Toplum içinde eşcinsel bir ilişki yaşamak çevrede, Birkenstocklarla çorap giydiğinizdekine benzer tepkiler uyandırır: Karışık. 

Bazı insanlar beğenir, destekler, onaylar tercihinizi; bazıları yadırgar, laf atar, yaptığınız seçimin yanlış olduğunu söyler, sizi aksine ikna etmeye çalışır. Çünkü bu seçim farklıdır “normal”den. İki taraf zıt kutupları temsil etse de bir ortak yönü vardır aslında: Yargıda bulunmak.

Onların olmayan bir hayata ait çoğunlukla da onlara zararı bile olmayan bir tercih hakkında… Onaylayarak da reddederek de baksa gözler çoktan üstünüze çevrilmiştir nihayetinde. 

Onaylanma ya da reddedilme değildir oysa beklediğiniz; yalnızca bilinmek, farkında olunmak ve mümkünse saygı duyulmaktır. Yani diğer herkes gibi. “Normal”de olduğu gibi. Ama çok az insan vardır bunu başarabilen. Sizin hakkınızda yargıda bulunmadan sadece varlığınızın farkında olmayı… Yol kenarındaki bir saksıymışçasına. O kadar basittir aslında. Bu insanlar farkındadır bu konuda söz sahibi olmadıklarının, başka bir hayata müdahale edemeyeceklerinin. Çünkü her ayak farklıdır, parçası olduğu kişiden ötürü. Bu yüzden hangi ayakkabıyı nasıl giyeceği o kişiye bırakılmalıdır, tercihi sizin moda anlayışınıza hiç uymasa bile. 

Tüm ayaklar günün sonunda ayaktır: İnsanı insan yapan metafiziksel varlığı muhafaza eden kılıfı bir yerde bir yere sürüklemek için yaratılmış vücut parçaları… Ayaklar neyin içine girerse girsin bu gerçek değişmeyecektir. Neyin içine gireceği ise kişinin tamamen kendisine bırakılması gereken bir seçim ve bu seçimden emin olunana kadar yaşanan birtakım deneyimler ve iç hesaplaşmalar silsilesidir. Herkes bir nevi beyaz atlı prens(es)ini bekleyen birer Cinderella’dır. Süreçlerinin büyük bir kısmında kötü üvey kız kardeşlerle aynı kaderi paylaşsalar da… En zor kısımdır bu. Çoğu insan aynı kötü kız kardeşler gibi yıpratır kendini yaratılışı gereği o kalıba uymayacağı belli olan ayaklarına “o” ayakkabıyı giyebilmek için. Neden? Çünkü öyle söylemiştir annesi, babası, amcası, halası, hocası, kocası, karısı, darısı başınıza… Çünkü “normal” olmaktı amaç. Güvende olmak, güvenle ölmek için. Peki yaşamış sayılır mıydı güvenle ölmek için önce olmak istediği kişiyi öldürmüş biri?

Hayalperestti ama bazıları çünkü masalın sonunu biliyorlardı; ona ulaşmak için ayal edilmeyi, dövülmeyi, öldürülmeyi göze alıyorlardı. Bazıları umudunu kaybetti yol uzadıkça evine diğer kötü kız kardeşlerinin yanına geri döndü, bazıları ise devam etti prens(es)lerinin sarayına çıkan basamakları tırmanmaya. Bazıları prens(es)leri beklemediler ayakkabıyı ayaklarına kadar getirsinler diye kendileri aradılar; daha da cesur olanlar yalın ayak yürüdü o tozlu, taşlı, dikenli yollarda. Ama hepsi baloya varmadan çoktan sarhoştu, olmak istedikleri kişi olmanın mutluluğuyla. Affetmeden yaşadılar hayatı sevmeyi seçtikleri kişilerin yanında. Önemli olan sizi ayağınıza değil kalbinize bakarak sevecek birini bulmaktı. Çünkü kalıplar değişirdi modelden modele, markadan markaya. Ve bir ölçüt olmamalıydı bu kalıplar aşkın derinliği için. 

Merdivende düşenler çok oldu ama kalktılar bazen de kaldırıldılar. Bazıları 1 gün bazıları 40 yılda çıktı merdivenleri. Bazıları sarayın kapısına varamadan aramızdan ayrıldı. Ama giderken çok daha mutluydular, aşağıda tırmanmaya başlamaktan korkan “öteki”lerden. Hep birileri o basamaklarda çoğu da “Bu işkenceyi çeken tek kişi ben miyim?” diyordu içinden. Farklılıklarına rağmen aynıydılar. İnsandılar. Sevdiler. 

Sarayın kapısı açıktı herkese. Balo devam ediyordu hala, her şeye herkese rağmen. Önemli olan inanmak, yılmamak; ağır sözler, bakan gözler, işaret eden parmaklar ve “aaaa ne ayıp!”lar arttıkça aldırmadan kulaklığı takıp müziği son ses açıp partiye hazırlanmaya devam etmekti. Bu partiye herkes davetliydi. Eskimiş ya da yeni ayakkabılılar, çıplak ayaklılar hatta ayaksızlar. Peki nasıl girilirdi bu partiye? Çok basit. Bilete gerek yok. Kapıda kimlik kontrolü de yok, 18 olmasanız da olur, Müslüman olsanız da… Hiçbir şey olmak zorunda değilsiniz bu partiye kabul edilmek için ama istediğiniz her şey de olabilirsiniz. Tek bir şart var: Hayatınızı yaşamak, başkalarınınkini değil. 

Görüyorsunuz bu parti çoğu ‘’normal’’ partiden farksız hatta ulaşılması daha kolay ve emin olun ki daha eğlenceli. Çok düşünmeyin saraya hangi kapıdan kiminle girsem, bu elbisenin altına hangi ayakkabıyı giysem diye. Ama yanınıza bir çift çorap almayı unutmayın, Birkenstock giyiyor olsanız bile. Çünkü parti uzun ve geceleri serin oluyor, evet temmuzda bile. Çünkü küresel ısınma ne yazık ki gerçek, bazıları kabul etmese bile.