Funny Games (2007)

İyi modern gerilim örneklerinden biri olan Funny Games kullanılan renk paletine kadar Michael Haneke’yi yansıtan filmlerden. İşin garibi bu film Haneke tarafından tam olarak iki defa çekiliyor ve iki film birbirinin sahnesi sahnesine aynısı. Bazı iddialara göre sevgili yönetmenimiz çektikten sonra bu filmi bir daha izlememiş zira ailenin küçük çocuğunun başına gelenlerden hoşlanmıyormuş. Film yalnızca bir banliyö evinde geçiyor. Akıllara zarar da bir açılış sahnesi var. Birçoğunuzu Boardwalk Empire‘dan tanıdığı Michael Pitt’in en iyi performanslarından biri olduğunu söyleyebilirim.

Rope (1948)

Listemizdeki üç Hitchcock filminden biri olan Rope’un bir tiyatro havasında olmasının sebebi filmin Patrick Hamilton’ın oyunundan uyarlanmış olmasıdır. Filmin aynı lokasyonda çekilmesi bir yana aynı zamanda Rope “tek çekim” filmler kategorisine giriyor. Yani tam olarak on defa, ara verilmeden çekiliyor. Bir tiyatro oyununun kameraya çekildiğini düşünün. Konu itibariyle Sleuth’u beğenen okuyucularımızın Rope’u izlemelerini öneririm. Net bir ibare olmamasına karşın film homoseksüellik gerekçesiyle Amerika’daki bazı eyaletlerde yasaklanmıştır. Hitchcock’un bu filmi Leopold ve Loeb vakasından etkilenerek yazdığı söylenir.

Gemide (1998)

Listedeki tek yerli filmin yönetmeni Serdar Akar. Gemide‘nin hikayesi Laleli’de Bir Azize filmi ile çarpışıyor ve filmin büyük bir çoğunluğu bilin bakalım nerede geçiyor. Filmde denizden kum çıkaran gemicilerin, kumdan yapılan binaların yıkılacağını söylemeleri ve filmin Gölcük depreminden evvel çekilmiş olması ister istemez filmin karanlığına karanlık katıyor.

What Ever Happened to Baby Jane (1962)

Kişisel favorilerimden olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim bu filmin şimdilerde Feud adlı bir dizisi çekiliyor. Filmin kendisi iki kız kardeş arasındaki çekişmeyi anlatırken Feud hali hazırda arası bozuk olan Bette Davis ve Joan Crawford’un filmin çekimlerindeki ego savaşını konu alıyor. İki yaşlı teyzenin bir evin içinde birbirlerine yaptıkları psikolojik eziyetleri anlatan What Ever Happened to Baby Jane izlediğim en iyi filmlerden biri.

Sleuth (1972)

İki erkek arasındaki ego çarpışmasını anlatan Sleuth, bir suç yazarının karısının sevgilisini şehir dışındaki malikanesine çağırmasını ve yaptığı teklifin çok daha farklı bir yöne gitmesini konu alır. Özellikle de Agatha Christie veya Sherlock Holmes hayranıysanız sevebileceğiniz bir film. Oldukça iyi işlenmiş bir senaryosu ve epey başarılı diyaloglara sahip. Ek olarak Sleuth 2007’de tekrardan çekildi. Orjinali kadar güzel olmasa da Michael Caine’in orjinal versiyonda Milo Tindle’ı, yeniden çekiminde ise Andrew Wyke’ı oynuyor olması sinemaseverler adına heyecan verici bir detay sayılabilir.

Dial M For Murder (1954)

Hitchcock’un en beğenilen filmi değil belki fakat listeye iliştirmekte fayda var. Film, eski bir tenis oyuncusunun eşini öldürtmek için yapmış olduğu planın yanlış gitmesi üzerine. Hitchcock’un favorisi Grace Kelly mağdur eş rolünde fakat ben Tony Wendice karakteri için Ray Milland’dan önce James Stewart’a teklif götürdüğüne neredeyse eminim

Réservoir Dogs (1992)

Listedeki en tanıdık isimlerden biri olan Réservoir Dogs’un çok büyük bir kısmı bir morgda çekilmiştir. Ayrıca Tarantino bir taşla iki kuş vurmuş, bir binadan iki kare çıkarmıştır. Zira Mr. Orange’ın dairesi, aslında morgun bir üst katında yer alıyor. Film kısaca birbirlerinin isimlerini dahi bilmeyen bir grup soyguncuyu ve yaptıkları bir soygunun ardından aralarında bir köstebek olduğunu fark etmelerini anlatıyor.

Das Boot (1981)

Wolfgang Petersen’ın II. Dünya Savaşındaki bir denizaltıda geçen filmi tahmin edeceğiniz üzere listemizdeki en klostrofobik filmlerden. Anlayacağınız seyirci de karakterlerle beraber bir Alman u-botuna sıkışıp kalıyor. Bir savaş filminden ziyade savaşın psikolojik yönlerini ele alan eleştirel bir film olduğunu söyleyebiliriz.

Rear Window (1954)

Film bacağı kırıldığı için bir süreliğine eve mahkum olan bir fotoğrafçının lensi aracılığı ile sıkıntıdan karşı daireleri izlemesini ve muhtemel bir cinayete şahit olmasını anlatıyor. Rear Window Alfred Hitchcock’un ne kadar öngörülü bir yönetmen olduğunu gözler önüne seriyor. Zira filmi biraz eşelediğinizde günümüz medyasına kadar müthiş eleştirilerin saklı olduğunu görüyorsunuz. BBG evinin tutacağı daha buradan belli.

12 Angry Men (1957)

Sidney Lumet’in ilk monokrom filmi olan 12 Angry Man, jüri karşısına çıkan bir cinayet davasını ve on iki jüri üyesinden yalnızca birinin sanığın lehine karar verdiği yargı sürecini anlatır. Film ilk ve son sahnesi dışında jüri odasında tamamen jüri odasında geçiyor. Boris Kaufman’ın kullandığı yakın plan lensler sayesinde oldukça klostrofobik bir ruh hali yayan film drama ile gerilim türleri arasında bir yerlerde.


Bahsedilmeye değer birkaç film daha;

The Man From Earth (2007)
Misery (1990)
The Hateful Eight (2015)
127 Hours (2010)
Cube (1997)
Buried (2010)

1995 yılında doğdu. İtalyan neorealizmi ve 40’lı yılların deneysel sinema anlayışı ile yakından ilgileniyor. Bahçeşehir Üniversitesi Fotoğraf ve Video bölümünde eğitimine devam etmekte. Fotoğraflarında çoğunlukla beden üzerine çalışırken bunun uzuvları parçalarına ayırıp teşrih etmenin bir yolu olduğunu düşünüyor.