Bir filmi izlerken olayların yalnızca gözümüze hitap etmediğini hepimiz biliyoruz. Beynimize, duygularımıza, seçimlerimize, siyasi görüşlerimize kadar birçok şeyi etkileme özelliğine sahip filmlerde hiçbir seçim, gördüğümüz sahnedeki hiçbir olgu amaçsız ya da kazara olmaz. En küçük ayrıntılar -ki bence küçük ayrıntılarla büyük ipuçları veriliyor- dahi bize karakteri tanıtıyor, sağduyumuzda ve bilinçaltımızda zaten var olan bazı ilkelerle eşleştirme yapan beynimiz karşımızda konuşan kişinin bazı özelliklerini çoktan anlamış ve bize anlatmış oluyor! Bir karakteri, küçük ayrıntılarla tanımak mümkündür. Genelde gündelik hayattaki küçük ayrıntılar üstüne düşünülmediği için bilinç yerine bilinçaltıyla karar verdiğimiz, aslında bizim çoğu zaman ezbere sanıp içimizde çok karmaşık yapıda çocukluğumuzdan beri var olan, tüm yaşanmışlıklarımızın temeliyle ortaya çıkan kararlardır bunlar. Duygu, alışkanlıklar, sarhoşluk, rüya, dil sürçmeleri bilinçaltında gerçekleşir. Bilinçaltında zaman kavramı yoktur. Uzun süreli bir bellek vardır.

Dönelim filmlere, filmler bizim bilinçaltımıza karakterlerin de bilinçaltlarıyla yaptıkları seçimler yoluyla ulaşırlar -kör göze parmak olmayan ayrıntılar tabii ki- Benim bugün bahsedeceğim seçim ise SÜT! Birkaç film üzerinden kısaca bakalım, süt beyazperdede bize aslında neleri göstermiş.

A Clockwork Orange/Stanley KUBRICK

Tüm korku ve kaosun çocuklar/gençler tarafından başlatıldığı Kubrick’in kültleşmiş “A Clocwork Orange” filminde, Korova Milkbar’da etraftaki onca cinsel objeye ve gergin ortama rağmen tüketilen içecek süttür. Neden herhangi bir alkollü içecek yerine süt tercih edilmiş? Bu filmde tüketilen sütlerin özelliği içlerindeki madde ile masumiyetin eylemsel olarak zıtlığına teşvik eden vahşiliği açığa çıkarmasıdır. Ayrıca bu filmdeki Alex ve arkadaşlarının aynılığı gibi süt de homojen, beyazdır. Sütün saf ruhu ile Alex’in ruhunu başlarda çelişiyor olarak görsek de ilerleyen sahnelerde aslında nasıl da uygun olduğunu görüyoruz.

No Country for Old Men/Johel-Ethan COEN

No Country for Old Men’in Anton Chigurh karakterinin içtiği süt sahnesini mutlaka hepimiz hatırlıyoruzdur. Burada zaten eve girmeden önce de birçok insanı öldüren Anton şimdi de potansiyel kurbanı Moss’un evindedir. Ev kavramının bizim zihnimizde yan sekmede açtığı diğer kavramlar olarak konfor alanımızı, rahatlığımızı, bize ait olan beyaz bayraklı bölgeyi örnek verebiliriz. Bu sahnede Anton’un başkasının konfor alanında nasıl rahat ve saygısızca var olabildiğini görüyoruz. Beyaz bayraklar onu ilgilendirmiyor, başkasının rahatlığı da pek umurunda değil. Kendi ilkeleri olan, başkasının bir nevi krallığı olan eve istediği gibi dalıp kendi gücünü, hakimiyetini yine gözler önüne seren bir karakterle beraberiz ve tüm bunlar bilinçaltımıza bu gergin sahnedeki süt şişesi ile veriliyor. Ayrıca ilerleyen sahnelerde Moss yeni bir motele sığındığında şimdilik kaçtığını sanıyor ve bir nevi konfor alanı elde ediyor, bu sahnede yerde süt içen bir kedi görüyoruz. Anton, Moss’u tekrar bulunca koşuşturmalı sahneler esnasında yerdeki sütün devrildiğini görüyoruz. Moss’un konfor alanı daima Anton tarafından fethediliyor.

Léon: The Professional/Luc BESSON

Leon filminde kullanılan süt ile ise Leon ve Mathilda karakterleri arasında adeta bir sütten köprü kurmak mümkün. Şöyle ki; sütü hem Leon’un suikast planında sonra içmesi karakterinin karmaşasını, Mathilda’ya sağlıklı ortam sağlamaya çalışırken bu besin ve bakım sıvısı olan sütü tüketmesi Leon gibi  bir suikastçının bile tamamen kötülükten oluşmadığını, sevginin gücünü izleyiciye gösterir. Mathilda ona çocukluğu hatırlatırken, o da babalık duygusunun kaygısına kapılmıştır ayrıca yaşça küçük ama entelektüel bilgi açısından büyük olan Mathilda’dan birçok şey öğrenerek kendisi de yeni doğmuş gibi olur. Yeni doğanların da ne içtiğini pek tabii hepimiz biliyoruz… Böylece Leon’un görünüşün aksine neşeli ve kırılgan ruhunu tek bir bardak süt ile anlayabiliyoruz.

Bu bariz örneklerin yanında süt imgesi kullanılan diğer filmlere de şöyle bir bakalım;

Suspicion/Alfred HITCHCOCK – Peeping Tom/Michael POWELL

“Suspicion” ve “Pepping Tom” filmlerinde kadın karakterlerimiz Lina ve Helen âşık oldukları adamların aksine çok masum ve neredeyse saf iyilikten oluşan kadın karakterlerdir. Âşık oldukları adamlara en başından beri sonsuz bir bağlılık beslerler ve bu bağlılık adamların kötü olan tüm yanlarını örter. Pepping Tom’da Helen’in süt içmesi tamamen onun masumiyetini simgelemek adınadır, gireceği yeni dünyaya adım atmadan önce soluklanıyordur belki de.

Suspicion’da ise oldukça kibar ve iyi olan Lina’mız kocasından şüphelenmesine karşın onu bırakamamaktadır, bu filmdeki süt hem bu masum kadının kuşkusunun somutlaşmış hali hem de bize yine onun masumiyetini hatırlatan bir imgedir. Hitchcock biz seyirciyi de sütün zehirli olduğuna ikna ederken sütün yüzeysel anlamda masumu akıllara getirmesinden faydalanmıştır. Sütün zehirli olduğuna inanmamız aslında planlıdır, başından beri çeşitli olaylarla bizi inanmaya hazırlamıştır.

Rebel Without a Cause/Nicholas RAY

James Dean’in asi bir genci oynadığı Rebel Without a Cause’ da ise süt Leon filmindeki kullanıma benzer şekilde karşımıza çıkıyor. Asi gençliği ve olgunluk arasındaki çatışmayı temsil ediyor, ayrıca karakterimiz Jim’in gecenin bir yarısı süt ile beslenmesi onun sevgiye ve rehberliğe de ne kadar aç, beslenmemiş bir ruhu olduğunu anlatıyor.

Inglourious Basterds / Quentin TARANTINO

“Inglourious Basterds” filminde albaya hemen her filmde gördüğümüz yetişkin ve soylu adamların içtiği şarap ikramı soruluyor fakat albay şarap yerine sütü tercih ediyor. Bu bilinçli ve gözümüze sokularak gösterilen tercihin altında da çok şey yatıyor. Öncelikle Landa gibi güçlü ve kararlı bir liderin sarsılmazlığını sütün hepimizin bildiği; kalsiyum, kemik güçlendirici gibi faydalarıyla açıklayabiliriz. Bunun dışında iyilik ve saflığın kurulu olduğu bu çiftlikte hakimiyeti ele geçirişini No Country for Old Men’deki örnek gibi bizlere sunar.

Catch Me If You Can/Steven SPIELBERG

Leonardo di Caprion’un sahtekar bir genç olduğu Catch Me If You Can’ de hostes ne içeceğini sorana dek gayet olgun ve tam bir pilot taklidinde olan Frank, verdiği cevap “süt” ile yaşını, gençliğini ve masumiyetini belli eder.

Mad Max: Fury Road/George MILLER

Post-apokaliptik bir distopyayı izlediğimiz “Mad Max : Fury Road” filminde göğüslerinden, sığır gibi süt çekilen kadınlar ve anne sütü dolu tankerler görüyoruz. Filmde zaten sürekli sıvılara yapılan göndermeler varken süt savaşçılara güçlerini ve sağlıklarını korumak için içiriliyor. Bu filmde hem modern insanın yetişmek için kutsal saydığı anne sütünün gücü gösteriliyor hem de Max kurtuluşa ve arınmaya yaklaşırken kanlı yüzünü sütle yıkayıp sütün kutsallığına tekrar atıfta bulunuyor.

SPONGEBOB

Bu tatlı Spongebob örneği ile sütün modern sinemada, klasikten farklı olarak daha çok gücü temsil ettiğini ve bu sebeple çoğunlukla anti-kahramanların elinde görmemizi özetlemek istemiyorum. Buradaki replikte Spongebob dünyasında yaşayan kahramanımız, kahvaltıda çivi yediğini süt BİLE içmediğini söyleyerek gücünü vuruluyor ve sonrasında da büyük bir saygıyla karşılanıyor. İyiliğin olduğu yerde kötülüğün kazanılması, masumiyetin tersi olan vahşilik ile reddi ve bizi insan yapan kutsallığın kaybı bebekliğimizden beri aşina aldığımız bu beyaz, homojen sıvı ile simgelenebiliyor.