Sere Serpe

Uzanıp yatıvermiş, sere serpe;

Entarisi sıyrılmış, hafiften;

Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor;

Bir eliyle de göğsünü tutmuş.

İçinde kötülüğü yok, biliyorum;

Yok, benim de yok ama…

Olmaz ki!

Böyle de yatılmaz ki!

                               Orhan Veli Kanık

 

Öncelikle yeni çıkardığınız romanınız Bella için sizi tebrik ederiz. Şimdiden pek çok okuyucu ile buluştu.

Bu zamana kadar edebiyat dünyasında Orhan Veli üzerine çok fazla şey yazıldı ve söylendi. Ama siz farklı bir kapıyı aralayıp Orhan Veli’yi sevdiği kadın Bella üzerinden ele aldınız, üstelik de bunu roman olarak yaptınız. Kitabınızın doğum sürecinden biraz söz eder misiniz?

Bella hikâyesi her zaman ilgimi çeken bir hikâye olmuştu. Bella, Orhan Veli’nin ne sevgilisi ne de birlikte olabildiği kadın. Ortada karşılıksız aşk durumu var, hayata geçememiş bir aşk, yaşanamamış bir aşk var. Bella Hanım’ın kendisine de sordum bunu bizzat. En büyük şansım da buydu. Roman kahramanının kendisini tanıma şansım oldu.

burak-akyuz-ile-yeni-cikan-romani-bella-uzerine-bir-roportaj-1

Bella Hanım yaşayan bir tarih. Onun hikâyesi de içinde çatışması olan, “Gel beni yaz!” diyen bir hikâyeydi.

Orhan Veli, o sıralarda Nahit Hanım’la bir aşk yaşıyor. Tam bu sırada Bella’ya bir aşk besliyor ve bence burada aşk ve sevgi kavramları biraz birbirine girmiş durumda Orhan Veli’de. Bir tarafta alışık olduğu kadın, bir tarafta yeni tanıdığı bir kadın söz konusu. Bu bana bir hayli ilginç geldi. Buradan baktığınızda hikâyenin kendisi doğurgan bir hikâye. Ve ben buradan yürüdüm gittim.

Şunu da eklemek istiyorum. Bella üzerinde durmamın tek nedeni Orhan Veli’nin aşkı olması değildir. Kendisi aynı zamanda köy enstitülü ve İngilizce öğretmeni, iyi de bir edebiyat okuru, Andre Gide hayranı. Köy enstitüsünde çok ciddi hizmetlerde bulunan birisi.

Ben her zaman şunu söylerim ki Cumhuriyet bu insanların omuzlarında yükseldi.

Sabahattin Ali, Azra Erhat, Erol Güney ve daha niceleri… Bizler hala onların emeklerinden besleniyoruz.

Kitabınızı biyografik roman olarak kabul edebiliriz. Roman, kurgu boyutuna sahip bir türdür. Araya serpiştirdiğiniz kurgularda hayal gücünüzü ve gözlemlerinizi nasıl kullandınız?

Bu üzerine çok düşündüğüm bir konuydu. Sonuçta yazdıklarım bir biyografi değil. Gerçek bir olaydan hareket edilmiş bir kurgu roman. Ama yüzde yüz gerçekliğin dışına da çıkmadım. Örneğin, Orhan Veli ve Bella’nın görüşebilecekleri çok fazla özel alan olmamış. Dönem ve şartlar gereği, Orhan Veli’nin sürekli Ankara’ya gidip gelmesi, Bella daha sabit bir konumda burada, bunların neticesinde bir yerlere gidip çay içebilmeleri veya yalnız kalabilmeleri pek mümkün olmamış. Ben alternatif sahneler bulmaya çalıştım. Ne konuşmuş olabilirler? Görüştüklerinde ne olmuş olabilir? Şunu da unutmamak lazım. Özel bir konu söz konusu. Belki yaşanmışlıklar vardır da bizlere söylenmiyordur, bu da olabilir. Ve de hikâyenin üzerinden yıllar geçmiş.

burak-akyuz-ile-yeni-cikan-romani-bella-uzerine-bir-roportaj-2

Benim kurguyu en çok desteklediğim nokta, Orhan Veli’nin iç konuşmalarıydı.

Orhan Veli çok konuşmazmış ve bu sessizliği insanların dikkatini çekermiş. Melih Cevdet anılarında şöyle der: ”O kadar güzel susardı ki biz ne konuştuğunu merak ederdik.” Çok gizemli bir sessizliğe gömülürmüş. Bu konuda Nahit Hanım da aynı şeyi söyler. Hüzünlü bir şekilde susardı, der. Ben o iç sesleri bulmaya çalıştım. Ne düşünmüş olabilir, ne söylemiş olabilir. İç çatışmaları nelerdi? Ben kurgu sahnelerimde bunlara dikkat ettim. Hani Orhan Veli der ya “Bir de sevgilim vardır pek muteber, ismini söyleyemem edebiyat tarihçisi bulsun.” Ben de bulup çıkarmaya çalıştım.

Bu konuyu Bella Hanım’a açıkça sordum, “Şair size hiç açılmadı mı, duygularını belli etmedi mi?” diye. “Hayır, doğrudan söylemedi.” dedi. Hiç bununla ilgili mevzu geçmedi mi, size yazdığı mektuplar var, dedim. Bella Hanım, ben gittim sordum, dedi. Çok enteresan değil mi? Ben gidip bana bir hissin var mı diye sordum, dedi. Orhan Veli, bu soruya tek bir cümle ile karşılık vermiş: “Siz bilirsiniz.”

Peki sizin Orhan Veli’ye olan ilginiz nasıl/ne zaman başladı?

Lise sıralarımda başladı. Kavga ve dövüşün bol olduğu çok kötü bir lisede okudum. İmdadıma kitaplar yetişti. Orhan Veli’yi bir edebiyat dergisinde gördüm. İlk okuduğum şiiri “Macera” şiiridir. O yıllarda ben de tıpkı şair gibi küçüktüm, küçücüktüm. Sonra hayatını incelemeye başladım. Başlarda ben de herkes gibi belediye çukuruna düşerek öldüğünü sanıyordum.

Sonraları şiirinin yaşamın içerisinde olduğunda fark ettim. Şiiri yaşamın ta kendisiydi. Düşünsenize Gemlik’e giderken gerçekten de köşeyi dönünce dağların arasından denizi görüyordunuz.

Şiir kitabını bitirdiğim ilk şair oldu kendisi. (Adam Yayınları-Bütün Şiirleri) Sonra Orhan Veli gibi konuşmaya başladığımı fark ettim. Orhan Veli, ütopyayı ulaşabileceğimiz bir yere indirmişti. Hep okudum şiirlerini, hatta tekrar tekrar okurum. Bu röportaja gelmeden önce de şiirlerinden biraz okudum.

Kitabınızda kaynak olarak kimlerden/nelerden yararlandınız?

Öncelikle karakterin kendisi Bella Hanımefendi, sonra Orhan Veli’nin kız kardeşi Füruzan Yolyapan, Asım Akcan. Bu üç isim Orhan Veli’yi tanıyan ve hayatta olan kişilerdir. Benim üçünü de tanıma fırsatım oldu. Şeref Özsoy’un kitabından bolca yararlandım ve onunla da çok fazla sohbetim oldu. Orhan Veli Şiir Evi aynı şekilde. Kısacası Orhan Veli hakkında yazılan Türkçe ne kadar kaynak varsa hepsini okudum. Adnan Veli Kanık, YKY Yayınlarından çıkan tüm Orhan Veli kitapları, Haluk Oral, Sözcükler Dergisi Orhan Veli sayısı ve pek çok derginin Orhan Veli sayıları, Asım Bezirci, Haluk Oral ve M. Şeref Özsoy’un Erol Güney’in Ke(n)disi… Orhan Veli’ye dair nerede ne çıkmışsa hepsini taradım.

Her bulduğumu Şeref Özsoy’la paylaştım mesela. Beraber oturup değerlendirdik her ayrıntıyı. Hem canlı kaynaklarım hem de yazılı kaynaklarım oldu.

Kitabınızın ikinci yarısında Orhan Veli’nin iç monologları çok fazla. Pek çok şeyi ya aklından geçiriyor ya da kendi kendisiyle konuşuyor. Bu Orhan Veli’yi daha iyi tanıtabilmek adına kullandığınız bir teknik mi?

Bu özellikle tercih ettiğim bir teknikti. Çünkü kitabımın bir otobiyografiden veya bir gazetecinin anlatısından farklı olması lazımdı. Kitabıma duygu katmam gerekiyordu ve Orhan Veli’nin ikilemlerini okuyucuya vermem gerekiyordu. Amacım okuyucunun kalbine hitap etmekti. Çünkü herkesin bir karşılıksız aşkı vardır. Az önce de belirttiğim gibi şair çok konuşmazmış, ben içinde patlayan volkanları bulmaya çalıştım.

Buraya güzel bir hikâye ekleyeyim. Bella Hanım’a “Anlatamıyorum” şiirini sordum. Orhan Veli karşısında üzgün oturuyormuş ve Bella Hanım ona sormuş, Orhan Bey neyiniz var, diye. Orhan Veli cevap vermemiş ve başını önüne eğmiş. Ama var bir şey belli, der Bella. Nedir sıkıntınız, diye tekrar tekrar sorar. İşte o anda Orhan Veli kâğıdı kalemi çıkarır, “Anlatamıyorum” şiirini yazar ve Bella’ya uzatır.

Ben romanımda Orhan Veli’nin anlatamadığını bulmaya çalıştım.

Şiirinde de sorar ya hani “Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda/Dokunabilir misiniz gözyaşlarıma ellerinizle”

Ben bu soruyu “Evet!” diye yanıtladım ve olması mümkün ihtimallerin üzerinde durdum.

Kitabınızın bazı bölümlerinde Orhan Veli karşındaki insanların sorularına veya durum tespitlerine şiirleriyle cevap veriyor. Bu romanın kurgusu mu yoksa Orhan Veli gerçek hayatta da böyle miymiş?

Yine Bella Hanım anlatıyor. Orhan Veli salona girermiş, perdeleri açarmış, “Bakın!” dermiş, “Gökyüzü masmavi, kim yaptı? Ben yaptım. Siz uyurken gökyüzünü boyadım.” diye etrafındakileri eğlendirirmiş. Bunu gerçekten yapmış. Şiirleriyle yaşayan bir insanmış kendisi gerçekten.

Bir insanla ilgili kötü bir durum söz konusu olduğunda da “Yazık oldu Süleyman Efendi’ye!” dermiş.

Orhan Veli’nin böyle bir tarafı varmış, güçlü bir hafızası var, kelime dağarcığı çok iyi ve hazırcevap ama benim kurguladığım sahneler de var tabi.

Bella Hanımefendi de Orhan Veli de “şiir dili” için benzer düşünüyorlar: “Dil, etkili ve doğru kullanıldığı zaman şiir anlam kazanır.” Siz şiir dili hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce şiirin dili nasıl olmalı?

Basitliğin ardındaki yoğun anlamların şiir dilini oluşturduğunu düşünüyorum.

Bazı şiirleri okuyorsunuz ve ne var ki ben de yazarım, diyorsunuz. Evet, doğru, ne kadar basit! Ama bir o kadar da yoğun. Bence güçlü şiir budur.

Yaşamla birleşen ve herkesin cebine giren şiir, gerçek şiirdir.

Garip Akımı da bu konuda çokça eleştiri almıştır. Fildişi kulelerden aşağı indirmişlerdir şiiri. O ana kadar divan edebiyatına alışmış bir kulak söz konusuydu.  Unutmayalım 18. yüzyılın divan edebiyatı şiirini, her ne kadar şiirlerde ciddi bir işçilik olsa da, anlamıyoruz. Ama 13. yüzyıl Yunus Emre’yi hala anlıyoruz ve okuyoruz. Orhan Veli, divan şiirini de çok iyi bilir hatta gazelleri de vardır. Burada esas olan Türkçeyi iyi kullanabilmektir.

Sizce Orhan Veli bu kadar erken yaşta vefat etmeseydi yakın arkadaşları Melih Cevdet gibi, Oktay Rıfat gibi Türk tiyatrosuna katkıda bulunur muydu?

Melih Cevdet ve Oktay Rıfat ile bir süre sonra yolları ayrılıyor Orhan Veli’nin. Şeref Özsoy bu konuda oyuncu olmadığı için şair olmuştur, der Orhan Veli için. Tiyatroyu çok seviyor ve hep iç içe. Tartuffe, Venedik Taciri, Scapin’in Dolapları çevirilerine dikkat ettim, farklı noktalar var. Eski evlerinin bahçesinde, derme çatma kasalarla bir sahne kurup Fransızca oyunlardan çeviriler yapıp veya kendi yazdığı oyunlardan oynarlarmış. Oynadığı oyunlardan bir fotoğraf da var aslında, bir okul temsili. Oyuncu olmayı kesinlikle istedi ama cesaret edemedi bence.

Kız kardeşi de aynı şeyi söyler, tiyatroya çok meraklıdır, der. Şiir albümünde Karagöz seslendirmesi vardır. Yine anılarında vardır, bazen oda kapılarından içeri Karagöz seslendirmeleriyle girermiş. Aslında tiyatro onun hayatında hep olmuş. Yaşasaydı kesinlikle tiyatro yazardı çünkü radyo piyesleri de vardı. Ama ondan önce roman gelecekti bence. “Dünyaların Dışında” diye bir kitap tasarlamıştır, kapağına kadar da yapmıştır. Bence sırada bu roman vardı.

burak-akyuz-ile-yeni-cikan-romani-bella-uzerine-bir-roportaj-3

Bella Hanım’la röportaj yapmak nasıl bir deneyimdi? Bu arada izniniz olursa o röportajı da sitemizde yayınlamayı çok isteriz.

Tabi yayınlanabilir, çok mutlu olurum. Olağanüstü bir deneyimdi. Kendimi her zaman şanslı hissederim bu konuda.

Arkadaşımla gittik Bella Hanım’ın yanına. Kameralarımızı hazırladık hemen. Bella Hanım, ben o kadar da önemli biri değilim, dedi bize. (Gülüyor) Bugün büyük bir keyifle okuduğumuz, yaklaşık 40 dile çevrilen o dizelerin canlı arkadaşıyla, şahidiyle berabersiniz. Bu büyük bir heyecan! Kendisi aynı zamanda Sabahattin Ali’nin de arkadaşı, Melih Cevdet, Oktay Rıfat, Azra Erhat, Erol Güney, Sait Faik Abasıyanık… Hepsiyle bizzat görüşmüş ve konuşmuş. Bana edebiyat sohbetlerinden söz etti. Harika dönemler! Hafta sonları yuvarlak masalarının etrafında birleşip konuşurlarmış. Masayı düşünebiliyor musunuz? Bence bu insanlar çok güzel bir döneme denk gelmişler.

Bella Hanımefendi benim için Orhan Veli’nin aşkı olmaktan da çok öte. Çok özel bir insan.

Kendi kendime şunu sıkça tekrar ettim:

“Şaka değil. Bella Eskenazi’nin kendisiyle konuşuyorum!”