6.5 milyon sene evvel yaşamış olan ve henüz iki ayak üzerinde durabilen bir türün varlığından söz ederiz. Şuan binlerce sene öncesine bakıp bir Homo cinsine ait olduğumuzu ise rahatlıkla konuşabiliyoruz. Bir bakmışız 100 bin, bir bakmışız 300 bin sene evvele uzanmışız. Her geçen gün bizi daha da eskiye götürecek belki de.

İnsan evrilmiş mi evrilmemiş mi, yok mu etmiş var mı etmiş bunlar güzel sorular ve üzerine konuşmaya değer başlıklar. Biz ise bugün bu canlının dış görünüşüne ufak bir göz atacağız.

Konveks Aynada Çıplak, John Currin

John Currin’in bu eserine Gece Hayvanları (Nocturnal Animals) filminde rastlamıştım. İşin aslı filmin ilk 4 dakikası zaten sanatsal açıdan oldukça zevkli ve ilgi çekici. Yalnız sanatsal kelimesinin altını özenle çizmek isterim. Eser bizi Rönesans ve Barok dönem arasında bir yere götürüyor aslında.

Konveks Aynalı Otoportre, Parmigianino

 

Michelangelo da belli bir aşamadan sonra Rönesans’ın üslup kalıbından çıkmıştır. Yöneldiği Maniyerizm evresinde, Parmigianino da eserler veren bir isimdir. John Currin’in çıplağının kalçası ya da Parmigianino’nun eli… Aralarında yaklaşık 500 yıl bulunuyor; ancak konveks ayna her ikisinde de fark yaratan unsur olarak karşımızda.

Nocturnal Animals (sahne)

Genel olarak resimlerinde sosyal ve seksüel temaları eleştirel şekillerle işleyen bir ressamdır John Currin. Çalışmalarına çok yönlü bir göz atmak da bunun cevabını rahatlıkla bizlere vermektedir. “Konveks Aynada Çıplak” eseri ise Jean Dominique Ingres veya başka Romantik ressamda olduğu gibi odalık temalı Oryantalist tarz eserleri akıllara getirebiliyor.

Büyük Odalık, Jean Dominique Ingres

Ancak bunun yanı sıra ben bir eklenti daha yapıp konuyu sonlanacağı raya sokuyorum bu noktada. Fernando Botero…

Kolombiyalı usta sanatçının şişman temasına duyduğu sevgiyi kendisini tanıyan herkes bilir. Ona göre şişman güzeldir ve güzeli temsil eden bir şeydir. Botero, bu başlık altında gerek bizzat kendine ait olan resimlerin yanı sıra kendinden önceki ressamların eserlerine de kendi tarzıyla dokunmuştur.

Arnolfini’nin Evlenmesi, Jan van Eyck

Flaman Rönesansı’nın ünlü isimlerinden Jan van Eyck’in “Arnolfini’nin Evlenmesi” adlı eseri, küçük boyutlarına rağmen detay yönünden oldukça zengin bir eserdir. Bu eseri bir de Botero’nun gözüyle görün.

Arnolfini’den Sonra, Fernando Botero

Birtakım değişikliklerin dışında aslında eserde dikkatimizi çekmesi gerek nokta, karakterlerin kiloları elbette. Sadece iki insan değil halının kenarındaki hayvan bile pofuduk ve kilolu bir şekilde resmedilmiş.

Luis Chalet’in Ölümü, Fernando Botero

Botero, kendisiyle yapılan röportajlarda boğa güreşine olan ilgisini de dile getirmiştir. Güreşlerle arasında bir bağ olduğundan bahseder ve bu konuya hakim olduğu için de resmettiğini söylemiştir. Elbette konu sadece güreşten ibaret olmamıştır. Ancak boğa güreşi resimlerine dahi baktığımızda Botero’nun tarzının bize doğru noktada ışık tuttuğunu görebilmekteyiz.

Uzun Boyunlu Meryem, Parmigianino

İnsan bedeni, Parmigianino’nun elindeyken yaşadığı deformasyonu yüzyıllar içerisinde farklı sanatçıların elinde tekrar yaşayabilmiştir. John Currin gibi Amerikan bir ressam ya da ondan daha yaşlı Fernando Botero, bize bu konuda güzel eserler bırakan isimler arasında yerlerini almışlardır.

Şükran Günü, John Currin

Okur, yazar, çizer, gezer, vakit buldukça da fotoğraf çeker. Sanat Tarihçisi adayı ve Ege Üniversitesi'nde öğrenim görmekte.