Çocuğunuz ödevlerini yapmak istemediğinde, sayıları veya harfleri karıştırdığında ya da hızlı okuma, dil öğrenme sorunları yaşadığında onu tembellikle suçlayıp ‘‘Bugün o tablet ele alınmayacak,’’ demeden önce bir kez daha düşünün çünkü karşınızda beyni bambaşka çalışan küçük bir deha duruyor olabilir. Konumuz, disleksi.

Disleksi (dyslexia), ‘okuma bozukluğu’ anlamına gelen Yunanca kökenli bir kelime olan ‘Dyslexia’ sözcüğünden türetilmiştir… Tıbbi açıdan ise son dönemlerde sıklıkla üzerinde durulan “özel öğrenme sorunu” olarak tanımlanmış durumdur.

Disleksiye sahip kişilerin beyni herkesinki gibi çalışmaz, sizin harflere ve sayılara baktığınızda gördüğünüz şeyleri onlar görmez yani onlara göre her şey çok yabancı ya da birbirine benzerdir. Benzer sayıları (6,9,11…) ya da harfleri (r,n,m…) yazarken farkına varmadan birbirine karıştırabilirler, saat okumakta zorluk çekerler. Aynı durum okumalarına da yansır ve yavaş okuma ya da ezber sorunları yaşarlar, üstelik aynı durum yeni bir dil öğrenmelerini de etkiler.

Ama yanlış anlaşılmasın, bu kişi genel kanının aksine zekası normal düzeyde ya da normalin üzerinde kişilerdir. Diğer konularda üstün akıl yürütme becerileri gösterebilirler ama onlara çok yabancı gelen bu şekilleri çözemedikleri için ilerleme hızları diğer insanlara göre daha yavaş ve zorlu olur. Disleksi bir hastalıktan ziyade beyindeki algılama ve öğrenme bozukluğu sayıldığı için ilaç tedavisine gerek duyulmaksızın temel öğrenme teknikleriyle düzeltilebilen bir durumdur. Disleksi bir zihinsel engel değildir. Bir hastalık değildir. Disleksi sahibi kişiler de görme veya işitme duyu organı, duyusal davranış bozuklukları nedeniyle öğrenemeyen öğrenci değildir.

Öyle ki bazı inatçı disleksililer bu durumu öyle ciddiye almış ki, haddinden fazla öğrenmeye başlayıp üne kavuşmuş kimseler de var tabi. İçinde modern fizik kuramlarını çocuk oyuncağı gibi önümüze sermiş, izafiyet teorisiyle zirveye oynamış dahi bilim adamı Albert Einstein, bilim adamlığının yanında resimleri ve tıp alanındaki katkılarıyla her açıdan farklı olduğunu belli eden Leonardo da Vinci, İngiliz devlet adamı ve yazar  Winston Churchill, polisiye ve tren yolculuğu diyince akla gelen ilk isim Agahta Christie, efsane şarkıcı Cher, Top Gun’ın yıldızı aktör Tom Cruise, daha nice meslek gruplarına yayılmış ve içlerinde Türk oyuncular Aslı Enver ve Ebru Cündübeyoğlu’nun da bulunduğu bu idoller, daha nicelerini görmek ve bu çocuklardan umudumuzu kesmemek için yeterli sebep bizce.

Disleksi üç grupa ayrılıyor;

Okuma bozukluğu (Disleksi), yazılı anlatım bozukluğu (Disgrafi), matematik bozukluğu (Diskalkuli). Son çalışmalarda disleksik bireylerin her birinin özel yeteneklerinin olabileceği ortaya çıkmış. Çok ünlü oyuncu, yazar ve bilim adamlarının dislektik oldukları ortaya çıkınca dislektik çocuklar için “Yoksa onlar birer dahi mi?” sorusu gündeme gelmeye başlamış.

Sözel ve yazınsal alanda yaşadıkları sıkıntıları, sezgisel ve çok boyutlu düşünebilme kabiliyetleriyle örten bu kişilerin özellikle resim ve görsel hafıza yetenekleri, empati düzeylerinin yüksekliği dikkat çekmiş.

Bu meraklı, hayal gücü yüksek çocuklar eğitim hayatları boyunca aileleri ve öğretmenleri tarafından tembel haylaz diye sınıflandırılmak yerine anlaşılabilirlerse içlerindeki potansiyeli ortaya çıkarıp başarı gösterebilirler.

Bütün bunları bir disleksik bireyin ağzından dinlemek isterseniz sizleri Ebru Cündübeyoğlu ile baş başa bırakalım.

 

Selin Nazlı Onan (babası kimlik çıkartmaya bir sevinçle gidip Nazlı’yı eklemeyi unutsa bile kendisi eklemekten hiç vazgeçmedi)3 Temmuz 1994’te Fatih’in bavyerası sayılan Cerrahpaşa’da 9 ay 13 günlükken bir cuma günü dünyaya gelerek ailesine ve sağlık personellerine klişe korku filmlerinin tatlı heyecanını yaşattı. Çocukluğundan beri DNA’yı nedense pek sevdi, büyüdüğünde kendini Moleküler Biyoloji okurken buldu. Şu sıra derslerini bir an önce verip özgürlüğüne kavuşma ve çılgın bir bilim insanı olma yolunda.