuş. Sinan karakteri ile Türk toplumu içerisinde bir gezintiye çıktığımız filmde, gerçekte söylemek istediğimiz şeyleri bizim yerimize söyleyen Sinan, bizim yerimize tepkileri de göğüslüyor. Orta sınıf insanın genel problemlerine ve yaşantılarına ışık tutan film, topluma ait olan herhangi birinin bireyselleşme çabası ve kendini bulma mücadelesini yine Sinan karakteri ile bize sunuyor. Baba karakteri ile aile kavramının sarsılmazlığını sorgulayan Sinan, kutsallara, mitlere, aşklara içinde olduğu durum ve dönemin verdiği aşırı özgüven ile ailesinin diğer bireyleri üzerinden eleştiriler getiriyor. Hayatında ilk kez zorluk gördüğü askerlik ile birlikte ise oturmuş bir karakterle dönen Sinan, sistemin ve toplumun ona biçtiği rolü kabullenmesi gerektiğini kabul ediyor. “Ya öğretmen olup doğuda gençliğimi çürüteceğim ya da burada kalıp başka bir iş yapıp yine gençliğimi çürüteceğim” diyaloğuyla adeta bu toprakların bize sunduğu seçeneksizliğin altını çiziyor. Filmdeki imgeselliğin en net gözüktüğü nokta ise filmin finali. Askerden döndükten sonra babasını ziyaret eden Sinan, bahsettiğimiz diyaloğun geçmesinden sonra kendini kuyuda asmış görüyor. Bunu başta bize direkt veren NBC babasının kaçış yolu olan kuyu ile Sinan’ın tercihini, kabullenişini ve mücadeleyi bırakıp mecazen ölüşünü bu toprakların kaderi olan baba-oğul döngüsünü simgeliyor. Ve döngü devam ediyor ve Sinan ne kadar istemese de babasına evriliyor. Filmin belki de en ağır mesajı buydu. Kendini net bir şekilde ifade eden NBC kendisine oportünist ve pragmatist diyenlere de cevap vermeyi unutmuyor. “Yanlışlara sırtımı dönmüyorum,” diyen NBC, Sinan’ın polis arkadaşı ile olan konuşmasındaki ve atamalarla ilgili diyaloglarıyla devleti ve verilen orantısız yetkiyi sorguluyor. Her noktayı ince ince işleyen yönetmen iç sesini net bir şekilde bu filmle bizlere aktarıyor. Ve adeta günah çıkartıyor.

“Ahlat Ağacı” Nuri Bilge Ceylan sinemasında adeta bir mihenk taşı. Gelecek dönem sineması bu filme göre şekillenebilir. Her ne kadar gişe kaygısı gütmese de en iyi açılış yapan filmi oldu. Daha çok insana ulaşmak adına bu yoldan mı devam edecek yoksa kendi özüne dönüp kendi ait olduğu sinemayı mı yapacak bilinmez ancak cidden lezzetli bir filmdi. NBC her zaman yapmaya devam etsin. Biz de izleyelim. Sen üret güzel adam. Ama bence teknik olarak kendin gibi kal. Bu arada kendi adıma filmi vizyona girdiği ilk gün izlemek isterdim ama işim gereği bu yazım biraz gecikti. Bu seferlik affedin. Daha güzel zamanlarda daha hızlı yazılara. İzleyenlere “afiyet” izlemeyenlere ise “hala sinema salonlarında varken izleyin”ler diliyorum. Saygılar sevgiler …

 

***Bu yazıda bana çok büyük destek veren güzide insan Ayşe Seda Keleş’e teşekkür ederim.